Hâyânın Bittiği Yerde!..

Hâyânın Bittiği Yerde!..
Hâyânın Bittiği Yerde!..

Memleketimizde söz söyleme, yazı yazma özgürlüğü yalnız ateist ve marksistlerin patronajındadır. İnananlar, taraflı tarafsız pek çok insan şerlerine lânet deyip haince yapılan bütün saldırılara karşı susar. Bunların içinde açık açık Türkiye’yi bölmek faaliyeti vardır. Kutsallaştırıp büyük adam pozuna soktukları birçok yazar bu ihânetin içindedir. Bunlardan bir kısmı teröre ve Türkiye’nin bölünmesine açık destek vermesi nedeniyle hüküm de giymiştir. Ama geride kalanlar iğrenç saldırıları ile onları özgürlük adına destekliyor görünerek millete ihanet etmeye devam etmektedirler.

Bunlardan bir kısmı da cahil, adi çığırtkanlardır. Asıl işin hazini pislik dolu zihinlerinden çıkan kitaplarını aydın geçinenlerin okuması ve etrafına tavsiye etmeleridir.

Böyle kitaplardan bir tanesine tesadüfen rastladım. Hem de üstelik, kaçıncı baskısını yapmış!..

Hz. Süleyman Çelebi’nin bir edebiyat harikası olan Mevlid-i Şerifinden cümleler alarak Allah’a ve O’nun sevgilisi Fahr-i Kâinat Efendimize iğrenç bir haysiyetsizlikle dil uzatıyor. İnsanlar genelde akıl hastalıklarını tanırlar fakat iflas etmiş ahlâkları üzerinde iğrenç ahlâki sapıklıktan tanımazlar. Aslında hormonlarının vücutlarında ters dönüşümü nedeniyle Allah’a isyan etmenin ötesinde ve güzele karşı tam bir çıldırmış itsel saldırı niteliği taşıyan böylelerinin kitabını basmak, satmak tavsiye etmek dahi ahlaki iflasın açık bir göstergesidir. Çarpık hormonel yapı nedeniyle karakterlerindeki çirkinliğin tatminini sergileyen bu kitapların suç ortakları sayılamayacak kadar farklı yelpazelere yerleşmişlerdir.

Bence en acısı yarısından çoğu inananlardan teşekkül eden politika kadrolarındaki milletvekillerinin bir araya gelerek böylelerine karşı bir kanun mekanizması kuramayışlarıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde o milletin inancına, kutsal kitabına, peygamberine hakaret etmek özgürlük sayılmamaktadır. İngiltere, Amerika gibi özgürlüğün zirvesine çıkmış ülkelerde dine, Allah’a, peygambere ve İncil’e hakaret eden bir yayın toplatıldığı gibi bunu yapanlar üç yıldan aşağı olmamak üzere mahkûmiyete çarptırılırlar.

Şüphesiz daha önemlisi böylelerinin toplumdan gördüğü tepkidir. Kimse böyleleriyle konuşmaz, iş vermez, himaye etmek cesaretini gösteremez. Eski yıllarda daha kuvvetli işleyen aforoz müessesesi son yıllarda daha çok toplum vicdanında yerini bulmuştur. Yani toplum böylelerine vicdani bir aforoz koyarak insanlığını yitirmiş bu kişileri manen aforoz eder. Bizim ülkemiz açısından fevkalade önemli bir gerçek bu tarz neşriyatların teröre yaptığı gübre etkisidir. Zaten marksizm ateist saldırılarla toplumun manasını yok edip kendi emellerine mal etmek ister.

Memleketimizde İslamiyet aleyhindeki tamamen iğrenç ve uydurma iftiralar ve yalanlarla dolu saldırılar ne idiğü belirsiz bir sürü marksist terör toplulukları meydana getirmiştir. 1 Mayıs’ta ortalığı vurup kıranların hiçbiri harçlık intikamı alan çılgınlar değildi. Tam aksine karınları tok fakat marksist ve ateist hurafelerle yetişen sapıklardı. İşte tekrar yazımın başında değindiğim noktaya geliyorum. Çoğu zaman devletin acze düştüğünü milletin başına marksist PKK firmasıyla büyük ekonomik bela olduğunu bildiğimiz halde terörü yuvasından çıkmadan yok etmenin çaresine yönelmiyoruz. İnanca karşı saldırıların mutlaka kanuni bir imkânını bulup susturmak ve gündemden kaldırmak lazım.

Çok ciddi olarak düşünmemiz lazım gelen bir gerçek de terör kurbanı olan şehidlerimizin sırrıdır. Onlar bu vatan için canlarını verirken şehid olma güzelliğini bize getiren Kur’an’a ve Fahr-i Kâinat Efendimize dil uzatanlara karşı suskunluğumuzu sürdürürsek bizzat şehitlere ihanet etmiş oluruz. Kur’an ve Rasulullah’ı inkâr şüphesiz ki, şehidlik makamını da inkârdır. Milletin kamu vicdanı tarafından böylelerine “ahbes” damgası vurulması yetmemektedir. Mutlaka yasak bir yoldan bu çirkinlikler engellenmelidir. Yoksa hâyânın bittiği bir kaosu temsil etme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 30 Mayıs 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.