Allah’ın Muhteşem Şaheseri Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav)

İlah kendi güzelliğinin sonsuzluğunu, ilminin bitmezliğini seyretmek istedi. Ve imkânsızı yarattı. İşte Nur-u Muhammedi (sav).

Ve sonra o sevdayı âlemlere rahmet olarak evrenlere yansıttı ve tüm varlıklara bir sevda heyecanı yayıldı. Ve de 12 Re’biülevvel günü insanlık yüce peygamberimizin nuru ile tanıştı. Güneşin kalbi havadaki moleküllerin raks heyecanı yeniden yaratılmanın sonsuz heyecanını yaşadı.

Allah'ın Muhteşem Şaheseri Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav)
Allah’ın Muhteşem Şaheseri Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav)

İnsanlık içine düştüğü çılgın kaostan, yok olmaktan kurtuldu. Tüm varlıklar o güne kadar siyah – beyaz karton film gibi yaşarken renklendiler. Yepyeni bir hayat zevkine erdiler. Nabinin dediği gibi sanki herşey körlükten kurtulup gözlerini açtı. Bu Fahr-i Kâinat Efendimiz’in tüm varlıklara verdiği ilâhî bir müjde, Allah’ı hissedebilme, mânâda dirilme sevdasıdır.

Evet 14 asır önce insanlık böyle bir günde çirkinliklerin, zulmün söndüğünü hissetti, insan zuhurundaki güzelliği fark etti.

Hilkatin esrarengiz bir cilvesi olarak güzellikleri, aşkı kıskanan tüm serler bu güzeller güzeli, Allah’ın sevda çiçeği Fahr-i Kâinat Efendimiz’e karşı çıktılar. Taa ezelden beri isyanlar, ahlaka, güzel olan her şeye düşmanlıkla söndü gitti. Fakat Yüce Peygamberimiz bu sevda sırrı daima yaşadı. İnsanlar fark etse de etmese de sevgiyi, barışı, merhameti tüm dünyaya vazgeçilmez ilkeler olarak yaydı. Fatih’in sırrında rönesansa kavuşan Batı, Hz. Ali’nin ilmi olan cebiri Horasanlı Câbir’in bardağından içerek teknolojiye kavuştu. İslama soğuk baktığı için kavgadan kurtulamayan insanoğlu sonunda Fahr-i Kâinat Efendimizin 14 asır önce Medine Beyannamesinde billurlaşan insan hakları sözleşmesine sığınmak zorunda kaldı. İnsanlar hiç değilse bugünkü uygarlığın iki temel ilkesini İslam’dan aldığını itiraf edebilir. Bunlardan birincisi teknolojik gelişmedir ki, temel çekirdeği cebir ilmidir. Yani Fransızların Algabre dedikleri ilim.

İkincisi de şüphesiz insan haklarıdır. Medine Beyannamesinde aynen ifadesini bulan inanç ve yaşama özgürlüğü hediyesidir.

Yüce Peygamberimizin insanlığa en büyük hediyesi ise şüphesiz bir benzeri dahi düşünülemeyen Ahlak-ı. Muhammedi (sav)’dir. İnsanlığın kurulduğu günden beri maddesel gücün oyuncağı hâline geldi. Ahlak kavramını Efendimiz insana yakışan davranışların tümü hâlinde kanunlaştırmıştır. Fahrî Kâinat Efendimiz, yeryüzüne teşrif edene kadar ahlaksız bazı görüntüler, zaaflar ve güçsüz zorunluklar olarak tanınıyordu. Halbuki Efendimiz mazluma merhamet, zalime karşı cesaret temel ilkesinde gelişen büyük bir ahlak kavramı heykelleştirdi. İnsanlara vatanı için ölmeyi, güzellikleri savunmak için mücadele etmeyi en güçlü ahlak ilkesi olarak perçinledi. İnsan karakter çizgisinden yalanı kovdu.

Bedir savaşında ortaya koyduğu şu ilke tüm zamanlara ışık tutan bir olaydır. Düşmanın çokluğuna karşı üç yüz kişi ile savaşmak zorunda kalan İslam ordusuna son anda katılan on, onbeş mücahide Efendimiz, niçin geciktiklerini sorduğunda onlar da, “Zor kurtulduk” cevabını verdiler ve ilave ettiler. “Biz savaşçı değiliz” deyince bizi bıraktılar” dediler.

Bunun üzerine Efendimiz (sav):

Derhal silahlarınızı bırakın, savaş alanını terk edin! Ben bu savaşı insanlığa ahlakı götürmek için yapıyorum. Temeline yalan koyamam buyurdular.

  • Yüce Peygamberimizin en bariz özelliklerinden biri cahillere karşı verdiği savaştır. Bütün peygamberler siyasi otoriteler de (Hz. Musa, Fivavun’la, Hz. İbrahim Nemrut’la, Hz. İsa Roma ile) mücadele etmişken, Fahri Kâinat Efendimiz Ebu Cehil’de sembolleşen cahiliyetle savaşmıştır. Efendimiz yeryüzüne teşrif edene kadar ilim, büyüyle karıştırılan toplumları ürküten bir şeydi. Kadınlar bütün toplumlarda tam bir esaret zinciri altındaydı. (Hıristiyanlar kadınlara İncil’e el sürdürmezdi. Çin’de kadınlara isim bile konmazdı. Numara koyarak çağırırlardı. Ortadoğu’da ise kadının hâli büsbütün yürekler acısı; pazarlarda alınıp-satılan, yalnız şehvet unsuruyla bakılan zavallılardı) Sağlık sorunları büyücülerin elinde tam manasıyla bir kepazelikti. İnsanlar zamandan mekandan bîhaberdiler. Kimse dünyanın neresinde olduğunu tasavvur dahî edemezdi.
  • Fahrî Kâinat Efendimiz teşrif edince önce kadını zillet noktasından kurtardı ve erkekle eşitliğini net bir şekilde açıkladı. Yüce Kitabımız Kur’an yeryüzünde kadına ilk defa hitap eden kitap özelliğiyle onu nurlandırdı. Kadına ilmi, okumayı, yazmayı farz kıldı. Fahri Kâinat Efendimiz İslamiyetin ilk günlerinde kızların “oluru” olmadan evlenmelerini yasakladı.
  • Yine daha İslamiyetin ilk günlerinde insanlara namaz aracılığıyla mekân (kıble) ve zaman kavramlarını getirdi. Dişlerini fırçalamaktan tutun da abdest alma sistemi içinde sağlığın tüm güzelliklerini öğretti. Hastalanan büyücülerden kurtararak tedaviyi öğreti (İbn-i Sina’nın Kanunname Tıp ismi altında topladığı tüm ilkeler Efendimiz’in sağlık tavsiyeleridir.)

Fahrî Kâinat Efendimiz ekonomiden hukuka, aile yaşamından savaşa kadar insanlara öğrettiği her şey tüm yanlışları yok ederek her şeyi evrenselleştirme operasyonudur. On dört asır öncesinin dünyasına rağmen gönlündeki sonsuz güzelliklerin, merhametin sonu gelmez. Allah sevgisine bağlı mücadelenin kavranması bile mümkün değildir Onun akılalmaz sırrı ifade etmeye çalıştığım gibi Allah sanatının muhteşem bir şaheseri oluşundadır. Bütün insanlık hangi dolambaçlı yollardan geçerse geçsin sonunda mutlaka doğrunun bilimsel olan her şeyin ona ait olduğunu anlayacaktır.

Milli varlığımızın özüne sinmiş olan Sevda-yı Muhammedi (sav) bütün dünyaya ışık tutacak harika bir güzelliğimizdir. Ezanın akılalmaz hikmeti içinde milletimizin bekası sevgiyle can bulmaktadır. İnanç seviyesi ne olursa olsun bütün gençlerimizin Efendimizin getirdiği güzellikleri bilmesi şarttır. Çünkü o zaman anlayacaklardır ki, gerçekten insanlığa hain cadının yaptığı ölüm büyüsü ancak yüce Peygamberimizin sırrıyla çözülür. Tüm çirkinlikler, kavgalar, acımasızlıklar ancak ahlak-ı Muhammedi’nin ışık ışık parlayan aydınlığı sayesinde toplum bunalımlardan kurtulabilir. İnsanoğlu’nun tüm varlıklardan ayrıcalığı Allah’a iman etmek sırrında yatar. Bu ışık ise ancak Fahrî Kâinat Efendimiz yolunda giderek bulunabilecek muhteşem bir güzelliktir. Çağımızda Allah kavramına getirilmek istenen tüm yanılgılara çağımızın en büyük matematikçisi Prof. Martin Gardner şu güzel tanımla cevap vermiştir: Allah’ın gerçek tanımı yalnız Kur’an’dadır.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 28 Temmuz 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.