Bir İnsan Doğuyor

İnsan ve Hayat
İnsan ve Hayat

Bir insanın meydana gelmesi için, onaya konacak hammaddeleri Büyük Yaratıcı iki ayrı eşe hazırlattırmaktadır. Bunun hikmetlerinden birisi de, bu iki farklı sistemdeki en iyi tarafları bir araya getirmektir. Annenin kalbi daha güçlüyse anneden alacağı yapıtaşlarını, babanın adalesi güçlüyse babadan alacağı yapıtaşlarını bir araya getirerek daha sağlıklı bir beden onaya çıkarmak için bir çift sistem kurulmuştur. Aslında bir embriyoyu tek bir hücreden devam ettirmek çok daha basit, çok daha kolay bir yol olması gerekirken, çok zor bir yol seçilmiş, fakat bununla neslin sıhhati teminat altına alınmıştır.

Babadan gelecek hücre, kendi boyunun takriben 100 bin misli yolu kat ederek anne hücresi ile buluşma yerine gider. Bu, birbiri üstüne kıvrılmış çok fazla sayıda kanallardan teşekkül eden bir sistem içerisinden geçerek adeta koşarak gitmek durumunda olan erkek hücresiyle, anne hücresini bir araya getirip bir genetik kart hazırlama sistemidir. Anne rahminde hazırlanacak ve bir bebeği meydana getirecek olan embriyo dediğimiz yapı bu tarzda, meydana gelmektedir. Bu tarz, aslında, Büyük Yaratıcının sonsuz kudretini göstermek için sistemleştirdiği bir hadisedir. Bu hadisenin varlığı yahut olabilme şansı, tesadüf ölçüleri içerisinde hesap edilirse, sıfırdır! Çünkü bir hücrenin, babanın organlarından çıkarak anne vücuduna intikal edip rahim içerisine kadar geçeceği yollarda ölmemesi mümkün değildir. Annenin karın boşluğuna atılan o minicik hücrelerin, annenin bir organı tarafından kapılarak rahime gönderilmesi hadisesi de yine tesadüf ölçüleri içinde olmayacak bir hadisedir. Cenab-ı Hakkın iki olmaz hadiseyi bir araya getirerek insanın bedeni varlığını bu sisteme bağlamasının manası şudur: “Ben istersem, Ben takdir edersem olur.” Daha insanı yaratırken Cenab-ı Hak bu damgayı vurmuştur. Bundan sonraki kompüterize sistem ise büsbütün akıl almaz bir hadisedir.

Baba ve anneden gelen hücreler, yarımşar kart taşımaktadır. Yani, iki hücre de bütün birer kart taşıyarak bir araya gelmiş ve orada seçim yapılmış değildir. Yarım kart birisi, yarım kart diğeri getirmektedir. Anneden hangi kartın eksik olduğunu ve babadan buna karşılık hangi kartın gelmesi gerektiğini kim bilir? Ama bunlar karşı karşıya gelip de bu iki hücre kromozomları birleştiği zaman, tek bir insanı meydana getirecek istidatların grafiği çıkar. İşte, iki tane program gelmiştir-tıpkı casus filmlerinde gördüğümüz yırtık resmin iki parçası gibi. Ama baba ile annenin beyin hücrelerinin bunu bilmesi mümkün değildir. “Sen ne getiriyorsun, ben ne getireyim?” şeklinde bir anlaşma yoktur. Ama bu iki kart bir araya geldiği zaman bir program teşekkül etmektedir. Burada Cenab-ı Hak Kendi programlama sisteminin, kompüter sisteminin yüceliğini göstermek üzere bize bir işaret vermektedir.

Annenin getirdiği hücrenin istidatları babadan gelen hücrenin istidatlarıyla bir araya geldiği zaman, bir bebeği meydana getirecek istidat ortaya çıkmaktadır. Bundan sonra bir mucize daha başlar. Bu iki istidat bir hamur yaptıktan sonra ikiye bölünür. İstidatların yarısı bir hücrede kalır, yarısı diğer hücrede kalır. Bu istidatta, diyelim, kemik var, karaciğer var. Diğerinde beyin var, göz var. Bu hücrenin bir tanesi artık ürediği zaman beyne kadar gidecek hadiseleri yapacaktır. Diğer hücre de kas ve kemiklere kadar uzanacak hadiseleri gerçekleştirecektir. Burada artık kartlar değil, istidatlar bölünür. İkiye bölünen bu hücrelerden herhangi birisindeki hadise, mesela mide, iki numaralı hücrededir, diyelim. Artık bir numaralı hücrede mideye ait hiçbir hadise görülmez. Bu arada, ikinin üsleri şeklinde bölünmeler meydana gelmektedir. Öyle bölünmeler meydana gelecektir ki, mesela 132′inci bölünmede meydana gelen 4045 numaralı hücre midenin kasını, kas hücrelerini taşımaktadır. İkinci hücre grubunun yine 132′nci bölünmesinde 17.775 numaralı hücre de midenin sinirini taşımaktadır. Bu hücreler yan yana gelerek birbirleriyle adaptasyona başlayacaklardır. Eğer bunların arasındaki mesafe bir mikrondan daha az ise bu hücreler birbirleriyle doku yapamazlar. Doku yapamayacağı için midenin içinde bir kafatası çıkabilir! Ama bu bölünme esnasında meydana gelen milyarlarca hücre geometrik dizide o kadar sağlamdır ki, mutlaka her mide siniriyle, mukozasıyla, kasıyla beraber, her göz kaşıyla, kirpiğiyle, arka dokularıyla beraber meydana gelecektir. Bu milyarlarca hücrenin her birisi belli mesafelerde bölündükten sonra durmak mecburiyetindedir. Eğer bu mesafeleri kaybederlerse bir ceninin insan olarak meydana gelmesi mümkün değildir.

Bu tamamıyla bir matematik programının neticesidir; başka türlü hiçbir izahı yoktur. Hem o kadar sağlam matematik program vardır ki, ayrı ayrı parçaların matematik programları senkronize olmaktadır. Yani ilk bölündüğü sırada sağ taraftaki hücrede kalan mide-sinir dokusu gelişe gelişe bir nihai hal alacaktır. Öteki taraf geldikten sonra uç uca gelip midenin etrafında birleşecektir. Ama bu yalnız mideye has bir hadise değildir. Bütün organlar için bu katlanmayı ve bu birleşmeyi düşünecek olursanız, akıl almaz bir matematik gözlerinizi kamaştırır.

Bu akıl almaz matematik, insan embriyosunu meydana getirirken diğer yandan öylesine İnce bir fabrikasyonda -eş veya plasenta dediğimiz-öyle akıl almaz bir kimya nizamı vücuda getirilir ki, burada da birden bire bir hormon sistemi kuruluverir. Halbuki plasentanın ne hipofiz gibi bir salgı bezi vardır, ne hormon yapan ayrı hücreleri vardır. Kendi hücrelerine, alelade et parçası gibi görünen o hücrelerine, istediği hormonu yaptırır. Bu da programın içindedir. Bebeğin büyüyen, bölünen her hücresine karşılık, her gün değişik bir hormonun gelmesi lazımdır. Bu dengenin kurulması için lazım olan hormonların her birisi plasenta tarafından yapılır. Plasentanın vazifesi bununla bitmez. Anneden kan aldığı halde kanın önünde büyük bir baraj kurmuştur. Gelen bütün mikrop ve zehirli maddeleri karaciğer hassasiyetiyle gidermektedir. Annenin zehirlendiği, fakat bebeğin zehirlenmediği vak’alar çoktur. Çünkü plasenta gözle görülmez bir baraj yapmıştır. Zehirler bu tarafa geçemez; bebek anneden yalnız besin alır. Halbuki plasentayı o anda kesseniz, kanı anne kanıyla aynı çıkar. Bununla beraber, gözle görülmeyen bir baraj vardır ki, yalnız faydalıları geçirir, faydasızlara izin vermez. Bu mekanizmayı işleten kompüterize sistem içerisinde plasentanın yaptığı zehirleyici maddeler bir karaciğer hücresi hususiyetindedir. Plasentanın yaptığı hormonlar hipofiz hususiyetindedir. Ama plasenta hücresi, alelade bir epitel hücresidir. İşte, baştan beri, üzerinde durduğumuz “Gelişmiş hücre yoktur, gelişmiş program vardır” gerçeğinin güzel misallerinden bir tanesi budur. Hiçbir husus! tarafı olmayan ve’ nihayet altı ay yaşamaya ve altı ay sonra ölmeye mahkum bir organdaki bir tek epitel hücresi eğer programlanırsa karaciğer hücresi de olur, beyin hücresi de olur, hipofiz hücresi de olur. Demek ki yapı dediğimiz şey fazla mühim değildir, program mühimdir. Plasenta hücresi embriyo büyürken aynı programın içerisinde programlandığı için, anneden gelen mikrobu öldürmeyi bilir, çocuğa lazım gelen hormonu salmayı bilir, anneden gelen zehirli maddeyi bir karaciğer hücresinin hassasiyetiyle karşılamayı bilir. Bugün plasentanın bu kerameti öğrenildikten sonra, birçok ilaçların yapılmasında plasentaya dönülmüştür. Ölü hücreleri diriltici bazı sentetik maddeler hazırlanma gayretlerinde yine plasentadan faydalanılmaktadır.

İşte, ilim ancak embriyonun bu akıl almaz bir şekilde buluşan iki hücre vasıtasıyla teşekkül eden sistemini, embriyodaki akıl almaz riyazî mantığı ve onun kapısında bekleyen, görünüşte bir et yığını olan, fakat gerçekte “her şey olan” plasentanın sırrını gördüğü zaman, insanın Yaratıcı tarafından ne harikulade bir şekilde yaratıldığını sezebildiği zaman ilimdir. Eğer ilim bunu sezemiyor ise ilim değildir, bir aldatmacadır.

Bu sistem içerisinde meydana gelen bebek hayata’ başladığı zaman ilk büyük mucize, anne ile arasındaki haberleşmedir. Bir anne düşünün ki, bebeği için hazırladığı sütte kendi geçirmediği hastalığın antikorunu bulundurmaktadır! Annesi kızamık geçirmemiş bir bebek, annesinden süt aldığı müddetçe kızamık olmamaktadır. Bu nasıl bir kompüterize sistemdir ki, bebeğin korunabilmesi için lazım olan antikorları anne o hastalığı geçirsin veya geçirmesin otomatik olarak veriyor!

Daha da ilgi çekici olanı, anne sütünün terkibidir. An ne sütünün terkibi bebeğin kendisine lazım olan proteinleri o derece maharetle seçmektedir ki, bir anne vücut itibarıyla kuvvetli olsun, zayıf olsun, bebeğinin istediği bütün proteinleri aynen vermek mecburiyetindedir. Çünkü meme salgı bezine yerleştirilen kompüter sistemi, bebeğin ihtiyacı olan bütün maddeleri ezbere bilen bir kimya fabrikasıdır. Bebekle memenin ne alâkası vardır? Eğer meme hücresini meme hücresi olarak düşünürseniz bu suali sormakta haklısınız. Ama meme hücresi kendi hayatıyla da alakâsı yoktur. Anne vücudunun kendi hayatıyla da alâkası yoktur. Mesela safra salgısını düşününüz. Bu safra, salgısını ifraz etmezse o vücut besini hazmedemez. Binaenaleyh bütün hücreler, safra ifrazını yapacak hücre de dahil olmak üzere, ölür. Ama meme hücresinin salgısında böyle bir hadise yoktur. Meme hücresinin yaptığı sütün insan vücuduyla hiçbir alakası yoktur. İlahi kompüter sistemi bir tabldot vermiştir. ‘Bunları yapacaksın” demektedir. Proteinden yağına, metalinden vitaminine kadar mükemmel bir tabldotu bebeğe intikal ettiren anne vücudu yaratılıştaki ilk temel yapıyı kurarken, aynı zamanda iki canlının birbiriyle haberleşmesini sağlamaktadır. Bu haberleşme çok büyük araştırmalarla ortaya çıkmış garip  bir telepatik hadisedir.

Bir zamanlar, yine materyalist tıbbın tesiri altında, “Çocuğa dört saatte bir süt verin” gibi telkinler yaparlardı hekimler. Halbuki bu kompüter sistemler güzelce tetkik edilmeye başlayınca akıl almaz bir hadise ile karşı karşıya kaldılar. Ne zaman ki çocuğun midesinde süt biter ve asit artarsa, anne sütü refleks olarak salınır. Bu telepatik bir biyoloji mucizesidir. Diyelim ki, çocuğun midesi bozuktu ve altı saatte sütü hazmetmedi. Anne altı saat süt ifrazı yapmamaktadır. Tabii, bunlar normal şartlar içerisinde mütalaa edilen hadiselerdir. Anne hasta olur, besin almaz veya çocuk hasta, olursa durum değişebilir; ama umumi olarak sistem budur.

Bebeklerin acıktıkları, ağladıkları zaman bunu kesinlikle annelerin hissettiği, Amerika’da dört büyük hastahanede yapılan araştırmalarda yüzde 92 vak’a ile ortaya konmuştur. Bebeğin bütün davranışlarını, anne normal olarak arada bir mesafe olsa da hisseder. Demek ki, bu minik canlı dünyaya geldiğinden itibaren Büyük Yaratıcının fevkalade bir himaye sistematiği içerisindedir. Muhteşem bir hazırlık, ona hayatın bütün nimetlerini vermektedir. Onu hayatta tutmak için, Rabbi, her türlü biyolojik kolaylığı göstermek üzere bir sistem yaratmıştır. Plasentanın zehirleri tutması, anne memesinin telepatik reflekslerle salgı salması, bütün bunlar bir tek gayeye müteveccih olarak programlanmıştır. Meydana gelen bir canlıdır, fakat bu canlı kâinattaki bütün maddi varlıklardan farklı olarak. Yaratıcıyı sezebilen bir canlıdır. Bütün sistemler onun ihtiyaçlarına göre hazırlanmış, bütün sistemler onun ayağının altına serilmiş olarak dünyaya gelmektedir. Hangi şartlarda olursa olsun, o korunmuştur. Ona ait bütün refleksler ve programlar namütenahi tedbirler içerisinde sistemleştirilmiştir

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Yeni Asya Yayınları, İnsan ve Hayat kitabından alınmıştır.