Sönmeyen Güneş: İslâmiyet

İnsanlık, yeryüzünde geliştiği süreçler içinde daima bunalımlı günler geçirmiş, çoğu kez de medeniyeti yok olma noktasına geldikçe ilahi bir müdahale ile kurtulmuştur.

Sönmeyen Güneş: İslâmiyet
Sönmeyen Güneş: İslâmiyet

Musa’nın asasını görenler, yine kısa bir sûre sonra şaşırarak gaflet ve sapık salaklara dönmüştür. İsa’nın ölüyü dirilttiğini gören Roma’nın zalimleri, onun hakkında ölüm cezası vermekten kendilerini kurtaramamıştır. İnsanoğlunun dünya perestliği Allah’a inanır görünse bile, rantı tercih etmesi, her devirde uygarlığı yok etme noktasına karşı süregelmiştir. Asr-ı saadeti mukaddem günlerde yeryüzündeki dinler, insanlar üzerindeki etkisini öyle yitirmişti ki, asr-ı saadete yakın günlerde insanlık tam bir kaosa girmişti. Çin’den Hind’e, Hind’den Roma’ya yayılan insanlar, kör bir kuyunun dibinde yok olmaya mahkûm olmuşlardı. Yalnız zalimlerin yaşama hakkı vardır. Medeniyetin bu bitiş ve tükenişlik, seyreden semavi kitapların haber verdiği İslâm güneşinin doğmasını zayıf bir ümidin ışıkları altında bekleme heyecanı içindeydiler.

İslâm nuru geldi, Fahr-i Kâinat Efendimiz insanlığı yok olmaktan akıl almaz bir mücadele vererek kurtardı. Zalimin yaşama hakkının sınırlarını tahrip etti. Onu köşeye sıkıştırıp inananlara hizmete mecbur kıldı. En önemlisi, insanlara maddi çıkarlardan öncelikli insanlık sevgisi ve Allah’a kulluk etmek mutluluğunu öğretti.

Bu ilahi nur meş’alesi kıyamete kadar nurunu sürdürecektir. Zamanın farklı dilimleri içinde zalimlerin hapsedildiği kümeslerden zaman zaman başlarını çıkarıp insanlara yeniden şeytan oyunlarını öğretmek istediler. Her defasında İslâmın nuru onları değişik cepheden yakalayarak yok etti. Aslında medeniyetin bugünlere gelebilmesi, İslâm nurunun zalimi devamlı takip edip yok etmesi sayesindedir. Günümüzden kısa bir süre önce, zulmün batıda başlattığı ateist ve Marksist hezeyanlar, Rusya’nın devrilmesiyle birlikte iğrenç saldın gücünü yaşadığımız yıllar İçinde kaybetti.

İlahi senaryoların değiştirilemeyen hükmü kıyamete kadar İslâm nurunun zulüm ve çıkar çevrelerini yok etmesi ilkesine dayanır. Ezan-ı Muhammedi okundukça ne kadar zor durumda olursa olsun, İslâm cemaati Allah dedikçe, zulmün vahşeti solmaya mahkûmdur. 19. asrın getirdiği ateist, Marksist veba illeti artık kontrol altına alınmıştır. Yeni bir nesil nuru Muhammedi’yi temsil ederek dalga dalga bütün İnsanlığa yaymak İçin heyecanlı bir varoluşun sim içinde gelmektedir. Bütün ser çabalara rağmen, İnsanımız onlardan İntikam alırcasına İslâmı yaşama çabası esrarengiz bir şekilde kuvvet bulup yayılmaktadır. Dinden, İmandan bihaber ailelerden bile gelen yavrular, Allah sevgisi peşindedir. Anne ve babalarına orucu ve namazı telkin etmektedirler, İslâm nurunun Kur’an’da bildirilen bu ölmezlik ve sönmezlik sırrı hem milletimizin, hem bütün dünyanın yegâne teminatıdır.

İslâma karşı çıkan zulüm ve rant çevreleri, hangi çeşit hileye başvurursa vursun, bu memlekette İslâm nurunun apaçık parlamasını engelleyemez. Âyet-i kerimede, “Onlar istemeseler de ben nurumu tamamlayacağım” emri, günümüzde apaçık yeniden “hay sırrına” ulaşmıştır, İslâm nurunun tecellisine yanlış örnekler vererek mani olmak isteyenler, kendi aptal tertipleri içinde boğulup gitmeye mahkûmdurlar. Hakiki özgürlüğün, özellikle kadın özgürlüğünün tek temsilcisi olan İslâmiyet, akıl almaz bir süratle gönüllerde dayanılmaz bir zevk haline gelecektir. Bu arada, yarım yamalak imanla İslâmı temsil etmeye kalkanlar, ona acayip güncellik elbisesi giydirmeye gayret edenler, şaşkın planlarıyla beraber tasfiye olup telef olacaklardır.

Zaman zaman hadiselerin akışına karşı üzülen mü’minler, İslâm nuruna karşı ümitlerini her zamankinden daha güçlü bir şekilde korumalıdırlar. Şerrin planlan buz üstüne yazılmış yazı gibi perişan olmaya mahkûmdur. Bunu bir an evvel seyretmenin sim ise gönüldeki iman hareketini ve iman gayretini daha hızlı şekilde ateşlemekten ibarettir. Buzun üstüne yazılan yazı kendi başına da yok olmaya mahkûmdur. Fakat onu iman ateşiyle ısıtırsanız bir saniyede yok olur.

Milleti İslâmın muhteşem hayat tarzına bir an önce kavuşturmanın çaresi, inananların heyecanlarını yine inananlar etrafından bütünleştirme gayretinden geçer. Biz, hatır için Allah diyenleri sırtımızda taşımaktan vazgeçmeliyiz. Allah diyenin, Allah emri karşısında umursamaz soğuk davranışlarını gördüğümüz zaman, onlara öyle bir tavır almalıyız ki, onlar ya gerçekten Allah demenin mesuliyetini idrak etsin, ya da ömürlerinin kalanını nifak cemaati içinde geçirsin. Yeni gelen nesle sahip çıkabilecek çok seçkin Müslümana ihtiyacımız var. Çünkü bu nesil, kendinden önceki nesil gibi her şeye karşı hakaret edilmesini görmezlikten gelen haysiyetsizliğe sahip değil. Benim kuşağımın benden sonraki bir kuşağın inanç karsısında düştüğü vahim meskenet, tarihte kara bir çizgidir. Yeni nesil ise pınl pınl, bembeyaz bir İman kadrosudur. Allah onların muhteşem senaryolarını bu millete seyrettirecektir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 14 Mart 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.