VEYSEL KARANİ SIRRI


…Elli iki yaşındaki bir insanın, ne oldu? Gönül pınarı açıldı! Gönül pınarı açıldığı zaman; gönlün bilmediği bir mana formülü yok, gönlün bilmediği bir mana sırrı yok, gönlün bilmediği bir hikmet yok! Onun üzerine Yunus bir gönül temsilcisi olarak Veysel Karani Hazretlerinin santralinden geçmiş… Ne olmuş da peki, bu ara devirde, otuz sene (yahut yirmibeş sene, neyse)… Bu devirde; nasıl olmuş da gönle yazılmış:  İşte, Veysel Kara… Yani, tasavvufta ve mana ilimlerinde “Üveysilik” denilen “sır” budur, farkında olmadan gönlüne mesaj yazılması!

VEYSEL KARANİ SIRRI
VEYSEL KARANİ SIRRI

Bu, Veysel Karani Hazretlerinin çok özel bir marifetidir! Çünkü Veysel Karani Hazretleri Yemen’de, (Yemen’in) Karen kasabasında otururdu… Asrısaadette yaşamış, asrısaadette Veysel Karani Hazretleri hafızdı! Biliyorsunuz Efendimizi görmesi nasip olmamış bir zat. O zamanın iletişimlerini düşününüz; radyosu yok, telefonu yok, kitabı yok… Bir kimse kalkıp da ta Yemen’in Karen kasabasına kadar bir ayeti getirip de… Nasıl Hafız oluyordu?

İşte gönül dediğimiz; çok ince bir hikmettir bu. Efendimize karşı olan aşkı, sevdası (Veysel Karani Hazretlerinin)… Efendimizin, Medine’de (diyelim ki camide) inzal olan ayetleri okurken aynen Veysel Karani Hazretleri’nin gönlüne de o sedalar gidiyordu. Aradan mekân kalkıp adeta o sohbeti dinliyordu ki; (buna) işte “Veysilik” dediğimiz makam budur… Gönülden alma, gönle kaydolanları zapt edebilmek hadisesidir bu. Nitekim Veysel Karani Hazretleri’nin bu yanıyla (çok ilginç) Cenab-ı Hakk’a bir niyazı vardır…

Gerçek bir Muhammed (sav.) aşığıdır! O kadar âşık ki Allah’a her gün niyazı: “ne yaparsan yap, beni sevgiline bir kavuştur. Resulullah’a (bir) kavuşmama bir fırsat…” Cenab-ı Hakk diyor ki, (şeye) Veysel Karani Hazretleri’ne: Nasipte yok (diyor), Ya Veysel Karani! Nasibinde yok. Seni Habibimle karşılaştırmayacağım. Bu benim bir ilmimdir! Bu benim bir sırrımdır! Sana da açıklamam bunun sırrını, diyor. Ama nasibinde yok, kesinlikle. O zaman diyor ki Veysel Karani Hazretleri, Cenab-ı Hakk’a: Ya Rabbi! Bir niyaz daha bulunsam? Tabii bulunursun… (Gönülden yapılan niyazlar bunlar, alışveriş yani karşılıklı telefonla konuşma gibi) Peki, gidip de ayak bastığı (kapısından çıkarken ayak bastığı) toprağı öpemez miyim? Diyor… Onun üzerine diyor ki, Cenab-ı Hakk: tabii öpersin! Veysel Karani Hazretleri Karen’den çıkıyor, annesi (işte) rahatsızlığı dolayısıyla da izin alıyor, geliyor.

Şimdi bakınız: onüç (13) gündür Karen’den Medine… Onüç gün geliyor, onüç gün geldikten sonra Efendimizin hane-i saadetlerinin kapısını çalıyor. Efendimiz camiye gitmiş, Hz. Fatıma açıyor… Efendimizi soruyor…

–          Ben, (diyor) Yemen’den geldim ismim: Üveys’dir. Efendimizi ziyarete geldim.

–          Camiye gitti (diyor), onbeş dakika sonra gelir, diyor.

–          O zaman arz-u hürmet ettiğimi söyleyin, ben döneceğim (diyor)… Nereye bastığını bir göster, diyor… Eğiliyor, öpüyor ve dönüyor.

Onüç gün daha gitti… Yirmialtı (26) gün! Şimdi bazıları derler ki: “gecikmemek için nasip değildi.” Şimdi yirmialtı günün içerisinde, “yarım saatlik gecikme” diye bir şey, söz konusu olabilir mi? Mümkün değil, demi? İnsan yirmi adımı fazla atar, yarım saatlik… Bu ilahi bir tecellidir!

Niçin Cenab-ı Hakk acaba bu tecelliyi verdi? Eğer Veysel Karani sırrı olmasaydı hiçbirimiz mümin olamazdık! Efendimizi görmeyenlerin gönül kanalı ile Efendimizi bulabileceğini göstermek için Veysel Karani Hazretlerini asrısaadette inzal etti, Cenab-ı Hakk. Yani; Efendimize “gönül aşkı ile bağlanın, görmüş gibi muamele görürsünüz” demek için Veysel Karani Hazretlerini misal gösterdi bize.

Şimdi Veysel Karani Hazretlerinin bu sırrıdır ki; Efendimizden sonra yeryüzüne ışınlanan insanların imanına bir nevi şefaatçidir. Hatta hatta, bir tasavvuf sultanı der ki: “eğer Veysel Karani Hazretleri Resulullah’ı görseydi ne olurdu, biliyor musunuz?” der… Ya Allah (deseydi ki) Resulullah’ı görmeyeni cennete almam, deseydi hepiniz kapıda kalırdınız! Ama Veysel Karani Hazretleri kapıda kalmanızı engelledi. Efendimizi ruberu görmeden gönül kanalıyla o sevdanın bulunabileceğini gösterdi, der.

Nitekim Veysel Karani Hazretlerinin Efendimize karşı olan bu sevdasının bir tezahürünü arz etmek isterim: bir an için yine Karan’da, deve güttüğü bir sırada bir anda gözüne mana perdesi açıldı ve Efendimizin dişinin şehit olduğunu (Uhud’da) seyretti… Ve otuziki dişini ip bağlayarak söktü! “Benim Habibimin bir tek dişi kanadıktan sonra ben ağzımda bu dişleri taşıyamam” böyle büyük bir aşkın sırrını taşır, Veysel Karani Hazretleri.

Demek ki gönül dediğimiz hadise: aslında hayatın, insanlığın sırrıdır. Fakat bu kadar muhteşem bir kıymeti, bu kadar muhteşem bir güzelliği Cenab-ı Hakk ortaya apaçık sermemiştir, gizlemiştir. Nefs perdeleri arkasında ancak uzaktan seyrediyor gibiyiz. Hâlbuki nefs perdelerini incelte incelte o gönlü yakından seyretmek ve netice itibari ile hilkatin gayesi olan Efendimizin mutlaka kokusunu almak, sesini işitmek, yüzünü görmek gibi büyük bir saltanata erebilmemiz için mutlaka nefsimizi gönlümüze eğitmemiz lazım gelir.

Sonsöz:

Hayırlı akşamlar! Allah hepinize maddi manevi sıhhat ve selamet nasip etsin… İmanınızı muhkem kılsın… Gönüllerinizin önünde nefs perdesi gerdirerek betonlaştırmasın. Daima bir açık nokta bulundurmak nasip etsin. İyi akşamlar tekrar, selamette kalın.

• Not: Bu sohbet “Gönül 3″ isimli sohbet kaydının devamıdır. Bu bölümdeki Hz. Veysel Karani Sırrına binaen çok önemli hususlar ele alındığı için ayrıca yayımlamayı uygun gördük.