İslam Toplumu Olabilme Sırrı!..

İslâmiyeti tarih penceresinden seyrederken olsun, cağımızdaki islâm ülkelerindeki dağınıklığı teşhis ederken olsun; çok önemli bir kilometre taşı Ömer İbn-i Abdüiaziz’dir.

İslam Toplumu Olabilme Sırrı!..
İslam Toplumu Olabilme Sırrı!..

Tarihsel çizgide asr-ı saadet dediğin mutluluk çağı Kur’an’ın, İslâmiyet’in hayata geçirilme devridir. Daha sonra Emevilerin tarih sahnesinde görülmeleri büyük bedbahtlık olmuştur. Çünkü bu devirde yöneticiler, beytülmalı halkın saadeti için değil, kendi saltanatlarına harcamışlardır Bu çarpık düzen, İslâm toplumu olmanın bereketini, faziletini almış götürmüştür. Ta ki Ömer İbn-i Abdülaziz gelene kadar bu güzel insan, İslâm’a yakışmayan tüm terslikleri ortadan kaldırmış, ‘aç ve açıkta hiç kimse kalmayacaktır’ sloganıyla başta kendisi olmak üzere, saraydaki tüm israfı yok etmiştir.

İslam tarihinde asr-ı saadete uygun biçimde İslâm toplumları ve devletleri kurmak önce Selçuklulara sonra da Osmanlı’ya nasip olmuştur. Gerek Selçuklu döneminde gerekse Osmanlı’nın özellikle ilk döneminde öyle zarif bir İslâm toplumu kurulmuştur ki; hazinenin halka verdiği hizmet, toplumda üst üste birçok yıllar zekât verilecek fakir bırakmamış, bu nedenle de zekâtlar yine eksiksiz toplanarak beytülmalde ayrı bir fon oluşturularak gelecek yıllara devredilmiştir.

Gerçekten bir millet olarak böyle emsalsiz günler yaşadık. Aslında bu tarz yaşam mucize olmaktan çok, İslâm’ı yaşamaktı. Toplumda fakirin kalmaması, İslâm’ın akıl almaz bir bereket sırrı anahtarıdır. Bunun hayata geçirilecek yasa sözcüğünde “aç ve açıkta kimse kalmasın” faaliyetidir. Sayın Erbakan, güç fakat çok hikmeti olan bu sloganı yakalamıştır. İnşallah bunu başaracaktır. İşte o zaman toplumumuz hakiki İslâm olma haysiyetine kavuşacaktır. Böylesine ciddi bir hadisedir ki, bu yolda yürüyen bir hikmeti ne kumarcıların milletvekili transferi tertipleri, ne rantiyecilerin sınırsız para tuzaktan yerinden oynatamaz. Marksist tuzaklar ise ancak kendilerini imha eden çaresizlikler gibi söner gider. Batan inançsız Marksistlerin açlara karşı kurduğu tuzak tüm Marksist ülkeleri açlığa mahkûm ederek uğradığı perişanlık, onların çirkinliğini aklı başında herkesin önüne sermiştir.

Baştan sona kadar yalan dolu çirkinlikleri ne yazık ki memleketimizde hâlâ sanatçı ve yazar olmadıkları halde sahte şöhretleriyle yazılı ve sözlü medyada şişirilmektedir. Komünizmin Rusya’da yıkılmadan 2 yıl önce vardığı bir nokta vardır. Büyük iddialarla işçi temsilciliği yaygarasıyla ortaya çıkan Rus komünizmi, sonunda maden işçisi elini yıkayacak sabun bulamadığı için yaygın bir şekilde Sibirya’da başlayan grevler Ukrayna’ya kadar yayıldı. Gorbaçov, komünizmin çöktüğünü görerek rotayı değiştirmek zorunda kaldı.

İslâm toplumu canlı, güçlü bir şekilde ayakta tutan, devletini yıkılmaz kılan hikmetlerin başında asr-ı saadetin manevi rüzgârları gelir. İşte belki de birçoklarının gerekliği kadar önemsemediği “hiç kimse aç vs açıkta kalmayacak” sloganı tasavvur edilemeyecek kadar önemli bir hadisedir. Sakın kimse hükümeti koalisyon olma özelliğinden doğan bazı uygulamaları bahane ederek Erbakan’a ve Refah’a soğuk bakmasın.. Çünkü o gerçekten mana ceryanını yakaladı. Artık sırtı yere gelmez. Manaya inanmayanlar dünyadaki bütün işlerin madde gücü ile yürütüldüğünü sananlar, tıpkı kaynak sorununda düştükleri gafleti tekrar eder dururlar. Refahlı belediyelerin ulaştığı basarıda mananın gücünü sezmemek mümkün değildir. Zaten madde ile mana arasındaki en önemli çizginin bereket olduğunu anlamayanlar, ölene kadar vızıldayıp duracaklardır. Ve hep 2×2=4 eder dar çemberi içinde boğulup gideceklerdir.

Halbuki Allah’a İnananlar, onun benzersiz sevgilisi Resulullah’ın getirdiği Ahlak-ı Muhammedi’yi yaşama gayreti gösterdiği 2×2’nin gereğinde çok farklı sayıları temsil ettiğini bilirler. İşte üzerinde ısrarla durduğumuz toplumun fakir kesimine asr-ı saadetten gelip Ömer İbni Abdülaziz ile yeniden yeşeren, Selçuklu ve Osmanlı’da devlete can veren bereket sırrı, aç ve açıkta kalanın doyurulmasıyla canlanır.

Allah için yapılan halka hizmet fâaliyetinin ibadet sırrı taşıması da hükümetlere verilebilecek en büyük manevi göçtür.

Hükümet büyük bir manevi cihazlanmayla yola çıkmıştır. Gurura düşmeden toplumda İslâmı yaşama çabalarını artırdıkça basarıdan başarıya koşacaktır, inananlara düşen ise gönüllerini bulandırmadan dualarını devam ettirmek ve de aç ve açıkta kalana hükümetin yetişemediği yerlerde sahip çık­mak, açıkçası infakını elden geldiğince çoğaltmaktır.

Böylece tarihinde İslâmiyete büyük hizmetler yapmış milletimize Cenab-ı Hakkın lütfettiği İslâmı yaşamak fırsatına layık olma sırrını yakalarız. O zaman göreceğiz ki, milletimizin içine sokulmak istenen fitne kendiliğinden sönecek ve bize düşmanlık gösteren dış güçler yavaş yavaş solup eriyeceklerdir.

Ne olduğu belli olmayan ‘Cumartesi Anneleri’ fitnesi, hapishanelerdeki eylem kepazeliği yakın günlerde sönecektir. Ve herkes Cumartesi Anneleri’nin çığlığını değil, Cuma Anneleri’nin acılarını hissedecektir.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 08 Ağustos 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.