“Yetmiş Yıllık İmaj”a Güle Güle

Yeryüzünde bin yıl boyunca İslam’ın dolayısı ile uygarlığın imajını temsil eden milletimiz yüzyıl içerisinde bir avuç taklitçinin oyununa gelerek muhteşem imajını yitirdi. Kimse ne hayıflandı, ne de vah vah dedi. Gönüllerdeki acılar ancak bir avuç müslümanın yüreğinde kan damlası gibi süzüldü durdu.

"Yetmiş Yıllık İmaj"a Güle Güle
“Yetmiş Yıllık İmaj”a Güle Güle

Şimdi kalkmış bazı çevreler milletin bizzat kendi imajı olan yeni politikaya karşı yaygara koparıyorlar. Batı dünyasının teröriste karşı birbiri ile çatışan düşüncelerinin bedava savunucusu oldular. Teröristlere silah veren batıdır. Onları zaman zaman kışkırtarak silah veren de batıdır. Eğer böyle olmasaydı. PKK’ya açık destek veren Yunanistan da kınanır, o ülkeye de yaptırımlar uygulanırdı. Hatta Suriye’nin terörist ilan edilmesine rağmen İsrail’in hatırı için Suriye’ye yaptırım uygulayamayan Batı’nın çifte standardı ortadadır. Biz teröre destek veren hiç bir ülkeye müsamaha ile bakmıyoruz. Kim teröristlere destek veriyor ise bu ülke bu yanlıştan vazgeçilmelidir.

Ancak bugün ortada oynanan oyun özünde petrol savaşının strateji planlarıdır. Dünyanın dev petrol deposu Ortadoğu’dur.

Körfez ülkeleri bütünü ile Amerika’ya teslim olmuş durumdadır.

Bunun dışında kalan Irak’la İran ise batıya karşı teslimiyetçi politikadan yana değildir. İşte bu nedenle Irak ve İran’ın yaptırımlarla bunaltılıp, batıya ram olmaları istenmektedir. Gerçi Irak yine batının oyunlarına gelerek Kuveyt’i işgal etmekle kendisini büyük bir belanın içerisine itmiştir. Ancak Iran İsrail’e karşı olmaktan başka bir suç işlemiş değildir. Bu yüzden de Avrupalı ülkeler İran’la ekonomik münasebetlerini her şeye rağmen sürdürmektedirler.

Fransa’nın yaptığını Türkiye yapınca niye bütün çılgınlıkların hedef tahtası olmaktadır? Hele her zaman Irak tan ve İran’dan yana politika güttüğü için Amerika tarafından istenmeyen adam durumuna düşen Ecevit’in bu politikaya karşı çıkması anlaşılır şey değildir.

Demek ki Türkiye vahşi dev petrol kavgalarının ortasına çomak sokmuştur. Bu yüzden imajı değişti mahvolduk tepkisine uğramıştır. Zaten Türkiye’ye yüz küsür yıldır vurulmak istenen imaj batı taklitçiliği bu milletin iğdiş edilme operasyonudur. Çünkü bir millet manevi değerlerini kaybederse, tam anlamı ile iğdişleştirilmiş olur ki, bu milletin gözü önünde bütün güzellikleri katletseniz kılı kıpırdamaz.

Batı taklitçiliğinin imajının içerisinde hangi çengilerin olduğunu düşündüm. Rahmetli Necip Fazıl, bunları sıralarken harika üslûbu içerisinde perişan etmiştir. Kefen bezine mahrem olan yerlerimizi açarak, sokakta dolaşmak bu imajın en pratik yönlerinden bir tanesidir. Kızlık gibi ilâhi bir haya lütfûnu bir an önce yok edilmesi lazım gelen deri parçası sayanlarla, zaten imajımız birlikte değildir Onlar imajlarını atanlar gitsinler güle güle…

Ancak bu imajda daha vahim görüntü haksızlığa ve zulme karşı olmak yerine onlardan yana olmak silikliğidir.

Bir insanın, bayraktan daha kıymetli olduğunu savunan gûya insancıl düşüncenin sahiplerinin Hiroşima’da yaptığı cinayetleri hatırlama cesaretidir. Bu gün tamamen mazlum görüntü gösteren İslâm ülkelerine gidip ‘Nasılsın Kardeşim’ deme asaletini gösteren Erbakan’a karşı çıkan zihniyet işte yetmiş yıllık iğdiş imajının açık bir tepkisidir. Biz yine bu tepkiyi gösterenlere başlık cümlemizi tekrar ediyoruz Güle güle yetmiş yıllık ima’

Biz mazlum İslam ülkelerinin hatırını sormakla kalmayacağız, onları yüzlerce yıldır içlerinde yıktığınız mânâ cesaretini canlandıracağız haberiniz ola.

Bu milletin 70 yıllık imajının içerisinde öyle çirkinlikler var ki insan tekrar ederken yüreği sızlıyor, en son örnekdeki Yunan meselesine bakın, batılı bize kızar diye Yunan’a sövmekten bile korktuk. İlk defa bir Türk lideri ağzından Yunan’ın manyaklısı, hasta rûhlu olduğu ilan edildi. Bu dahi 70 yıllık imaja nasıl güle güle dendiğini gösteren harika bir örnektir.

Kıbrıs’da yatan Yüce Peygamberimizin halası dolayısı ile bütün milletin halası Safiye Sultan yüzü suyu hürmetine Allah bu milletin içerisindeki ve dışındaki hainlere öyle bir tokat indirsin ki, 70 yıllık imajın gidişine güle güle demek fırsatını bile bulamasınlar.

Bu milletin içinde iğdişlik operasyonu dolayısı ile gaflet uykusuna yatanlar iyice bilsinler ki, hükümetin icraatı bir politik tercih değildir. Milli bir tercihtir. Bunu şu veya bu şekilde politik oyunlarla karşı çıkmak isteyenlerin tümü, gerçek milli irade karşısında hüsrana mahkûmdur. Bazı kumarbaz politikacılar daha iyi anlasınlar diye bir kumar örneği vermek istiyorum “Şimdi aşşık bizde” oyunu bitirmeden aşşığı kimseye vermeyeceğiz. Sizlere de güle güle.

Muhsin’i çok sevdiğimizden midir, nedir? O’na hitap etmeden duramıyorum. “Hükümetin kurulmasında verdiğin desteğin ne getirdiğini seyrettin” herhalde mutlusundur.

Çiller’e gelince, ortanın sağı diye bilinen iki partiden birinin tercihi konusunda tartışırken ben daima Çiller’i tercih etmişimdir ve Yılmaz’ı tam bir batı kulübü olarak tanımışımdır. Hâlbuki Çiller ortak pazar konusunda, Avrupa Birliği konusunda ısrarlı politikası nedeni ile bazı muhafazakar çevrelerde yadırganmıştır. Fakat işin aslında yüreğinde milliyetçi ve manevi değerleri yaşatmak önemlidir. İşte Çiller koalisyonun kurulduğundan bugüne kadar bu manevi değerleri yaşattığını göstermiştir. Sayın Erbakan’a engel olmak şöyle dursun, bilakis destek olmuştur ve bunu yaparken de samimidir. Ortanın sağındaki partilerin erimesi açısından kaçınılmaz siyasi etkiler elbette mevcuttur. Fakat DYP’liler çok iyi bilmelidirler ki, bu erimeyi durdurmanın yolu Refah’a karşı çıkmak değil, ona destek olmaktır.

Bu gerçeği yakın günlerde ANAPın eriyip çürümesinde seyredeceğiz. Başbakanlığı aldığı halde. Refah koalisyonunu reddeden Yılmaz, bunun diyetini siyasi arenada çok ağır ödeyecektir Bu sonuçlar şüphesiz DYP’nin kendi açısından başarılı bir hasada sebep olacaktır

Daha önce söylediğim gibi, Erbakan’ın politikası sıradan bir siyasi tercih değil, bütün politikalara rağmen milli politika tercihidir. Bakalım rakipsiz sahnede at koşturan diğer parti liderleri bu tercihi anlayıp ne zaman pınlarını, pırtılarını toplayıp gideceklerdir.

Onlara da güle güle…

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 22 Ağustos 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.