Mücahid

İnançlarımızla birlikte milli karakterimize işlemiş birtakım kavramlar vardır ki, bunları et tırnak gibi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Mücahid de böyle bir kavramdır. Yüce kitabımızın cihadı farz eden emriyle birlikte savaşı meşrulaştıran çok ciddi kurallar vardır. Bunlar tahakkuk ettiği takdirde her mü’min için kendi vatanını işgal eden, hürriyetlerini yok eden istilacı güce karşı, savaş ibadetinin bir parçası olarak kaçınılmaz bir hale gelmektedir. Çağımız dünyasında milletlerin birbirlerini ekonomik nedenlerle yok etme kavgaları kesiksiz devam etmektedir. Bu ekonomik kavgaların özünde ise hiçbir kutsal tarafı bulunmayan çıkarcı vahşeti mevcuttur. Bunun en güzel temsilcileri Marksist yönetimlerdir.

Cihad ne kadar kutsalsa, Marksist istilalar o kadar iğrençtir. Yanıbaşımızda değil bizzat, içimizde var olan mücahitlerin zarif bir eylemini yakın zamanda Boğaz’da seyrettik.

Çeçen kardeşlerimiz Kafkasya’da en iğrenç istidaların vahşetlerin trajedisini tüm dünyaya duyurmak için çok nefis bir eylem yaptılar. Allah (cc) takdiri cümlesinde bir üzüntü vermeden sahneyi noktaladı. Bu vesileyle fevkalâde birtakım milli gerçekler gündeme geldi.

(1) Memleketimizin ve milletimizin madde ve manasıyla kardeşi olan Çeçenlerin bizden gayrı var sayılması mümkün değildir. Hangi yörede olursa olsun inanan mü’minlerin tümü Çeçen kardeşliğine sahip çıkmak zorundadır. Nitekim Avrasya eyleminin süre geldiği günlerde Dünya İslâm Birliği de Çeçenleri tanıma konusunda ilk müsbet adımı atmıştır.

Mücahid
Mücahid

Her ne kadar Ruslar, Çarlık devrinden kalan sarhoşluğundan uyanarak aklını başına toplayabilmiş değilse de dünya, Rusya’nın vahşi kimliğini belki de ilk defa doğru dürüst tanımış ve ilk defa bir şeyler yapılması gerektiğine yönelik kamuoyu etkileri başlamıştır.

(2) Bizdeki Marksistler bütün dünya Marksistlerinde görülen o iğrenç pişkinlikle bu memlekette yaşadıklarını unutuvermişlerdir. Her vesileyle milli bütünlüğün bozulmasını isteyen ve hatta onu teşvik eden Marksist kafalar, Jirinovski’den farksız olarak iğrençliklerini sergilemişlerdir. İç dünyalarında milli bütünlüğümüze karşı duydukları nefret öylesine azgındır ki, neredeyse Yeltsin ve Jirinovski’ye hak vererek, dünyanın en iğrenç vahşetine sahne olan Dağıstan ve Çeçenistan olaylarında Rus zulmünü alkışlamaktadırlar.

Bence memleketimizin en önemli milli meselelerinden biri, bizi tahrip etmekten haz duyacak olanlar. Bu Marksist kafaların ve Marksist kalemlerin gerekli cevabı almaları sorunudur. Çünkü bu kişiler, fahişeler gibi üç gün sonra özgürlük adına bizden sadaka istemeye kalkacaklardır. Yüzyıllar boyu kuzey komşusuyla ölüm kalım savaşı veren milletimiz tarihinin hiçbir devrinde Rusya’ya karşı korku, telaş ve zebunluk zilletine düşmemişlerdir. Fakat Marksist kalemler, ne yazık ki bu zilleti biraz kamufle etseler de göstermektedirler.

(3) Çeçen kardeşlerimizin kişiliği, aslında milli iman kişiliğidir. Ve bu hasret Kafkasya’nın her noktasında olduğu gibi, Anadolu’nun da her noktasında mevcuttur. Zaten Rusları ve Rus yanlılarını kahreden gerçek de budur. Bazılarının olayı siyaset moda gündeminde olan terörle karıştırmasının ya da o pencereden göstermesinin sebebi budur. Haysiyet ve yaşama mücadelesi vermek, vatanını düşmanına kolayca teslim etmemek gibi bir davranışın temsilcisi Çeçenler, terörden o kadar uzaktır ki, onları terörist çizgiye çekmek, aka kara deme alışkanlığından olan Marksizm hayâsızlığından başka bir tanımla açıklanamaz.

Çeçen kardeşlerimizin eylemlerini eğer terörist olarak tanımlamaya, hadiseleri bu yolda yorumlamaya devam ederseniz ve cesaret bulursanız, kısa bir süre sonra bütün milletin Çeçen olduğunu fark edersiniz.

Sevgili okuyucularımın Ramazanını tebrik ediyor, gönüllerinde Bedir mucizesi doğmasını niyaz ediyorum.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 28 Ocak 1996 tarihliAkit Gazetesi’nden alınmıştır.