Dr. Haluk Nurbaki

Tabiattan Allah’a

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Allah, insan biyolocya ve kimyasında öyle tecelli etmiştir ki, onu tetkik eden göz, kör olsa da ebedi aydınlığı görür.

Tabiattan Allah’a

Tabiattan Allah’a

On dokuzuncu Asrın biyolocya bilgisindeki inanışlar, ilmin mücerret tekâmülünde, durdurucu ve köstekleyici bir rol oynamıştır. (Lâmark)ın nazariyesini kendi temayülüne göre tefsir eden (Darven), o Asrın diğer ilim şubelerinde olduğu gibi, biolocyada da maddeciliği ön plâna almak galatını doğurmuştur. Halbuki dış görünüşünün aksine olarak, teselli ve itminanını maddecilikte bulamıyan başlıca ilim şubeleri bilhassa biyolocya, dolayisiyle tıbdır. Madde görüşü, o zamanın ilim ve tefekkür adamlarını, tabiatı basite almak gibi bir gaflete süslemiştir. On dokuzuncu Asrın hekimi, hastayı, tabiatın yanlış ve hatalı bir seyrine misâl telâkki ederek, ona göre tashih edici bir tedavi güderdi. İşte bu yüzdendir ki, mikrobun keşfine, hattâ bu keşiften 40-50 sene sonrasına kadar, tıp, yerinde saymıştır. (Pastör), (Koh) ve talebeleri, tabiat kanunlarının üstün saikine inanıcı bir prensip getirmişler ve bu sayede en ileri ve derin bilgi ufkuna yol açmışlardır.

20 inci Asrın ikinci çeyreğinden itibaren biyolocyada eski inanışlara tamamen zıt prensipler doğmuştur. Eskilerden ilk darbeyi (Darven) yemiş, onun gerek istifa, gerekse maddî tekâmül nazariyesi bütün kıymetini kaybetmiştir. Eski inanışın yerine, fizîk sahasında olduğu gibi, büyük keşifler sahasında da madde ve enerjiyi bambaşka bir ölçü mihrakından süzen bir ölçü kabul olunmuştur. Merkezî ve külli kudrete bağlanmak istidadındaki bu ölçü, biyolocya çerçevesine de girmekte gecikmemiştir. Meselâ, neslin husule gelmesi için tek hücrenin hiçbir dış şarta boyun eğmeksizin inkişafı, hücrelere yepyeni bir mahiyet verdirmiş ve bu mahiyet ancak külli kuvvetin tecellisinden en parlak bir örnek sayılmıştır. Derken (mütasyon) kanunlarının keşfi, insanların meydana gelişindeki kanunu, dış şartlar ve istifa nazariyelerinin dışına atıvermiş, bu nazariyeleri maskaralaştırmış ve büsbütün ortadan kaldırmıştır. Eskiden vazifesiz addedilen körbarsağın (apandis) kısmı sonradan anlaşılmıştır ki, hazım sisteminin en mühim vakıası olan gaita maddelerini yumuşatmak için günde bir buruk litre mayi ifraz etmektedir. Nitekim apandisittiler umumiyetle kabız halindedirler. Bundan başka (apandis) hazım kanalının, ağız hariç olmak üzere en canlı müdafaa teşkilâtını ihtiva eder. Bugün tıp, tabiat kanunlarının belirttiği külli akıl önünde insan zekâsının sıfırını kabul etmiş ve külli aklı ölçü üstü olarak tasdik etmiş gibidir. Bu görüşün ilk yemişlerini (Penisilin) ve (Streptomisin) gibi antibiyotik ilaçların keşfi devşirmiştir. Toprağın bütün mikroplu ölüleri, en kısa samanda temizlediğini gören alimler, toprağın malı olan mikrop öldürücü mikrobu bulmuşlardır ki, işte (Streptomisin) bu mikrobun hülâsasından ibarettir.

Biyolocyanın tekâmülü, patolocya ve fizyolocya sahasında daha geniş sırların nüfuzuna meydan vermiştir. İnsan beyni üzerindeki, çalışmalar, beynelmilel bir fizyolocyacı olan Ord. Prof. (Finkelştayn); şu harikulade cümleyi söyletmiştir:

İnsan zekâsı, kendi kendisini idrak edemiyecektir. Zira onu kendisinden nisbetsiz derecede üstün bir yaradıcı yaratmıştır.

Patolocya ve kanser bilgilerinin en salâhiyeti örneklerinden olan (Oberindoffer) ise, biyolocyanın hususiyle fizyopatolocyanın en büyük hikmetlerinden olan «kâinatta hareketsiz tek zerre bulunmadığı» prensibini ele alarak demiştir ki:

Bu büyük ilmi düsturun Kuranda belirtilisini derin hayretler içinde ve iftiharla kaydetmek isterim!

Yine ayni ilim şubesinin beynelmilel şahsiyetlerinden Ord. Prof. (Şuvarts) Allah bahsi hakkında kendisine sorulan bir suale şu cevabı vermiştir:

Kanserdeki hücrelerin tabii nesç hücrelerinden farkı, aralarındaki bağlanma ve birlikte yaşama münasebetinin kaybolmasıdır Buna koordinasyon eksikliği diyoruz. Aynı mevhum bağı insanlar arasında da görüyoruz. İşte bu karşılıklı ve mütenazır münasebet, gerek hücreler, gerekse insanlar üzerindeki tecellisiyie, Allanın varlığına külli aklın tezahürüne en beliğ şahitlerden biri sayılmak icap eder.

Ondokuzuncu Asırda (Protein) yığından ibaret sayılan hücrenin ne hudutsuz mânalar ve vecihler taşıdığı, bu teşhisten de bellidir, insanların bir mikrop yüzünden ateşlerinin yükselmesi yine eskiden zannedildiği gibi, basit bir madde ve tabiat aksaklığı değil, külli akıldan haber verici en ince bir sevkülceyş ve tabiye plânına bağlı bir harp şekli olduğu bugün ilmen sabittir.

Vücud, ateşinin 36,5 dan 41 e kadar yükselmesi ile, mikropları hayat şartlarından tamamen mahrum eder, kendi hücrelerini canlandırarak müteyakkız hale getirir, mikrop yutan elemanlarını azami randımanla çalıştırır, mikrop öldürücü kimyevi maddelerini müessir kılar ve şahane bir tabiye ile mikrobu yener. Eğer muharebe aksi şekilde nihayetlenecek, yani mikrop vücudu yenecekse, bu ölümün mecburi bir kanun olduğunu ve biyolocyada «Bir sinek kartalı salladı vurdu yere: yalan değil gerçektir, ben de gördüm tozunu» hikâyesini bir kere daha tekrar etmiş olur. Bugün, bir çok hastalıkların, bahusus frengi cinnetinin tedavisinde, bu tabiye plânını, vücude suni olarak tatbiki suretiyle kullanıyoruz.

Allah, insan biyolocya ve kimyasında öyle tecelli etmiştir ki, onu tetkik eden göz, kör olsa da ebedi aydınlığı görür.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Büyük Doğu (30 Aralık 1949, Sayı: 12) Dergisinden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!