Faiz Bunalımı

Milletimizi, bütün imkânlarına rağmen sıkıntıya mahkûm eden olay, faiz politikasıdır. Yüce di­nimizin faizi yasaklayan hükümleri tarih boyunca mevzii olarak hissedilmiş, özellikle Osmanlı idaresi boyunca faizin topluma neler getirdiği, neler götürdü­ğü düşünülmemişti bile.

Faiz Bunalımı
Faiz Bunalımı

Halbuki bugün bir Kur’an mucizesi olarak tecelli etti ki faize bağlı bir eko­nomik politika bir milleti akılalmaz sıkın­tılara sürüklemektedir. Türkiye, belki petrol gibi çok büyük tabii servetlere sahip değildir. Ancak özellikle tarımı, mevcut madenleri, hepsinden önemlisi genç nüfusa bağlı insan gücü ve yetiş­miş elemanlarıyla ekonomik açıdan ra­hat yaşamaya müsait bir ülkedir. Yeni de olsa sanayi alanında da küçümsen­meyecek bir güce sahip­tir. Reel milli gelir, yani millete has ekonomik po­tansiyel bir türlü milletin eline geçememektedir.

Çeşitli kaynaklardan mil­letten alınan vergilerin bü­yük bir kısmı devletin ban­kalara olan borcu nede­niyle faize gitmektedir. Bu yüzden devlet, yatırımların tümünden vazgeçmiş, elindeki KİT’leri de satarak yaşama çareleri aramak­tadır.

Bu milletin fertleri bir gün aklın bilincine kavu­şunca acaba kendi kendi­sine sormayacak mı? Devlet kimden yüksek fa­izle kredi alıyor, bir anlam­da devletten önce devlet olan bu kişiler ve kurumlar kim? Çok iyi biliyoruz ki, bugün devletin çarpık faiz ekonomisi üzerine oturttuğu sistemi belli kişileri ve çevreleri, daha çok besleme politikasıdır. Doğrusunu isterseniz, şu veya bu yoldan vergi kaçı­rarak, sigorta primini öde­meyerek, sahte ihracat oyunlarıyla sahneye çıkan bu asalaklar, servetlerine doymamakta, milletten gelerek, devlet hazinesine girmesi gereken her kuruşu kendilerine aktarabilme çabası içinde­dirler. Akılalmaz formüllerle faizle dolar piyasalarını etkilemekte ve devlete akan milletin parasını kendi hazinelerine yöneltmektedirler.

Başlangıçta bir ekonomi bilim adamı olması dolayısıyla Çiller de durumun farkına varmış, bu soyguncu çarkını millete açıklayarak bu çarkı kıracağını vaat etmişti. Fakat bu çark daha önce pekçok tecrübelerden geçtiği için bo­yun eğmedi, 5 Nisan’dan önce kur politikasına müdahale ederek doları ikiye katladı ve Çiller’i paniğe düşürdü.

Türk devletinin sırtındaki bu korkunç canavar, dolarlarla oynayarak Çiller’e sopa gösteriyordu. Ve arkasından zo­runlu olan 5 Nisan kararlan geldi. Ne çare ki dövizdeki patlama da 5 Nisan kararlan da hep faizcilere yaradı. Eko­nomideki özellikle de sanayideki tökez­lemeler dursun diye politikacılar faizin her türlüsüne evet demek zorunda kal­dılar. Bir anlamda kapitalist güç, “Be­nim karşıma hiç kimse çıkamaz, çıkarsa ekonomiyi batırırım” dedi.

İşte gerek milletin boğazına demir bir halka gibi sarılan enflasyon felaketi, ge­rekse topladığı vergileri faize yatıran bir hükümetin aczi karşısında yapılacak tek şey sistemi değiştirmektir. Faiz, sömürücüleri sistem değişmeden kendile­riyle baş edilmesinin imkansız olduğu­nu bildikleri için ekonomik platformda rahatlıkla cirit atıyorlar. Ve her zaman atabileceklerini çeşitli vesilelerle millete gösterdiler.

Refah Partisi’nin bu gerçeği anlayarak cirit atanları zemini toprak olmayan as­falt sahaya çağırması bütün ciritçileri ürküttü. Zira her yanlışın nedeni Kur’an hükümlerini anlamamakta ısrar etmek­tir. Ekonomi yarışındaki faiz illetini sah­neden çekmeden milli ekonomiyi kurta­ramazsınız. İşte Refah’ın Adil Düzen di­ye politika sahnesine koyduğu asfalt zemin budur. Faizi kaldırdınız mı, sahte­kârlar atları asfalt üzerinde cirit atama­yacaktır.

Elbette gerek milleti sömürmeye alı­şanlar, gerekse sömü­rülen milletin çaresiz kalmış bir zümresi faiz­siz ekonomi nasıl olur diye yaygara yapacak­tır. Halbuki bu sistem içinde bile, hiç faize bulaşmadan yatırımların hatta sanayilerini yürü­ten pek çok kardeşimiz vardır. Bunlar gittikçe yaygınlaşmakta ve başarıları birbirini kovala maktadır. Gerek ticare­tin gerekse yatırımların sıcak parayla yürütül­mesi halinde ne denli güçlü ve sağlam olduğunu görmeliyiz. Aslın­da kapitalizm bir ölçü de sıcak parayı banka­lara çekerek ekonomi ve yatırımları kâğıt sistemler üzerinde yürüt­mek ister. Sonunda da kendi elde ettiği sıcak paralarla daha dev girişimler yaparak dünya ekonomisine zincirler halinde hakim olma yolları bulur.

Süre-i Bakara’nın çağımızdaki ekonomiye ve dile getirmeye çalış­tığımız bu gerçeklere ait pekçok emirleri vardır. Ve sonunda da faize karşı çok ağır bir yasak getire­rek bizlere yol göstermektedir. Bu hüküm faiz alanların (daha geniş anlamda faiz sisteminin) Allah ve Resulü’yle sa­vaşmak anlamına geldiğini bildirmekte­dir.

Milletlerin, onu teşkil eden fertlerin hu­kuku açık gözlerin hile ve tuzaklarıyla çiğnenemez. Eninde sonunda, millet, bin yıldır yoğrulduğu hamurundaki hik­metleri sezerek, faizsiz bir düzeni mutlaka arar bulur.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 21 Eylül 1995 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.