Madde ve Mânâ İşbirliği

Yüce kitabımız ve İslâmiyet, şüphesiz her emriyle erişilmez bir ihtişamı temsil etmektedir. Dünyanın yaşam çizgisinde bu ihtişamı, madde ve mânâyı akıl almaz bir ustalıkla mezcetmesinde seyrederiz.

Madde ve Mânâ İşbirliği
Madde ve Mânâ İşbirliği

Takdire ve ilahi hükme karşı son derece teslimiyetine rağmen bir Müslüman, gayret ve çalışmada en uç noktaya ulaşmanın çabasını yaşar. Sultan Fatih bir yandan devrinin teknolojisini aşarak en büyük topları hazırlıyor, karadan Haliç’e koskoca bir donanmayı kızaklarla çekerek indiriyordu. Harika Rumelihisarı’nı yüz yirmi gün gibi kısa bir sürede bir mimari şaheser olarak yüceltiyordu. Bütün bunların yanında, bir an bile Rabbinden gafil olmayarak dua ve niyazlarıyla mânâsını yaşıyordu. Nitekim, son noktada surların aşılamadığı bir anda, Ulubatlı Hasan’ın zeytinyağı ile haşlanmış vücuduna verdiği mânâ enerjisi, İstanbul’un kapılarını ardına kadar açıverdi. İslâmın özündeki bu fetih sırrını çok iyi anlamak lâzım. Madde yaşamına ait bütün tedbirler bir devrin kapanış, yeni bir çağın başlamasını, ancak Ulubatlı Hasan’ın yüreğindeki mânâ ceryanıyla noktaladı. Gerek günlük hayatımızdaki ferdi kader çizgimizde, gerekse milletçe yaşadığımız fırtınalı günlerde, madde ve mânânın iç içe rakseden bu hikmetini hep yaşamalıyız.

Yine bu sütunlarda sevgili kardeşim Tayyip Bey belediye başkanı olduğu zaman, “Tayyip’in Duası” başlığındaki bir yazımızda, Tayyip Bey’in İstanbul’un su işini halledeceğini çok samimi bir ifade ile dile getirmiştik. Çünkü Tayyip Bey, gerçekten madde ve mânanın iç içe olan bu sırrını çok iyi anlayan bir kardeşimizdir. Nitekim, duasıyla birlikte İstanbul’un su işini halletmek için çok yüksek seviyede bir teknoloji çalışması yaparak İstanbul’un su çilesini ortadan kaldırmıştır. Bu yüzden Cenab-ı Hakkın lütfettiği yağışlar, Tayyip Bey işbaşına geldiğinden bugüne eski açıkları kapatırcasına sürekli devam etmiştir.

Güncel olan bir konuda madde ve mânânın bu şaheser ahengini aynen korumalıyız. Bu konu, gözbebeğimiz olan sevgili Menderes’in iyileşmesi konusudur. Onu madde ölçüleri içerisinde en üst seviyede tedavi merkezlerine gönderirken, bir an bile duamızı eksik etmemeliyiz. Biz ne ateistler gibi bilim ne diyorsa olay ondan ibarettir demek gafletine düşeriz, ne de en güzel ellerde tedaviye terkedildi, artık duaya ihtiyaç yok kanaatini gösteririz. Tam aksine, gördüğü maddi tedavinin her saniyesine duamızı katarak şifayı “Şafii Mutlak” olan Allah’tan dileriz. Milletçe duamıza devam ettiğimiz müddetçe, Aydın Menderes’in iyileşmemesi mümkün değildir. Cenab-ı Hak, istenmeyen ve beklenmeyen bu kaza nedeniyle milletin kendisine sahip çıkan kahramanlarına karşı yüreklerini imtihan etmektedir. Ve hepimizden, yılmadan, yorulmadan dua etmemizi beklemektedir. Allah’ın Aydın Menderes’e verdiği bu imtihan sonunda, şüphesiz ki, onu, millete çok daha önemli hizmetlere hazırladığı aşikârdır. Bu bakımdan böyle üstün bir politika kabiliyetinin sahneden çekileceğini sananlar avuçlarını yalayacaklardır.

Madde ve mânânın iç içe yansıyan esrarının en hikmetli esrarından birisi, şüphesiz ki yeni yetişen İslâm gençliğidir. Hanımefendileriyle, beyefendileriyle, varlıklarını ve çoğalmalarını zevkle seyrettiğim bu nesil, geleceğin Türkiye’sinde hatta geleceğin dünyasındaki başarı hikmeti madde ve mânâ sırlarını aynı ahenkte iç içe yürütmesine bağlıdır.

Çalışma ve başarısından elde ettiği maddi gücü, hain faiz ve rantiyenin çarkına kapatmadan, inanan kardeşleriyle paylaşıp mânâsını zenginleştirdiği müddetçe, yeryüzünü kurtaracak bir Kur’an nesli geliyor demektir.

Cemiyet ve millet olabilmenin, daha doğrusu Kur’an’ın tarif ettiği insan topluluğu olabilmenin yolu, mânâ ve maddesiyle Kur’an’a uygun kurulmuş yuvalardan geçer. İşte yeni nesilde, yeni yeni fark edilen büyük meziyet, aile yuvası ölçülerinde de tezahür etmeye başlamıştır. Artık mü’min ve mü’mineler, kuracakları yuvada iman ve itikadı en baş sıraya almışlardır. Mânâya inanmayanların telaşları da, tersine, umutları da beyhudedir. Cenab-ı Hak bu madde ve mânâ birliğini kurmaya başlayan mü’minlerin yuvalarına öyle esrarengiz bir rahmet verecektir ki, onların mutluluktan bugün İslâma ters bakmak alışkanlığından kurtulamamış şaşkınları bile İslâm kadrolarını özleyen hale getirecektir.

Rant çıkarlarının akıl almaz hile ve tuzakları karşısında onlara kendilerini hizmetkâr olacak sananlar, gafletlerini çok kısa süre içinde anlayarak inançsız bir yaşamın devamının mümkün olamayacağını fark edeceklerdir.

Milletin bölünmezliğine ve refahına canı yürekten inanabilmek, ancak Allah’a ve onun yüce kitabının getirdiği manevi değerlere bağlılıkla mümkündür. Vatanı uğruna ölmeyi göze alabilmek ancak ilahi aşkla mümkündür.

Milletimizin geleceği, yalnız “ümitvarız” temennisiyle sembolize edilemez. Ben yeni yetişen genç neslin, her sahadaki başarısından, bunun yanında imanındaki güçten bir şey kaybetmemesinden öylesine sıcak bir mutluluk duyuyorum ki, gerçekten bu millet, kurtulmuştur. Topluma yansıması çok kısa bir zaman süreci içinde meydana gelecektir. Seyretmeye hasret duyduğumuz pırıl pırıl insanlar aşılmak için mânâ baharının hayat dolu rüzgârlarını beklemektedir.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 31 Mart 1996 tarihli, Akit Gazetesi’nden alınmıştır