Bu Tipleri Tanıyor musunuz?

Yeryüzündeki milletlerin dağılımı ve yerleşimi bir tarz nebat yapısına benzer. Bu açıdan bakıldığında memleketimiz tam manası ile bir gül bahçesini temsil eder. Fakat ne zamandan beri bu sarih bahçede hiçbir bitkiye benzemeyen çirkin otlar türedi, zaman içerisinde gelişti, bahçenin güzelliğini bozacak kesrete erişti.

Bu Tipleri Tanıyor musunuz?
Bu Tipleri Tanıyor musunuz?

Şimdi size bu şeytan büyüsü çirkinliklerden örnekler vereceğim.

Yaşı kırk’ı geçtiği halde bütün vücut dengelerini kaybetmiş çirkin bacaklarına streç giymiş, yıllardır hırpaladığı saçlarının azalmış tellerini en sevimsiz boya ile boyamıştır. Yanında büyük paralar vererek temin ettiği küçük bir it dolaştırmaktadır. O cins hayvanların devamlı gıçlarını yalamaktan doğan ağız kirliliği pisliğin örnek yapısındadır. Fakat şaşkın sahibesi onunla aynı kaptan yemek yer, ağzından öper, hatta yatağında yatırır. Bu tipi tanıdınız değil mi?

Böylelerinde ne eşlerine ne yavrularına karşı en ufak bir sevgi, hatta ilgi yoktur. Yine sosyetenin tabiri ile tutkunu olduğu kumar, onlar için tek meşkaledir. Joker kartını koca­sından çok sever ve işte bu tip toplumun temel yapısı olan ailenin güya bir ünitesidir. Bu çirkin tipi üç aşağı beş yukarı farklılıklarıyla, binlercesini çevrenizde seyrediyorsunuz değil mi?

Bir başka tip daha da vahim bir örnektir. Hayatta tanıdığı tek put paradır. Onun dışında hiçbir manevi değer onun için bir şey ifade etmez. Aklı temelde tamamen yok olduğu için, manevi değerleri tartışacak mecali bile yoktur. Karaciğeri müsaade ettiği nisbette içki denizinde yaşar, böylelerine “sarhoşsun, ayıl da ondan sonra konuşalım” derseniz, o zaman size, ben içki alınca en becerikli ve aklı en açık olduğu zamanımı yaşarım der. Bir açıdan da doğrudur. Akıl sermayesi sıfır olduğu için onun sarhoş veya ayık olduğu fark etmez. Çoluğunun çocuğunun, hatta eşinin ne yaptıkları üzerinde bile durmaz.

Ne yazık ki güya bu da bir aile ferdidir. Ve çürümeye yüz tutan toplumda bir kanser hücresi gibi kendinden sonraki kuşaklan yok etmektedir. Bu tipi de çok iyi tanırsınız.

Daha tehlikeli tipleri çok daha yakından herkesin tanıması mümkündür. Kimisi kendini ressam sanan sapıklardan, kimi kendini aydın ya da yazar sanan biçarelerdendir. Yine sanat dallarının pek çok dallarında hiçbir yeteneği olmadığı halde Marksist ortaklık tarafından şişirilmiş niceleri vardır. Bunlar musikiyi katleden, sanatı kepaze eden zavallılardır. Bu tipleri pek çok örnekleri ile tanırız. Bunların ne aile hayatları vardır ne de çevrelerinde en ufak bir olumlu yanları. Onları tanıyanlar bilirler ki, bu tip kişiler şişirilmiş şöhretlerine rağmen manevi değerlerden yoksun oldukları için gerçekten yüz karasıdırlar. Asıl acı olanı, toplumdaki susan çoğunluktur. Aslında çok çirkin yapıda olmamalarına rağmen, toplumdaki yanlışların (demin verdiğimiz örnekteki gibi) karşısına çıkıp onlarla uğraşmaları gerekirken, tam tersine inananların, manevi değerlere saygı gösterenlerin peşine düşmeleridir. Hangi renk olduğu belli olmayan laiklik bayrağı altında, toplumu çirkinliklerden kurtarmak isteyen inananlara karşı çıkmaları gerçekten hazindir. Yatak odası kıyafeti ile sokakta gezenleri hoşgörü ile karşılayıp, başını örten hanımefendiye karşı çıkan sessiz vatandaş dediğimiz tipleri anlamak mümkün değildir.

İnsan nefsi öyle haindir ki, daima kötülüklerden yanadır. Kendi yapamadığı çirkinlikleri başkalarında seyredip alkışlar. Bence toplumun önce bu sessiz kesiminin gerçekleri görmesi çok ciddi bir zorunluluktur.

Aksi takdirde bugün laiklik ısrarı ile tesettüre ve İmam-Hatip liselerine karşı çıkanlar, bugün üç beş yaşında olan kızlarına ne korkunç bir gelecek hazırlandığını bir gün fark edeceklerdir. Yine bugün gözlerine bakarak gelecekte büyük bir deha olduğu inancıyla mini erkek yavrularına nice çirkin gelecek tercihlerini yaptıkları aşikârdır. Bunun en açık delili bugün toplum içinde bulunup böyle ailelerden gelen gençlerin halidir. Bugün böyle sessiz fakat bir anlamda ruhsuz insanların, genç nesli ya sapık, ya isyancı terör derneklerine üyedir, ya da çeşitli dalavereler peşinde dolaşan, bir baltaya sap olamayan çoğu asker kaçağı yüz karalarıdır.

Yazımızın başında milletlerin yapılarını bir bahçeye benzeterek, milli yapımızı gül bahçesi olarak tanımlayıp bu çirkin ve acayip otların nereden geldiğini merak etmiştik. 19.yüzyılda manevi değerlerin yıkılıp insanlık madde rüzgârına kapılınca, hemen hemen her ülkede bu acayip ayrık otları türedi. Birçok toplumları kendi kültürlerinden söküp, Marksist belirsizliklere itti. Toplumdaki sevgiler, değer yargılan yok olup yerini çıkar kavgaları istilâ etti. Bugün bu manzara hemen hemen Avrupa’nın her yerini taciz etmektedir. Katolik ülkelerin diğer Avrupa mezheplerine göre manevi değerlere kısmen de olsa bağlı kalmaları, Avrupa’yı bir ölçüde yok olmaktan kurtardı.

Ancak Batı’nın psikososyologları, gelecekten ümitvar değildir. Aslında Avrupa Birliği etrafında toplanmak maddi çıkarlardan çok manevi destek ilkesine dayanmaktadır. Avrupa Birliği motifi içerisinde ülkelerin çöküşünü biraz daha geciktirme gayretlerinden ibarettir.

Halbuki Allah, doğa dengesine akıl almaz bir nizam vermiş ise, sosyal yapılara da akıl almaz bir ahenk dengesi vermiştir. Bir toplum manevi niteliklerini yitirirse mutlaka çöker. Bunun istisnası olmaz. En güzel misali de dev Rus İmparatoriuğu’nun bir hamlede çöküp yerinde kül dahi bırakın ayışıdır. En merkezi kentlerinde bile halkı nasıl bir perişanlığa, pahalılığa ittiği gözler önündedir. Kızılordu denilen mukavva kaplanın, kuyruğunu sallayacak mecali bile kalmamıştır. Etnik yapı farkları, bu ülkeyi her an bir kaosa sürükleyecek vahim bir tehlikedir.

Kazakistan ve diğer Türki devletlerde yaşayan Ruslar, Rus çoğunluğun bulunduğu bölgelere değil, bilâkis Türklerin bulunduğu yerlerde yaşamayı tercih etmektedirler.

Evet. Türk toplumuna yakışmayan acayip tiplerin istilâsına uğradık. Elindeki kadehi bırakmamakta direnen, eteğini her gün iki santim daha yukarı çeken ve tüm manevi değerleri inkâr eden şaşkınlardan uzak yaşamasını bilmemiz gerekmektedir. Birlikte yaşadığımız bu ülkenin istikbalinden emin olmak için, inananların rağbet gördüğü ve topluma hakim olduğu bir yapının davacısı olmaktayız. Bir arada dostça yaşamak; ancak çirkinliklere tavır olarak karşı çıkmakla mümkündür. Gelecekteki yıllarda minicik yavrularınızı içine çekip ya fahişe ya serseri hale sokmak isteyen zihniyete karşı suskun çoğunlukları temsil edersek, geleceğimize yazık olur. Kavgasız fakat şer’e karşı çok ciddi bir tavra sahip olmalıyız.

Yoksa cinsel duyguları bile yok eden çirkin streçliler arkalarındaki itlerle birlikte çoğalmaya devam eder.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 05 Eylül 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir