Hoşgörüde Tehlikeli Çizgi

İslâm politikasında, İslâm düşünce tarzında hoşgörü olayı fevkalade önemli bir ahlaki Muhammedi unsurudur. Hatta rahatlıkla ifade edebiliriz ki, hoşgörü dediğimiz faziletin en görkemli yıldızını Fahr-i Kâinat Efendimiz (SAV) getirmiştir.

Ancak İslâmiyetin bu müthiş esrarını anlayarak uygulamakta ciddi bir ferasetin inceliğini anla­mazlıktan gelişimiz, son iki asırda İslâmiyetin başına gelmedik bırakmadı. Daha önemlisi, Asr-ı Saadetten hemen sonra Emeviler ve Abbasiler çağında zalim iktidarlar, halkın hoşgörüsüne sığınarak İslâmi güzellikleri tahribe neden oldular.

Hoşgörüde Tehlikeli Çizgi
Hoşgörüde Tehlikeli Çizgi

Acaba hoşgörü ferasetindeki inceliğin sınırı nedir?

Eğer bunu iyi bilip hayata geçirmezsek, yeniden dirilişini seyrettiğimiz İslâm meşalesini kısa bir süre sonra yeniden söndürürüz. Hoşgörüye layık, insanlık haysiyetine saygılı bir toplum yapısında buluş­manın ilk şartı, ahlakı tahribe yönelik tüm fitne ve fesatlara karşı ciddi, uyanık bir iradeye sahip olmamızdır. Çünkü fitne ve fesat, şeytani bir hile ile topluma sızarak İslamiyetin kendine güven ve buna bağlı hoşgörüsünden yararlanarak gelecek kuşaklan tahrip eder. İnançsızlığı sermaye yapıp kendinin maymundan gelmiş bir hayvan türü olduğunu, yedi yaşındaki çocukların zihinlerine uydurma ve ilim dışı resimlerle yerleştirmek isteyenlere karşı hoşgörü sahibi olmak, gelecek kuşaklarda yüzbinlerce insanın şeytan tuzağına yuvarlanarak mahvolmasına sebep olur.

İnsanlığın, hatta bütün evrenin en mükemmel eseri olan Kur’an’a karşı beyinleri buruşmuş insanların eleştirilerine karşı susmak hoşgörü değil, Cenab-ı Hakk’ın düşmanlarına alkış olur. Aslında insanoğlunun temel vazifesi olan ittika, Yaradanına karşı sorumlu olmak zorunluluğu, beşeriyetin vazgeçme tercihinde olamayacağı ciddi bir sorundur. Buna rağmen, Fâhr-i Kâinat Efendimiz (SAV) inanmayanları, kulluklarını sürdürebilmesine fırsat veren bir hoşgörü zemini lütfetmiştir.

Fakat bu hoşgörünün zemini, gelecek nesillerin imanını katletme çılgınlığına karşı kapalıdır. Eski çağlarda kız çocuklarını gömme cinneti nasıl yumuşak bir nazarla seyredilemezse, bu çağda da insanların, imanlarını katlederek onları manen diri diri gömmek vahşetine karşı hoşgörü faziletinin yanından eksik etmediği kırmızı kart mutlaka gösterilmelidir.

İstediğinizi düşünebilir, yaşayabilirsiniz, hatta bu tarz hayatı düşünce platformunuzda savunabilirsiniz. Fakat yeni kuşaklara gerçek dışı yalanlarla insanlığı reddeden şeytani fitneyi taşıyamazsınız. Eğer İslâmın hoşgörüsüne sığınarak yalan ve fesatlarınızı sürdüreceğinizi sanırsanız, Fahr-i Kâinat Efendimizin (SAV) veda haccında, “Ademzade olduğunu inkâr edenlere karşı ilahi lâneti bildirmelerinin hikmeti altında ezilirsiniz.”

Ne cinsi sapıklığı tabiileştirmek isteyen tefessüh etmiş ahlaki düşüncenin, ne de insanlık haysiyetini çürütmek için Sodom ve Gomore vari yaşama sürüklemek isteyenlerin, İslâmın hoşgörüsü denizinden bir bardak su içmeye dahi hakları yoktur. Hoşgörüyü İslâmın temelde var saydığı kadın-erkek eşitliği musiki ve san’at gibi sahalardan kaldırarak, daha doğrusu bu noktalarda akıl almaz taassuplar göstererek çirkinlikler karşısında susma anlamına kullanamayız.

Cenab-ı Hak bütün varlıklara yeryüzünde yaşayabilmeleri için özel rahmet çizgisi içinde yaşama şansı tanımıştır. Fakat insanları yok etmeye endekslenmiş mikropların hayat tarzını öylesine kısıtlamıştır ki, ancak varlıklarını sayılan tükenmeyecek nispette biyolojik fırsata bağlamıştır.

Kendini ve insanlık özgürlüğünü yok etmeye yönelik zaaf ve hatalar hoşgörü değil, beşeriyetin ve medeniyetin devamına ihanet olur.

 
Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 11 Ocak 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.