Sohbet

Sohbet
Sohbet

Sohbet, aşk ve mânâ âleminin formülü demekdir. Aşk ülkesinde ruh ve yaratanının çeşitli tecellî sırlarının alfabesidir. Sohbet her oluşdan ötede, hâl ehlinin aşık ve ma’şuk cilvelerinin bizlere sızan rüzgârlarıdır.

Sohbet, tasavvufa giriş, Âlem-i hakikatde kendini terkedişin beyânıdır.

Sohbet, ma’nevî ilmin harfleridir. Onların kompozisyonu, talibe hal ilminin ilk kelime­leridir.

Sohbet mevzuunun ulvî haşmeti karşısın­da akıl, mantık, hakîkî aklı bulmak zevki içinde iflâs eder.

Sohbetlerin zikrinde ben fakir gibi nâkil­lerin aradaki hiçlik mevkii ma’lûm. Hattâ bu mevzuda Velînin sohbet konusu olan dervişin bile ismi, Fahr-i Kâinat uğrunda mevzubahis değildir. Onlar isimlerinin gayb’e, sözlerinin de Fahr-i Âlemin sırları yolunda karışmasını en büyük nimet sayarlar. Onun içidir ki hiç bir Garb felsefesinin eteklerinde gezemediği, Dünyâ, hattâ kâinat çapında fikir ve hâl kıs­salarının çoğu, meçhul dervişlerin aşk derya­sından devşirdikleri isimsiz çiçeklerdir.

Ben de bu sohbetleri derlerken isimsiz fikir ve san’at kahramanlarını; bir derviş, bir aşık diye zikredip kâinatın ezel ve edebde tek Fahri, ALLAH’ın benzersiz sevgilisi Peygam­berler Peygamberi Efendimizin yoluna ve onun sembolleşen velîlerine terkedeceğim.

Bir âşık buyurmuş ki:

«Fahr-i Âlem (Festekim kemâ ümirte) Âyetini okayup saçlarım ağartan çilesini niçin beyan etti?» Şübhesiz Fahr-i Âleme sırât-ı müştekim zor gelmemişdi.

Onun saçlarını ağartan çile sırrı, Rahme­tinin sonsuzluğundandır. Şöyle ki, Âlemi gaybın sırlarını açıp ma’nâ âlemini bütün ümme­tine sunacak ve dalâl yolunu imha edecek bir formülü, Âlemi beşere lütfetmek istiyordu Fahr-i Âlem Efendimiz.

Halbuki ALLAH (Festekim kemâ ümir­te) buyurmakla, bu durumu men; ancak sırat-ı müstakime izin veriyor.

Ümmetine haris olan Fahr-i Âlem Efen­dimizden coşan rahmetin şiddeti Peygamberi­mizin mübarek saçlarının ağarmasına sebeb oldu: Yoksa insanların %95’i dalâldan kur­taracak himmeti peygamberîye nail olacakdı.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, İslamın Nuru (01 Nisan 1953, Sayı: 24) Dergisinden alınmıştır.