Yılmaz’ın Çılgın Telaşı

Akıl almaz bir hızla yapılan seçimin ardından ertesi gün ilk koltuğu kapmak üzere Yılmaz’ın sahneye çıkışı gerçekten ibret vericidir.

Daha doğrusu büyük bir çoğunluğu varken bırakıp kaçan bir kimsenin seçimin üçüncü gün noktasında ortaya çıkıp, Ecevit gibi bir kimseyi kendine akıl hocası tayin ederek piyasaya çıkması, ancak bizim memleketimizde olacak bir kepazeliktir.

Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, seçimde en fazla oy alan bir partiye şu veya bu şekilde tuzak kurulup iktidar verilmek istenmiyorsa, diğer partilere düşen nezaket, hele bir görev verilsin onu görelim demektir.

Hatta Anadolu’da evin küçük kızına talip çıkarsa, ablası varken olmaz deriz. Bu çok büyük bir aile geleneğidir. Partisi içerisine çeşitli kanallarla soktuğu muhafazakârlarla, Korkut Bey gibi dev isimlerle 130’u tutturan bir partinin bir taşın dibine oturup ağlaması gerekirken, bayram çocuğu gibi sokağa fırlayıp evvel-ahir antipatik olmayı aşamamış bir mahalle delikanlısının peşinde (Ecevit’in) ortaya çıkması hazindir.

Bir kere bir seçimde muhalefetin iktidardan az oy alması o muhalefet için çok büyük bir yenilgidir.

Eğer Yılmaz, aklı sıra Sayın Erbakan’ın hazırladığı muhafazakâr oyların kendinde temsili var sanıyorsa, o hâlâ fiyaka turları atıyorsa, yine gülünçtür.

Dikkat edin, bakın Refah hakkında söylediği şu cümlenin ve cümlenin altındaki sevimsiz gurura bakın, diyor ki, eğer kendisinden özür dilerse, Refah Partisi onlarla koalisyon değil de, sıradan bir müzakere kapısı açılabilirmiş.

Bu ne iğrenç gururdur. Sen kim oluyorsun ki, Erbakan’a lütfen müzakere için şart ileri sürüyorsun.

Refah Partisi parlamentonun en çok rey alan partisidir. Ve bütün partiler için başbakanlık görevinin Refah’a vermesini sağlamak bir demokrasi, şeref borcudur.

Kaçınılması imkânsız bu şeref borcunu terk edip, ‘Biz onunla koalisyon kurmayız’ diye önceden çelme takmaları, daha tepeden bütün partilere taze parlamentoda kocaman bir sıfırdır.

Erbakan’a görev verilmeme olayının hesabını Demirel ne tarihe, ne de Türk demokrasisine veremez. Tabii bir meclis meydanında parti grupları kurulmamışken, bir o kadar suni koalis­yonlar kurmak üzere uğraşırlar ise, asıl hak sahiplerinin feryadı zihinlerde yoğunlaşacaktır.

Refah’a niçin başbakanlık verilmediğine kargalar bile güler. Efendim önceki beyanlardan anlaşıldığına göre, yeterli oyu alamazmış. Eğer böyle çılgın bir mantık varsa, sevabı da değirmen taşı gibi ayaklar altındadır. Alamazsa daha iyi. Sizin dediğiniz gibidir, üstelik de demokrasiye ihanet etme töhmetinden kurtulursunuz.

Fakat unutmayın, Refah aldığı oyları yedirtmez. Yılmaz’ın müsamereleri gibi hazırladığı mizansenler yanında, daha CHP faktörünün varlığını hele hele şimdilik susmayı tercih eden Çiller’in, gelecekteki tertiplerini unutmamak gerekir.

Yılmaz'ın Çılgın Telaşı
Yılmaz’ın Çılgın Telaşı

Yılmaz Bey boşuna gayret sarf etme. Sana bu lokmayı yedirtmezler.

Gerçi eskiden beri partindeki ekonomik cuntalar, medya vasıtası ile seni desteklemeye devam edeceklerdir.

Ama unutma ki, karşı tarafta Refah gibi sağlam bir parti, hem de ortak pazar bir başka yerden temin eden mafya babaları vardır. Ve bu mafyalar senin etrafında gördüğün mafya babalarına benzemez.

Bunların kökleri Amerika ve Avrupa’dadır. Çok acele ettin, kendine yazık ettin. Hatta belki de farkına varmadan Refah’a güzel bir ziyafet sofrası hazırladın.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 04 Ocak 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.