İnananların Gücü

İstanbul’un fethini anma törenlerinde özellikle MGV’nin hazırladığı şölende İslâm’ın gücünü seyretmenin büyük mutluluğunu yaşadık. Aslında İslâm’ın gücü, yenilmezliği pek âşikar olduğu halde müslümanlar bunu seyretmekten bir anlamda teyit etmekten büyük haz alıyorlar. Ben de İnönü Stadyumu’ndaki coşkuyu seyrederken Milli Gençlik Vakfı’na duyduğum hayranlığı bir kez daha tazeledim ve Cenab-ı Hakk’a onları bu ülkenin mutlak sahibi kılması için niyaz ettim.

İnananların Gücü
İnananların Gücü

Özellikle de Refah Partisi aleyhinde manyakça düşmanlıkların sergilendiği şu günlerde Necmeddin hocanın düşmanlarının gözünün içine baka baka İslâm bütünlüğünü apaçık ilân etmesine hayran kaldım. Küfrün ve fesadın yüreklerine inen sızının onları ebter bırakacağına inandığım için apayrı bir mutluluğa erdim.

Son asırlarda İslâm’ın yenik düşmesinin geniş bir meskenet sergilemesinin en büyük nedenlerinden biri imanın kendilerine vereceği gücü farketmemelerindendir. Halbuki iman öyle bir güç kaynağıdır ki; bu gücün karşısında hiçbir direnç ayakta duramaz.

Bu idraki bulmamız için Cenab-ı Hakk İslam milletlerine pekçok imtihanlar açmıştır.

Ancak bütün İslâm ülkelerinin merkezi olan Osmanlı imanın gücüne sahip çıkabilme idrakini son iki asırda zaafa uğratmıştır.

İslâm düşmanı hainler İslâm dünyasındaki bu sinsi paniği sezerek toparlanıp çok tehlikeli bir haçlı seferi başlatmışlardır.

Bu sefer eski örneklerinde olduğu gibi at üstünde eli kılıçlı askerlerle değil milletin ahlâkına gizli bir saldın şeklinde yürütülmüştür.

Başlangıçta batıdan gelen tehlikeye karşı daha başarılı olmak niyetiyle yola çıkan İslâm cephesi farkına varmadan batıda yeni gelişen maddî kavramların peşinde sürüklenmiş, aptalca yenilikçilik macerasına kapılmıştır.

Aslında batının istediği de bu idi. Teknolojiyi Osmanlıya kaptırmadan ahlâki çürümüşlüğünün mikroplarını Osmanlı milletlerine yaymak istiyordu. Maddesel güce değil de imanın sonsuz gücüne inanması lazım gelen Osmanlı aydınları ise batının iğrenç planına çanak tutarak Tanzimatla başlayan ahlâk kıyımının öncüleri oldular.

Aslında yüce kitabımız tarihin ibret sırrını müteaddit vesilelerle emrettiği halde tarihe karşı masal penceresinden bakma sapıklığı çok büyük bir felâkettir. Fâtih’in İslâm’dan sonra çağın en güçlü kültürü olan Bizans kültürünü ne ince bir maharetle yok ettiğini ve özellikle de tarzını anlayabilmemiz bâtının fesadına karşı en büyük kalkanımız olacaktı.

Tabii asıl olan yaptığımız hatalara bakarak büsbütün çaresizliğe düşmek değildir.

Tam aksine çağımız hatta günümüz İslamın yeniden doğuş tecellisini temsil ettiği için iman gücüne inanarak ve bu gücün sonsuz esrarını sezerek dirilişi tamamlamaktır.

Hep gönlümde yaşattığım özellikle de Necip Fazıl’la her sohbetimizde hâyal ettiğimiz, gençliği bu yılki Fatih’i anma törenlerinde İnönü Stadyumu’nda seyrettim. Ve bu diriliş için elli yıllık bir mücadele veren bir ağabeyiniz olarak çok büyük gurur duydum. Hatta Necip Fazıl’a seslendim. “Kalk gel artık!.. Hayâl ettiğimiz o gençlik dirildi” dedim.

Şimdi bütün inananlara sesleniyorum!

Hangi siyasi kuruluştan olursanız olun, hangi cemaate mensup bulunursanız bulunun Fatih’in yeni neslini mutlaka destekle­yin. Yeniden Tanzimat gafletine düşmeyin.

Batı ne der, bu büyük dirilişi toplumumuz kaldırabilir mi diye gösterilen tereddütler şeytanidir. Allah aşkına nefislerinizin meskenet mazeretine sığınarak bu gençlerin coşkusuna katılmakta tereddüt göstermeyin!

Çünkü bunlar bileği bükülmez bir mânevî ordunun temsilcileridir.

Ve savaş oy tercihleriyle yapılmaktadır.

Kendinizi yanlış tutkulara kaptırmadan bu minik seçimde de inananların yüzünü AK edin!

 •

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 2 Haziran 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.