İnsaf!..

Memleketimizde iki yüz yıldır yıkılmak istenen manevi değerler öyle ağır bir çöküntüye uğramıştır ki, bütün dünya milletlerinin kabul ettiği insaf çizgileri bile yok edilmiştir. Aslında inanç düşmanı olan pek çokları yazar, sanatçı kılığı altında maskelerini hiçe sayarak çürümüşlüklerini, hatta ihanetlerini aşikâr kılmışlardır.

Son günlerin gündeminde Refahlı belediyelerin başarısını ısrarla görmezlikten gelme baş sırayı almaktadır. İstanbul’u yakın takibe aldığımız takdirde, Tayyip Bey’in başarısını görmemek için kör olmak yetmez, zihinsel özürlü olmak gerekir. Tayyip Bey, iki yıl önce devraldığı belediyede suiistimallerin doruğa çıktığı bir noktada suyu kesik bir kent, havası zehirlenmiş bir şehri teslim almış oldu.

Boğazına kadar borçlu, devlet destekleri kasten kesilmiş bir bütçe ile makamına oturdu. İki yıl içinde İstanbul’u su derdinden kurtarıp havasını büyük ölçüde temizledi. Belediyelerde alışkanlık haline gelen hırsızlık ve basını dezenfekte etti. Bütün bunları yaparken, “param yok diye” ağlamak mazeretini de gündeme getirmedi. Şimdi de trafik sorununu çözme vaadinde bulunuyor. Dünyanın hiçbir yerinde, inançsızlık, din düşmanlığı Marksistlik meziyet değildir. Gelin görün ki, bizim medyamızın kanına işleyen insafını bir kanser yumağı gibi saran zillet ağzını açıp da Tayyip Bey’i takdir edebilme haysiyetini gösteremiyor.

Sokaktaki insan hangi partiden olursa olsun, İstanbul Belediyesi’nin hizmetlerini takdirle karşılıyor. Fakat inançlara karşı yüreğinde ehl-i salip fikrinden daha ağır bir düşmanlık taşıyan belli çevreler ve yazarlar, belediyenin bordür taşlarına vurduğu bir boyayı bile tenkidi eden şaşkınlar, ağızlarını açamıyor. Akılları sıra bu başarıları dile getirip yaygınlaştırırlarsa, bir daha ki seçimlerde Refah’a prim vermiş olurlar. Halbuki bu suskunluktan ve insafsızlıktan Refah’ın seçim şansını ikiye, üçe katlayacaktır.

İnsaf sahibi herkes, şu soruyu üretiyor: Demek devlet idaresindeki başarısızlıklar parasızlıktan değilmiş. Yıllardır devletin ekonomisini düzeltmek amacıyla ortaya konan planların ekonomiyi krize soktuğunu seyretmekten usandık. Hırsızlığın, rüşvetin gündemden inmediği bir ülkede, devlet gelirlerinin devlet borçları namı altında rantiyecilere taksim edildiği bir memlekette politikacılar ve medya, hangi tası tutarsa tutsun, millet hep kan kusacaktır.

İnsaf
İnsaf

Elbette siz, Tayyip Bey’in başarısını dile getiremezsiniz. Getirdiğiniz takdirde millet, öyleyse devlet de böyle yönetilsin diyebilir. Akıl almaz tuzaklarla inanç üzerine koyduğunuz manevi farkı apaçık ortadadır. Zaman zaman ortaya çıkıp yetmiş yıllık hesabı verirken, biz kimin ibadetini engelledik, inancına baskı yaptık diyorsunuz. Halbuki, Tayyip Bey’in başarıları karşısında susmanız, hatta hâlâ onu bir düşman gibi görmeniz, din üzerine duyduğunuz en büyük manevi baskıdır.

Tayyip Bey’in suçu nedir? diye sorulduğunda, vereceğiniz tek cevap, herhalde onun inançlı ve dürüst olması değil midir? Ve bu insafsızlık ölçüsü bir memlekette dine karşı konulan en büyük baskı ve ambargo değil midir?

Birçok kılıksız, şekilsiz, zihinsiz taklit sanatçıları ayakta durup para kazanabilmeleri için kapalı devre geliştirdiğiniz sistem de Marksist ve ateist olması gerekmiyor mu? Bu çirkin oyunu öyle geliştirdiniz ki, sanat yeteneği olan pek çoklarına “sen Marksist ve ateist kadroya girmezsen, biz sana hayat hakkı vermeyiz” demek istediniz. Bu yüzden de erkek olsun, kadın olsun pek çok sanatçı, aklı ermediği halde solculuk oyunu oynamadı mı? Hâlâ hiçbir san’at değeri olmayıp, pek çoklarını solcu diye el üstünde tutmuyor musunuz? Büyük çoğunluğu bir araya geldikleri zaman Atatürk’ü eleştiren Marksistler, Atatürkçülük maskesi altında yeni yeni uydurma sanatçılar piyasaya sürme çabalarındadır. Bu arada milletinden, kendi muhteşem tarihinden haberi olmayan pek çoklarını da kendi toplumunu aşağılayan filmleri çevirdi diye, ya da yazılar yazdı diye yurtdışında yalancı şöhret yaptınız. Gerek yazılan açısından, gerekse sanat şöhretleri açısından kocaman bir sıfır olan bu insanlar, elbette milli bilincin sönmeyecek olan ışığı altında yok olmaya mahkûmdurlar.

Bizim insanımız kendinden olmayanların değersizliğini idrak etmiştir. Artık yalancı şöhret noktalarından inerek insaf sahibi olun, inanmayanların değil, inananların mutlaka başarı göstereceklerini görerek çürümüşlükten kurtulun. Böylelerini bir kez daha vicdan muhasebesine çağırıyorum.

İnsaf yahu!

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 4 Nisan 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.