Fahr-i Kâinat Efendimizin Teşrifindeki Sır

Uzun yıllar İslâmiyetin sonsuz hikmetlerle süslü binasını anlayamamakta sanki ısrar etmişizdir.

Fahr-i Kâinat Efendimizin yeryüzüne teşrif ettiği yıllarda gerek Hıristiyan âlimleri, gerekse Yahudi âlimleri, ısrarla Efendimizin müstesna nesebini aramışlardır. Çünkü hem Tevrat hem de İncil tefsirlerinde, Efendimizin maddesiyle, manasıyla, çok âli bir soydan geleceği bildirilmiştir. Nitekim Fahr-i Kâinat Efendimiz, fevkalâde âli bir ırk içinde çok müstesna iki yücenin nesildeki hikmeti simgeleyen sırrını taşımıştır. Hz. Âmine, Efendimizin muhterem anneleridir. Hz. Abdullah da Fahr-i Kâinat Efendimizin müstesna bir yücelik temsilcisi olan peder-i âlileridir.

Fahr-i Kâinat Efendimizin Teşrifindeki Sır
Fahr-i Kâinat Efendimizin Teşrifindeki Sır

Ben bugün size, Hz. Abdullah Efendimizin madde ve manayı dolu dolu zenginleştiren özelliklerini özetlemek istiyorum.

Hz. Abdullah, Kureyş’in reisi, çok kıymetli insan Hz. Abdülmuttalib’in en küçük oğludur. Efendimizin yeryüzüne teşrifinden önce dünyanın içine battığı vahşetin ve ahlaksızlığın kol gezdiği Mekke’de yaşamıştır. Ve yirmidört yıllık hayatında, o çirkinliklerin hiçbirisine zerrece bulaşmadığı gibi, akıl almaz bir cesaretle kötülüklerin üstüne gitmiştir, Çok güzel olan bedensel yapısı nedeniyle Mekke’deki bütün kadınların sonu gelmez tacizlerine karşı, akıllara durgunluk veren şu ilkeyi vazederek haysiyet timsali olmuştur.

“Sevgiye dayanmayan cinsel ilgiler, hayvanlara has bir sapıklıktır. Ben gönlümle, bedenimle birlikte varım” diyerek, o en vahşi çağda bile insan güzelliğinin muhteşem temsilcisi olmuştur.

Hz. Abdullah’ın karakter çizgisindeki ikinci muhteşem çizgi ise, daha onyedi yaşında iken, vahşi Arap haydutlarının elinden zavallı, yaşlı bir insanın gözünü kırpmadan kurtarmasıdır. İnsan hayatına bu denli kendi hayatını hiçe sayarak önem veren Hz. Abdullah, bütün bir Kureyş’in hayranlığını kazanmış, bu cesareti yıllarca dillerden düşmemiştir.

Kendisi gibi yüce meziyetlere sahip hassas ruhlu Hz. Âmine ile evlilikleri ancak iki aylık bir mutluluk içinde devam edebilmiştir. Bu mutlak sevgiye dayanan mutluluğun dolu dolu Allah sevgisi ve insanlara yardımla geçen iki aylık mutluluğu belki yeryüzünde hiçbir çifte nasip olmayacak bir haz ihtişamıdır. Nitekim Hz. Abdullah’ın vefatından sonra çok büyük bir şair olan Efendimizin muhterem annesi Hz. Âmine, eşinin ardından hüzünler dolu bir şiirinde, bütün dünya sana ağlasın. Sen öylesine keremi bol, âtâsı çok bir insandın ki, tüm gönül güzelliklerini yaşadın buyurmuştur.

Fahr-i Kâinat Efendimizin, Hz. İbrahim’den gelen neslinin ne kadar âli olduğunu bütün mü’minler bilmektedir. Ancak, Hz. Abdullah’da sembolleşen süper insan karakterinin çizgilerini çok iyi anlayamamışızdır. Fahr-i Kâinat Efendimizin genetik şifrelerini taşımayı, Allah, böylesine çok sevdiği Abdullah kuluna nasip etmiştir.

Bugün insanlık, içine düştüğü toplum cinnetinde iki çirkin şeyin esiridir. Biri hayâsız bir seks çizgisi, diğeri zulme karşı sessizlik ve korkaklık. Allah, Hz. Abdullah’ın karakter çizgisine özellikle önemle bu yanlışlıklardan arınmanın faziletini vermiştir. Vermiştir ki, mü’minler ilerdeki çağlarda cahiliyye devrinde bile yanlışa râmolmayan Hz. Abdullah’ın sırrını yaşasınlar.

Bugünkü insanların, maalesef inananlar da dahil, içine düştüğü bir gaflet mazereti vardır. Çağın sapıklığını bir sığınak olarak tayin etmek isterler. Hâlbuki Hz. Abdullah, çarpık çağların en hızlı yaşandığı cahiliyye devrinde, güzellikleri korumanın temsilcisi olmuştur.

Elbette İslâmiyetten sonra her Müslümanın yanlışlıklara sapması düşünülemez. Ancak cağın sapıklığını bahane ederek zulme karşı suskunluğu ve zinaya karşı tavizi içimize sokmamak için, Hz. Abdullah, muhteşem bir Karakter yapısı olarak bize her zaman örnek olacak bir fazilettir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 09 Mayıs 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.