Yazıklar Olsun

70 yıldır ekilen ateist tohumların ne türlü çirkin meyvalar verdiğini birkaç gün önce Kadıköy’de seyrettik. Bir toplumda içtimai bütünlüğü, huzuru sağlamanın tek unsurunun din olduğunu modern çağda bilmeyen politikacı ve ilim adamı kalmadı. Bizimkiler hariç tabii…

Çünkü bizde aydın geçinenlerin büyük çoğunluğu hâlâ manyak Marks’ın “Din Afyondur” sloganını yaşıyorlar. Hâlbuki dünyanın neresinde olursa olsun, toplum dengeleri manevi değer yargıları sayesinde ayakta durur. Yetişen ateist nesiller, vahşi bir hayvandan fark edilmeyen genç kuşakları doğurur.

Ateist gençlik ahlâkın çürümüş batağına gömülme fırsatını bulamazsa, kuduz mikrobu taşıyan bir vahşetle devleti ve içtimai dengeleri yıkmaya çalışır.

Yazıklar Olsun
Yazıklar Olsun

Yıllarca marksist ve komünist kongrelerin bütün dünyayı işgal etmek için yürüttükleri sistemli politika madde madde her yıl kendi bezirgânlarına ulaştırılır.

Bu tarz kongrelerin tebliğlerini çoğu kez büyük bir titizlikle inceledim. Hemen hemen tümü manevi değerlerini yitirmiş toplumları, fakir olan halkı arkalarından sürüklemek için zengin düşmanlığı esasına dayanır.

Bu tarz eylemler aslında tam bir siyasi irticadır. Ne çare ki, ateist zihinlerde hâlâ kolayca müşteri bulmaktadır. Modası geçtiği için marksistliği ve komünistliği açık açık savunamayan birçok gruplar, demokrat, sosyalist yaftalar altında cinayet şebekeleri kurmaktadırlar. Sanatla ilgisi olmayan birçok biçareyi zorla meşhur edip marksist emellerine alet etmekte, etnik hırsları saflarında temsil ederek taraftarlarını artırmak istemektedirler.

Kim olursa olsun, hangi masum tavıra bürünürse bürünsün ateist düşüncenin zorunlu bezirganları, din düşmanları Kadıköy’deki tahribatın yakılan arabaların bir numaralı suçlusudur. Bu manzara hâlâ ılımlı sol bile olsa bazı siyasi kimselerin ve partilerin desteklenmesindeki vahim hatayı gözler önüne sermiştir.

Bugün yeryüzünde ateist ve marksist düşünceler akıl ve ilim karşısında değerini temelli yitirmiştir. İlim çevrelerindeki slogan “Allah’ı inkâr, fiziği inkarla eşdeğerdir” şeklinde kesinleşmiştir.

Politika alanında ise marksist ekonominin ancak faşist yani zorba devletle yürütülebileceği anlaşıldığından aklı başında tüm siyasi çevrelerce bir daha çıkarılmamak üzere çöpe atılmıştır. Bunun yanında bütün dünyada gittikçe çürümüşlüğe yüz tutan toplum yapılarının ancak manevi değerlere dönüşle ayakta kalabileceği inancı vazgeçilmez bir ilke olarak kabul edilmektedir.

Bütün bu gerçeklere rağmen 1000 yıllık İslami bayraktarlığın temsilcisi olan milletimizi bu kutsal görevden geri çevirerek, marksist, komünist pisliğe sürüklemek kimin hakkıdır?

Bu gerçekleri iyice bilelim. Bu milletin gençlerini ateist bir eğitimle marksist komünist anarşistler haline getirmek sıradan bir çarpıklık değildir. Bu nedenle İslam inancına karşı çıkmak, memleketimizde sıradan bir özgürlük tercihi gibi telâkki edilemez.

Bu tarz faaliyetler ağır bir insanlık suçudur. Yaralı bir polisin nakledildiği ambulansa saldırmak ancak marksist iğrençliğin boyutlarını temsil edebilir.

Bu hadiseden sonra bence bütün siyasiler, yazarlar şapkalarını gözlerinin önüne koyarak çok ciddi olarak bir kez daha düşünmeli, bu milletin bir bütün halinde yaşamasını istiyorsa; laiklik, sosyalistlik maskesi altında din düşmanlığı yapmaktan vazgeçmelidir.

Hele hele cinayet şebekelerine engel olmak isteyen polise “Aman elini kaldırma” tavsiyesinden vazgeçmelidir. Eğer böyle davranmazsa bu milletin büyük çoğunluğunun reddettiği çarpıklıklara karşı kendini korumak zorunda kalacaktır. Bu koruma tarzı şüphesiz ki, İslama yakışır bir bilinçle yapılacaktır.

Bu nefs-i müdafaa demek olan davranışın özünde tercihlerini isabetli yapması gelir. Yani bu milletin asıl sahibi olan inananlar, inançlarına yeterince sahip çıkmayan, hâlâ marksist çöplüklerde dolaşan partileri hızla tasfiye etmelidir.

Okuduğu gazetenin, seyrettiği tv kanalının karşısında aynı hassasiyeti göstererek inançlarına karşı çıkan bu tarz kurumlara karşı açık boykot eylemi geliştirerek onları bu aptallıklarından vazgeçmeye zorlamalıdır.

Millet bu şuuru kazandığı takdirde, kısa bir sürede şerler inlerine döner ve bu milletin asıl sahipleri atalarının canlarını vererek kurdukları bu topraklar üzerinde mutlu yaşamanın tadını çıkarırlar.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 5 Mayıs 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.