İslâmiyetin Kaderi

İslâmiyetin Kaderi
İslâmiyetin Kaderi

Cenab-ı Hak, yeryüzünde yaşayan milyarlarca insanın şüphesiz ki kaderlerini Levh-i Mahfuz sırrına nakşetmiştir. Ancak, Allah’ın büyük bir rikkat ve dikkatle izlediği ve kader kompitürüne yeni rahmet lütufları işlediği toplum Müslümanlardır. İnanmayanların gidişatını, günahlarını ve isyanlarını gerçekten Allah ciddiye almamaktadır. Onlar yanlışlarının girdabına sürüklenerek yok olmaya mahkûmdurlar. Fakat Müslümanların yaşam biçimi ve davranışları, Cenab-ı hakkın indinde fevkalade titiz bir müşahedeye tabi olabilmektedir. Bugünkü Âlem-i İslâmın içinde bulunduğu çıkmaz, aslında şerrin gücünden ve fitnesinden değil, Müslümanın kendi hatalarından kaynaklanır. İster fertler, isterse cemaatler, Allah’ın örnek olarak lütfettiği asr-ı saadet çizgisinden uzaklaştıkça hüsrana mahkum olurlar. Allah, Müslümanın kendi karnını doyurup kendi rahatını sağladıktan sonra, çevresindeki diğer insanlara yardım elini uzatmamasını, hele hele saltanatlı bir hayat içinde dahi fakir mü’minleri görmezlikten gelmesini kesinlikle affetmez, israfın yasaklanmasındaki manevi hikmet, kazancının fazlasını kendine değil, diğer mü’minlere harcaması içindir. Allah, kazanmayı, kesiksiz çalışmayı mü’minlere emrederek, tabii servetleri İslam topraklarına sunarak İbadet zevki içinde infak Ve zekâtı güçlendirme hikmetini lütfetmiştir. Müslüman emeğine, kazancına rağmen, bunu olmayana zevkle aktardıkça mana bulacak, Allah’a yakın olacaktır. Bundan doğacak ilahi hikmet de Müslümanı sayıları ne olursa olsun, en güçlü millet haline getirecektir.

Değişmez yasalar topluluğu olan yüce kitabımız, bu sim çok net bir şekilde Sure-i Leyl’de:

“Kim ki, ittika üzre olur, ita ederse ve ilahi güzelliği tanıyıp inanırsa, biz ona en güzel kaderi kolaylaştırırız (müyesser kılarız). Kim ki pahil olur (yalnız kendi için yaşarsa), istiğna göstererek (gururundan dolayı görmezlikten gelerek) ilahi güzellikleri yaşarlarsa, ona da güzellikteki zorlaştırır (kaderi çetin kılarız)” buyurmaktadır.

Bu emrin kapsamı içinde namaz kılmak, infak etmek gibi temel islâmi görevlerimiz yanında, İta emri verilmektedir, ita, maddi varlığını muhtaca devamlı olarak anlatma anlamına gelir. Hatta bu ayetin vakıflara bile temel mesnet olduğu bilinmektedir. İslâmiyetin mal sevgisi ve dünya nimetleri üzerine koyduğu pek çok ambargolar vardır. Buna rağmen asırlar boyu gaflet, çeşitli yöredeki islâm toplumlarını umursamazlık belasına itmiş, sonuçta da o toplum şerre karşı korunmasız hale gelmiştir.

Günümüzde yüce dinimize ye onun vazgeçilmez biçimi olan İslâmca yaşamaya karşı büyük bir temayül ve heves vardır. Belki de dünyanın geleceği açısından insanlarımızın İslama yaklaşma arzusu tek ümid bayrağıdır. Temennimiz odur ki, yeni yeşeren bu İslâmi cemaatler mal hırsından kurtularak çevredeki mü’minlere el uzatsınlar. Bir türlü yaklaşıp yaklaşıp kaybettiğimiz İslâmi ışık, bu kentin semalarında doğsun. Yeni yetişen Müslüman kardeşlerimiz, infak ve ita konusunda hayra yöneldikçe, Cenab-ı Hakkın İslam toplumuna vermeyi hasretle beklediği ilahi rahmetle, “deha” sırrı içinde tecelli etsin. İşte o zaman ne içimizden, ne dışımızdan hiçbir şey bu güzelliği zaafa uğratmaya mecal bulamayacaktır.

Bu söylediklerimizin ferdi hayatımızda dahi önemi çok büyüktür. Kaderimizde bir zorluk ve daralma olduğu zaman bunun peresini ita ve infak gibi hikmetlerde aramalıyız. Çaresiz hastalıklarda bile öncelikle ita ve infakla başlayarak Cenab-ı Hakka niyaz etmemiz gerekir. Her türlü çıkmazdan kurtulmanın çaresi, yukarıdaki ayette Cenab-ı hakkın verdiği direktifi anlayarak uygulamaktır. Fahri Kâinat Efendimizin işaret buyurduğu hadislerde, “Sadaka ömrü uzatır”, “Sadaka belaları def eder” yolundaki emirleri, gerçekleri pek net şekilde bildirmektedir. Bilindiği gibi, bu hadisler bazı âlimlerin kader konusundaki görüşlerini bile temelden etkilemektedir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 28 Mart 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.