Siz Bu Milleti Anlamadınız, Anlayamazsınız!

Demokratik bir sistem içinde her kuruluş, her siyasi teşekkül, milletini anlamak zorundadır. Ancak faşist ve farksız düşünce sahipleri ahmakça bir düşünce ile milleti aptal, kendini akıllı sayar. Bu yüzden millete rağmen iş yapmak ister.

Türkiye’de yıllardır böyle bir kör dövüşün içindedir. Tek parti devrinde halk, yöneticilere karşı tarif edilmez bir nefret duymuş, ilk seçimlerde CHP yi yerle bir etmiştir.

Siz Bu Milleti Anlamadınız, Anlayamazsınız!
Siz Bu Milleti Anlamadınız, Anlayamazsınız!

Marksist sosyolojinin çarpık ilkeleriyle yetişenler, ısrarla, hiçbir tarihi olaydan hisse almayarak halkı bir sömürgeci zihniyetle yönetmeye devam etmişlerdir. Hiçbir ülkede olmayan inançları kısıtlayıcı kanunî baskılarla halkı sindirmeyi sürdürmek istemişlerdir.

Ne var ki kaderin zaman saati tüm dünyada bu tür uygulamalara paydos demiştir. Nasıl ikinci Cihan Savaşı’ndan sonra zoraki demokrasiyi benimsemek zorunda kaldı isek, bundan böyle de vazgeçilmez inanç özgürlüğünü tanımak zorundayız. Bizim, milleti anlamamakta direnen birtakım aydın geçinenler için dünyalarındaki faşist duyguyu öylesine geliştirmişlerdir ki bizi tarih düşmanlarımıza alçakça şikâyet etme şirretliğini bile göstermişler. “Aman millet RP’yi iktidara getirecek, bizi destekleyin. Ne yapıp yapıp bu tehlikelerden bizi kurtarın” demişlerdir.

İnançlı bir partinin iktidara gelmesini, İslâmiyeti yanlış uygulayan ülkeleri misal göstererek “öcü gelir” gösterme gayreti içindedirler. Hâlbuki eğer bir örnek vermek gerekirse Osmanlı örneği verilmelidir. Türk politikasına inançlı kadrolar hakim olursa ne olur? Osmanlı’nın tüm dünyaca örülen içtimai yapısı teşekkül eder. Elliye yakın ülkeyi yöneten Osmanlı’dan kim şikâyetçi olmuş Allahaşkına? Hâlâ birçok kanunlarımız dâhil tüm toplum toplantılarını Osmanlı mirası olarak taşımıyor muyuz? Osmanlı anayasası defalarca yaz-boz tahtasına çevirdiğiniz anayasalarımızdan dana liberal değil mi?

Bu milletin özünde ahlak ve hoşgörü tam tamına islam çizgisinde öyle yoğun bir karakter çizgisidir ki, çatlasanız, patlasanız onu silemezsiniz.

Sarhoşluğu, fuhşu ne kadar yaygınlaştırmak islerseniz isteyin bu çizgiyi aşamazsınız.

Sonunda mutlaka millet sizi apse gibi ifraz eder.

Milletten bîhaber olanlar sanata ve batı kültürü taklitçiliği adına çirkinlikleri savundukça insanca dayalı siyasî partiler oylarını artırır ve solun vazgeçilmez sonu bir an önce tamamlanır. Bazı solcu yazarlar her sözleriyle soldan yüz-binlerce oy kaçırdıklarını bir bilseler değil yazmak, konuşmak, evlerinden bile çıkamazlar. Bana göre milletin inançlarına karşı çıkan böyleleri büyük hizmet yapmaktadırlar. Uyuyan büyük güzeli uyandırmakta, onu kutsal ilkelerine sahip çıkmaya çağırmaktadırlar. Kendilerini alkışlayan bir avuç asker kaçağı, rüşvetçi ve sarhoşun alkışları ise gazinolarda dinlediği şarkıya ve sanatçıya yapılan bedava alkışa benzer. Eğer onları arkanızda bir güç sanıyorsanız devam edin. Şarkınıza rey zamanı gelip gazinodan çıkınca anlarsınız, hanyayı konyayı.

Evet! Bu millete akıl öğretmeye çalışanlar önce siz milleti anlayın. Siz inançlara istihza ile baktıkça hata iğrençliklerinizi dine hakarete kadar götürdükçe, tesettüre ve imam-hatip liselerine saldırmaya devam ettikçe, RP’in iktidara gelmesini kimse önleyemez. Eğer bunu istemiyorsanız bir tek çare var. Gelin hepiniz müslüman olun! Ben sizin yerinizde olsam böyle yaparım. Hem bundan niye utanacaksınız ki? Nasıl olsa kimlik kartlarınızda “İslâm” yazmıyor mu? Üstelik sizler ölünce kiminiz abdestli, kiminiz abdestsiz bir cenaze namazına mecbur olmuyor musunuz?

Gelin ölmeden müslüman olun!

O zaman Avrupalı dostlarınız kızarak, “yapacağın bu mu idi” diye sitem edecek. Bazı yerli çevreler de bu sisteme katılacak. Varsın olsun onlara “başka çare yok isterseniz siz de müslüman olun” dersiniz!

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 2 Şubat 1995 tarihli Beklenen Vakit Gazetesi’nden alınmıştır.