Son Darbe

Madde kâinatının saati bing bang’la çalışmaya başlamıştır. “Ondan önce” kavramı söz konusu olamaz. Çünkü saat çalışmaya başlamadan önce zaman yoktur ki öncelik veya sonralık kavramı olsun.

Efendimizin Kur’an mucizesi, beş sene ara ile şenin iki ejderini yerle bir etmiştir, önce Marksizm, beş yıl sonra da ateizm karanlıklar içerisine dirilmemek üzere gömülmüştür.

Fahr-i Kâinat Efendimizin (s.a.v.) mucize âsası bir raundda marksizmi yerle bir etti. Şerrin temsilcisi dev bir imparatorluk, hayâlleri bile durduran bir sürat ile çöküverdi. Ateistler hâlâ kendilerini teselli ediyorlardı: “Varsın Marksizm gitsin, ateizm ayakta ya ne gam” diye, çırpınıp duruyorlardı. Ne var ki: Mucize-i Muhammedi (s.a.v.) ilim dünyasında da çıkıverdi ve ateizm bir daha dirilmemek üzere yok olup gitti. Bütün Avrupa ve Amerika’da ciddî ilim mecmuaları bu ay ateizmin ölüşünü kapak ya da geniş makaleler halinde dile getirdiler.

Olay, Big-Bang Teorisi’nin kesinlik kazanmasıyla gündeme gelmiştir.

Son Darbe
Son Darbe

Kâinat’ın yaratılışı ile ilgili Kur’ah’ın hârika mesajlarını yirmi yıldır anlatıyoruz. Ancak, bu defa batı ilim adamları gerek Nasa laboratuarlarında uzayın mikro dalgalarının incelenmesinde, gerekse Berkeley Laboratuvarlarında yapılan çok hassas deneylerden sonra kâinatın tek bir noktadan âni olarak fışkıran enerjiden yaratıldığına kesin gözü ile bakmaktadır.

Sonsuza yakın sayıda yıldızların, milyarları aşan galaksilerin uzay boşluğunda meydana getirdiği âhenkli var oluş ise, bu dev fizikçilerin tanımı ile “Allah’ın el yazısıdır.” Bakınız bütün bu olayları Kur’an nasıl dile getiriyor Yâsin Sûresi 82. âyette:

“Allah ol der oluverir.” işte Allah bir noktaya “kün=ol” emrini verince var oluş başlamıştır. Zihinlerde zaman zaman tereddütler oluşturan “Peki, ondan öncesi ne idi?” sorusunun cevabı ise mânâ ilimlerinde, “Allah kendi zâtiyet sırrı içindeydi. O düzeyde ilim; zaman, mekân ve mesafe söz konusu olmayacağı İçin bu konuyu düşünmek abesdir” cevabıdır.

Madde kâinatın saati big-bang’la çalışmaya başlamıştır. “Ondan önce” kavramı söz konusu olamaz. Çünkü saat çalışmaya başlamadan önce zaman yoktur ki öncelik veya sonralık kavramı olsun. Bu akıl almaz enerji patlamasından sonra zapt edilmez bir ısı ortamı yani milyarlarca santigrata varan sıcaklık ortaya çıkmıştır. Bu sıcaklık bir yerde kuvantların şekillenmesini imkânsız kılmıştır. Yani, enerjiler bu milyarlarca santigratlık hareket karşısında belli şekiller arz edememiştir, ancak geçen ilk altı saniyeden sonra kuvantlara bir tarz tekillenebilme imkânı gelmiş, dolayısı ile madde âleminin kompütürden çıkan haritasına çizgiler düşmeye başlamıştır.

Arzın ve semaların altı günde yaratıldığına dair âyette geçen süre ise muhtemelen bu ilk altı saniyenin sırrına işarettir. Çünkü yine yüce kitabımızda Allah dilediğinde zaman kavramının çok değişik olduğu mesela bizim elli bin yılımızın bir gün gibi olduğu bildirilmiştir. (Hac Sûresi, 47)

Big-Bang teorisi ile birlikte ilâhî kompitürün murad ettiği, kâinatın şekillenmesi ve âhenginin hâlen devam etmesidir. Buna astrofizikte kâinat’ın genişlemesi denilmektedir. Yani bir noktadan başlayan akıl almaz kudret, tam bir bitmezlik sırrı içinde Allah’ın kâinata yazdığı yaradılış destanını sürdürmektedir. Uzayın en uzak noktalarına sıçrayan kuasarlar, ilâhî kompitür programına göre birer yıldız gibi beklemekte, sırası geldiğinde patlayıp dağılarak yeni bir galaksi oluşturmaktadır. Bu yüzden astrofizikte kuasarlara uzayın meni hücreleri de denilmektedir.

Kuasarların özelliği, uzayın en uzaklarında olmalarına rağmen ışınlarının fevkalâde sert, delici ve parlak oluşundadır. Yüce kitabımız pek net bir biçimde kâinatın akıl almaz bu hikmetini de dille getirmiştir.

Sûre-i Tarık’da; büyük bir Kur’an mucizesi olan bu astrofizik gerçek şöyledir “Semâya ve Târık’a kasem olsun ki: Târığın ne olduğunu bilemezsiniz. O en parlak ve delici ışığı olandır.”

Asırlar boyu anlaşılamamış bu tanım doğaldan doğruya kuasarları bildirmektedir, işin daha enteresan yanı, sûrede bu başlangıçtan hemen sonra atılgan, fırlayan meni hücrelerinden bahis edilmesidir.

Big-Bang teorisinin önünde yatan gerçek Allah’ın varlığını ve mutlak kudretini inkâr edilmez bir biçimde sergilemesidir. Protondan dahi daha küçük diye adlandırılan bir noktadan hiç aksamadan yürüyen bir enerji programının intişârı, ancak ilâhî kudretin ve ilâhî ilmin aksiyon hâlinde kabulü ile mümkündür, işte ateizmi kahreden gerçek budur.

Bir tek noktadan başlayan ve sonsuz sayıda yıldızın uzay mekânına âhenkle yerleşmesini sağlayan, çevremizde gördüğümüz hârika dengeleri ve güzellikleri sergileyen ilâhî irade ve ilim, kendi varlığını hiçbir aklın ve mantığın inkâr edemeyeceği biçimde âşikâr kılmıştır.

Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (s.a.v.); “Her Peygamberin bir mucizesi vardır. Hz. Mûsa’nın asası, Hz. İsa’nın ölüyü diriltmesi gibi… Sizin mucizeniz nedir?” diye soranlara:

“Benim mucizem Kur’an’dır.” diye buyurmasının hikmeti çağımızda bir mucize ihtişamı şeklinde tecelli etmiştir.

Efendimizin Kur’an mucizesi, beş sene ara ile şerrin iki ejderini yerle bir etmiştir. Önce Marksizm, beş yıl sonra da ateizm karanlıklar içerisine dirilmemek üzere gömülmüştür.

Şüphesiz, yıkılıp yok olduğunu en son fark edecek, bizim komünistler ile bizim ateistlerdir. Şu anda batının Big-Bang teorisine karşı çıkan bütün ateistleri teslim bayrağını çekerek “kaybettik, yanılmışız” dedikleri halde bizde hâlâ ateizmi bilimsellik(!) sayan şaşkınlar vardır.

Astrofiziğin ve uzay çalışmalarının arkasında ufo maceraları arayarak, Allah inancından insanları saptırmayı ümit edenler, her an yeni bir ilâhî sürpriz ile perişan olmaktadırlar.

Çünkü ilim ve onun özünde merkezini teşkil eden fizik, aslında ilâhî sanatın gözler önüne serilmesinden ibarettir. Uzun yıllar bu gerçeği fark etmeyenler, fizik alemini sanki insanlar icad ediyormuş gibi bir gaflete düştüler. Farkına vardıkları fizik kanunlarını, onun derinlerinde yatan matematik bağlantıları ve âhengi görerek, hayranlıklarını inanç coşkusuna çevirecekleri yerde, inançsızlığın kaosuna düşüp perişan oldular, iki eşyanın arasındaki fizik bağlantıları ve onların sayfalar tutan formüllerini öğrendikleri zaman ilâhî ilmin karşısında hayran kalacakları yerde, akıl almaz bir pişkinlikle tesadüfün gölgesiz ağacı altına saklanmak İstediler. Daha da kötüsü ilme bir zevk getirmek isteyen ilim adamlarının açıklamalarını görmezlikten geldiler.

Renk ayarlan için karışık kompitür hesaplan ile yıllar boyu çalışarak renkli televizyon seyret­memizi sağlayan ünlü İngiliz fizikçisinin;

“Renkli görebilmek için insan gözünün retinasında en az yirmi kompitür hesabı gerekmektedir” tesbitini dahi kitaplara geçirmediler.

Allah da uzaydan gönderdiği mikro dalgalar ile koskoca bir kâinatı bir noktadan nasıl yarattığını ilân ediverdi.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 25 Şubat 1996 tarihli, Akit Gazetesi’nden alınmıştır.