Modern Ebu Cehiller

Modern Ebu Cehiller
Modern Ebu Cehiller

Bu görüntü İslâmiyetin doğduğu yıllar­da Mekkeli kâfirlerin isyanlarına tıpa tıp benzemektedir. Ebu Cehil ve şurekası bü­tün gayretini Efendimiz (s.a.v)’in sözlerini halka duyurmamakla yoğunlaştırdı. İllahi hikmet bütün dinleri, siyasi otoritelere karşı mücadele zeminini oturtmuşken (Hz. İsa Roma, Hz Musa Firavun, Hz. İbrahim Nemrud) Fahr-i Kâinat Efendimizi cehle karşı mücahede, mücadele noktasından yansıtmıştır. Bilindiği gibi Ebu Cehil, ca­hiller babası anlamına ge­lir. İslamiyet o kadar bilim­sel ve gerçek bir güçtür ki, onun karşısına akıl, bilgi mantık gibi zihnin ilahi güç kaynaklarıyla çıkamazsı­nız. Onu dinleyen herkes, İslama karşı bir yakînlik ceryanına kapılır. Bu yüz­den bütün şer güçler iddi­alı bir şekilde İslâmiyeti gözlerden ve kulaklardan uzak tutma çabası içinde­dirler Ebu Cehil’den bu yana İslâm düşmanları bu iğrenç bayrak yarışını aynı iğrenç ölçüler içerisinde sürdürüp gitmektedirler.

İslâmiyet’in ilk âyetlerinin “oku” emriyle başlayıp, il­mi farz kılan satırlarla emredilmesinin hikmeti, cehalete karşı açılan büyük sava­şın temel parolasını vermektir, Hz. Ebu Talib’in kafirlere söylediği çok önemli bir cümle vardır. “Siz onu dinlemediniz, din­lemekten korkuyorsunuz.”

İslâm üzerinde özellikle son yüzyılda yoğunlaşan düş­manlığında ana sloganı “dinleme, dinlet­me” parolasıdır.

Zâhiri görüntüleri ne olursa olsun, iste­dikleri kadar yapmacık aydın ve bilim adamı kıyafeti giyerlerse giysinler, İslâm düşmanlarının tümü eski deyimle cehl-i mürekkeptir. Yani bilgisizliğin karesidir.

Yüce dinimizi anlayabilmek için, yüce ki­tabımızı kavrayabilmek için, mutlaka çok iyi fizik, biyoloji ve tarih kültürüne sahip olmak lazım gelir.

Günümüzde İslâm düşmanlığı yapan, bilim adamı geçinen Ebu Cehil müsveddeleri ise, bu üç ilimden de tam manası ile yoksundurlar. Çeşitli içtimai mevzularda siyasi hedefler göste­ren böyleleri kesinlikle değil dünya tari­hini bilmek, Osmanlı tarihi, hatta yakın çağın tarihini dahi bilmemektedirler.

Dünyanın hiç bir ülkesinde kendi tari­hinden bîhaber bir soytarıyı içtimai veya siyasi konularda konuşturmazlar, yazı yazdırmazlar.

Yeni doğan Türk devletini kültüründen koparmak için Batının kin ve hınç dolu iddialarını temsil eden kitaplardan, ma­kalelerden kendi tarihini kaosa benzeten modern Ebu Cehiller, ilim adına biraz utanç duyarak hiç değilse kendi tarihleri­ne, Osmanlı arşivindeki sağlam kaynakla­ra sahip çıkmak zorundadırlar.

Bugün gençlerimize okutulan tarih ki­tapları, İslâm düşmanlarının eli yağlı kara iddiaları ile kirlidir. Sosyoloji kitapları ise marksist sosyolojinin kapitilasyonunda hazırlanmıştır. İnanmazlarsa Amerika’da marksist sosyolojiye karşı alternatif ola­rak hazırlanan sosyoloji kitaplarını oku­sunlar.

Bu söylediklerimizin en iyi örneği, tarihi çağlara ayıran kavramları bu milletin yeni kuşaklarına benimsetme tarzlarıdır. Bi­zim milletimiz İslamiyetle tanıştığı anda itibaren ne ortaçağı ne de yeniçağı, ne de son çağ evreleri geçirmiştir. Avrupa’nın çürük tarihi yapısı içerisinde cehaletin, kilise zulümlerinin ve de re beylerin cirit attığı günler için bir ortaçağ kavramı gün­deme getirmek mümkündür. Fakat aynı yıllarda Osmanlı’nın ilk dönemi ve Selçuklu devrini yaşayan milletimiz, bugün insanlığın ulaştığı içtimai yapıdan daha sağlıklı, daha adaletli ve daha özgür bir yaşam içindeydi. Ve derebeylik sistemi de bizim toplumumuza hiçbir şekilde yansı­mış değildi. Batı’nın rönesans kalıbı ile kendisini bize benzetmek için yaptığı ça­bayı gülünç bir şekilde kendimize ait bir evre olarak nasıl kabul ederiz?

Bu çok büyük gerçeği kendi milletine bir şeref vesikası olarak aktarmayan kişilere Ebu Cehil demekten başka ne imkân var­dır? Bizim milletimizin kavgası, bin yıldır Batıya onların yeni çağ dediği uygarlığı yansıtma kavgasıdır. Yıllar boyu bu uğurda can ver­miş, kan vermiş bir milletin insanlarının karşısına ge­çerek “senin kültüründe, inananda, iş yok gel sen de Batılılar gibi manevi de­ğerleri inkâr et. Arkana bir it tak, sokaklarda dolaş de­menin” iğrenç görüntüsü, insanımızı manen yarala­dıkça ve tepkilerini inanan­lar etrafında toplanmakla gösterdikçe, bu Ebu Cehil müsveddeleri çıldırıyor.

Mânâya ve Allah’a inan­madıkları için uydurma re­çetelerle uyuşturup bayılt­tıklarını zannettikleri mil­let, dirilme belirtisi gösterikçe de, “Bunları kim diril­tiyor” diye sebep arıyorlar. Ben size dirilteni haber ve­reyim. Bu milleti ölümsüz şifa kaynağı Kuran diriltiyor… Ve diriltmeye devam edecektir.

Ebu Cehil, sizin metodlarınızın belki de daha şiddetlisi ile ve yüzbine yakın taraftarı ile on iki yıl üçyüz mü’mini sindiremedi. Bugün ise milyon­larca mü’min, Kur’ân-ı teneffüs ederek dirilip varolmanın heyecanını ve hazzını yaşıyor

Ey modern Ebu Cehiller! Yakın çağ tari­hinden başlayarak tüm Osmanlı ve Sel­çuklu tarihini okuyup öğrenin. İslam he­yecanının ne demek olduğunu farkedin. Sonra da fizik, biyoloji bilgilerinizi tazele­yerek Kur’anın akıl almaz mucizeleri kar­şısında ona teslim olun ki, size Ebu Cehil demesinler. Ebul Hakem desinler.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 17 Ağustos 1995 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.