İslâm Görünmek ve İslâmı Yaşamak?!

İslâm Görünmek ve İslâmı Yaşamak?!
İslâm Görünmek ve İslâmı Yaşamak?!

Memleketimizde yüz küsur yıldır toplumu perişan eden kültür kargaşası, sonunda günümüzde acayip yapılar meydana getirdi. Dünyadaki büyük değişime paralel olarak bizde de inanca karşı büyük rağbet ve özgürlük isteyen hain cephelere bir ilahi tokat indirdi. En azından İslâmiyete karşı bariz düşmanlıktan olanlar bile oy çıkarı için İslama saygılı olmaya çalışıyorlar.

Bir zamanların cenaze namazına durduğu zaman aptal kişiliğini kaybedeceğini zanneden ezan sırrından tedirgin olan laik yobazlar, yavaş yavaş sahneden çekildi. Ne var ki içinde bulunduğumuz kültür keşmekeşi, değişik karakterde görüşlerin acayip temsilcilerini piyasaya sürdü. Bunlar arasında en ilginci, Müslüman olduğunu iddia ederek, İslâmı yaşamaktan şiddetle kaçan topluluklardır. Rahatça faizcilik yapan, az veya çok içki içen, namazın yanına hiç sokulmayan kişiliklerdir. Bu tarz görüntü, İslâm düşmanları için tercih edilen, hatta teşvik edilen bir sosyal yapılanmadır. İslâm nurunun söndürülemeyeceğini fark eden İslâm karşıttarı, ülkemizdeki Müslümanlığı böyle iğdiş etme operasyonları başlatmışlardır.

İslâmiyet, Allah’a karşı saygı ve sevginin doruğa ulaştığı manevi değerlerin tümünü temsil etmektedir. Allah’a inandığı halde onun yüce kitabı Kur’an’ın hükümlerini görmezlikten gelmek, hatta ısrarla tersini savunmak, ciddi bir karakter yapısıyla bağdaşmaz. Müslümanım deyip de İslâmı yaşamamakta ısrar edenler, çok açıkça inanç sömürüşü yapan menfaat ve kalpazanlarıdır. Çeşitli partiler içinde muhafazakâr kanadı temsil eden siyasilerin, ne yazık ki pek çoğu akıl almaz bir yanlış çizgi üzerindedirler.

Yüce kitabımız, inananların imanını ancak amelleriyle koruyabileceklerini bildirmiştir. Dolayısı ile bir kimsenin çok iyi niyetle iman etmesi, İslâmı yaşamadıkça onun inancındaki sürekliliği koruyamaz. Gerek siyasi yönetim kadrolarında, gerek bürokrasinin üst katlarında görev alanlar, İslâmı yaşamadıkça, milliyetçi, mukaddesatçı kişilik kazanamaz. Böyleleri zahiri iman aldatmacılığı çizgisi altında inananların reyini bölmekten başka, ümitlerini de yok etme ihaneti altındadırlar. İslâmiyet öylesine muhteşem bir mucize, öylesine güçlü değer bütünüdür ki, bir kimsenin, sanki İslâmiyete şeref getiriyormuş gibi amelsiz, ihlâssız ona yakın olması, İslâmiyet için bir şeref değildir. Aslında kim şeref kazanmak istiyorsa imanındaki ihlâsı, İslâmiyeti yaşayarak kazanabilir.

Demokrasinin ilk kurulduğu günlerden beri, laik yaşam tarzından vazgeçmeyen, milliyetçiliği İslâmdan daha öncelikli kabul eden politikacıların adedi sayılamayacak kadar çoktur. Aynı siyasi çatı altında olduktan halde bu tarz görüş farklılıkları içinde olanların, öldükten sonraki milletin hatırasında ve gönlünde bıraktıkları çizgiler çok açıktır. Bir Menderes’in, bir Özal’ın millet gönlünde uyandırdıkları sevgi halesi, Allah demekten korkan bu tarz çarpık Müslüman taklitçiliği yapanların nasıl hatıralardan silindiğini pek güzel göstermiştir. İnanınız, bu milletin insanı, bu Müslüman taklitçileri çok iyi bilmekte ve taklit etmektedir. Ne çare ki, milletçe oy verirken bu teşhislerinizi kullanamıyor, İslâmi bütünleşmeyi sağlayamıyoruz. Birçok eski politikacı için öldükten sonraki farkettiğimiz gerçeği, diri iken farketsek de, ben de Müslümanım dedikten sonra abdestsiz, namazsız gezenleri, İslâm düşmanları ile işbirliği yapanları, resim sahnesinde tasfiye edebilirsek, Allah’ın rahmetini daha çabuk kazanırız.

Bu konuda çok ilginç bir hadise de, Müslümanlık iddiasında bulunmayan, fakat belediye seçimlerinde Refah’ı destekleyeceklerini bildiren dürüst kimselerdir. Seçimler sırasında başta Refah olmak üzere, İslâmı yaşamak yanında olan partilerle rekabet eden, camilerden çıkmayan, ortanın sağındaki parti adaylarının, seçimlerden sonra cenaze namazlarına bile nazla geldikleri gerçeğidir. Milletin garip bir vefa duygusu, hatta takım tutar gibi akıl almaz bir siyasi bir inadı vardır. Bu yüzden de pek çok müslüman kardeşimiz, İslâmı yaşamadığını bildiği adaylara bile oy vermek hatasını tekrar edip durmuştur. Biz inanan ve İslâmı yaşayan kardeşlerimizin oylarının bir tanesinin dahi telef olmasına razı değiliz. Başkaları reylerini kime verirse versin, inanan ve İslâmı yaşayan kardeşlerimiz oylarını mutlaka İslâmı yaşayanlara versin. Seçimlerden sonra kendini izinli sayar gibi İslâmdan kopacakları lütfen önceden tesbit ederek tercihini isabetli kullansın.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 16 Mayıs 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.