Dr. Haluk Nurbaki

Silinmeyen Mühür

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Yüce Padişah hisar inşaatında çalışan 5000 usta ve yaklaşık 10000 işçiyle birlikte, paşaları da dahil olmak üzere gerektiğinde taş taşımış ve hisarın Fahr-i Kâinat Efendimizin (S.A.V.) Regaip Kandili gününde bitirilmesi sağlanmıştır.

II. Murad Han devri.

17 yaşındayken tahta geçen ve 25 yaşına kadar at sırtından inmeyen Murad Han.

Onun zamanında mânâ âleminin anahtarı, Ehl-i Beyt’ten Horasan’a yansıyıp, oradan birer mânevî füze olarak Anadolu’ya atılan Aksaraylı Hamid Hazretlerinin Ankaralı mûridi Hacı Bayram’dı. Hacı Bayram’da, biri İstanbul’un kalelerinin, diğeri ise kendisinden 500 sene sonraki Ankara’nın manevi anahtarları gizliydi.

II. Murad Hacı Bayram’la daha ilk görüşmesinde onun yüceliğini fark etmiş ve gönlünde yatan isteği dile getirmekte acele etmişti. Ona:

Himmet etseniz, şu İstanbul işini bitirsek, deyiverdi.

Hacı Bayram Hazretleri güldü ve o sırada yerde oturmakta olan küçük Mehmed’le kapının yanında duran müridi Akşemseddin’e işaret ederek;

Sultanım, dedi. O iş, şu yerdeki çocuk ile, bizim köseye nasip olacaktır. Yüce veli âdeta kader ekranından okuyordu geleceği.

Yüreği Allah sevgisiyle dolu olan ve her üç geceden birinde Efendimizi (S.A.V.) mutlaka rüyasında gören II. Murad, Hacı Bayram’ın bu müjdesi üzerine küçük Mehmed’in yetiştirilmesini, Molla Gürani’nin ellerine tevdi etti. Molla Gürani, hikmetler diyarı Horasan ilinden gelen mânâ nakışlarını küçük Mehmed’in gönlüne nakşetmiş ve bu şerefli vazifeyi daha sonra Akşemseddin’e devretmişti.

Bazıları tarihe akseden, bazıları ise Genç Mehmed’le Akşemseddin arasında sonsuza kadar sır olarak kalacak birçok mânevî işaretler, Manisa’da geleceğin Fatihine açıklanmış ve fetih ona nasip olacağı müjdelenmiştir.

Mânâ ile madde arasındaki denge sırrına vakıf olan Sultan Mehmed, fethin kesin müjdesine rağmen, gerekli bütün askerî ve siyasî hazırlıkları en ince detayına kadar yerine getirmekten geri kalmıyor, her şeyi bizzat gözden geçiriyor ve günde ancak 3-­4 saat uyuyabiliyordu.

İslâm inancında önemli yeri olan tevekkül düşüncesini meskenet (uyuşukluk ve tembellik) sananlar için Sultan Mehmed’in tutumu ve davranışları örnek olmalıdır. Çünkü keşif ve kerâmetini yakından görüp inandığı Akşemseddin Hazretleri’nin fetih müjdesi karşısında Sultan Mehmed asla gevşememiş, madde ve mânâ alanında en ufak bir hata ve gaflete düşmemek için bütün gücü ve ordusunu kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Onun stratejik bir tedbir olarak 4 ay gibi kısa bir sürede Rumeli Hisarını inşa ettirmesi, bugünün imkânlarıyla dahi olağanüstü bir başarıdır.

O hisar ki, kûfi hatlar ile Muhammed (S.A.V.) ismini resmetmekte ve Bizansın sinesinde silinmez bir mühür teşkil etmekteydi.

Fatih, ebediyen duracak olan bu eserin mimarisini sadece Fahr-i Kâinat Efendimizin (S.A.V.) doğduğu ayda başlatmıştır. (Efendimizin dünyayı şereflendirmesi, Rebiülevvel ayının 12’sine, Pazartesi gününe rastlar. 1452 senesinde bu gün, 3 Nisan pazartesi gününe tevafuk etmişti.)

Silinmeyen Mühür

Silinmeyen Mühür

Hisarın bitme tarihi de son derece dikkat çekicidir. Yüce Padişah hisar inşaatında çalışan 5000 usta ve yaklaşık 10000 işçiyle birlikte, paşaları da dahil olmak üzere gerektiğinde taş taşımış ve hisarın Fahr-i Kâinat Efendimizin (S.A.V.) Regaip Kandili gününde bitirilmesi sağlanmıştır. Bu tarih, 1452 yılının 12 Ağustos Cuma günüdür.

Allah ve Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan ve Bizansın bağrına Efendimiz’in (S.A.V.) mübarek ismini bir mühür olarak perçinleyen Fatih’in çağ açıp kapayan zaferlerinde, işte bu sır yatar.

Ve Fatih, Peygamberler Peygamberi Efendimizi (S.A.V.) medhine, bu sırla nâil olmuştur.

Hisar inşaatından, belki Fatih’in dahi ilk önceleri düşünemediği bir güzellik daha vardır. Çünkü hisarın başlama ve bitiş tarihleri arasında tam 132 gün geçmiştir ve bu sayı, “Muhammed” kelimesinin ebced hesabıyla bulunan değerine eşittir.

Boğaza bu muhteşem mühür vurulduktan sonra, sıra fethin başlama tarihini tesbit etmeye gelmiştir.

Acaba bu tarih neydi?

Aslında İstanbul’un fetih tarihi, Hacı Bayram Hazretleri tarafından Akşemseddin’e çok önceleri söylenmiş ve hicri 857 milâdi 1453 olarak belirtmişti.

Peygamberimiz (S.A.V.), İstanbul’un mutlaka fethedileceğine dair Hadis- i Şeriflerinde, İstanbul’u “Belde-i Tayyibe” olarak nitelemişti. Sebe sûresinin 15. âyetinde geçen “Beldetün tayyibetün” (Beld-i Tayyibe) kelimesinin ebced hesabındaki karşılığı 857 idi.

Ve şimdi hicri 857 (milâdi 1453) yılına girilmiş ve harekete başlama zamanı gelmişti.

“Fatih” mertebesine erişmenin eşiğinde bulunan Sultan Mehmed Akşemseddin, Molla Gürani ve Akbıyk gibi nice veliler halkasıyla çevrili olarak 100 bin kişilik bir orduyla Edirne’den yola çıktı.

Karadan ve denizden bir kelepçe gibi İstanbul surlarını pençesine alan Türk-İslâm ordusu taktik ve strateji sanatının göz kamaştıran bir uygulamasını sergiliyordu.

Donanmanın karadan denize indirilmesi ise, yalnız azim ve iradenin değil, madde ve mânâ tezinin ortaya koyduğu, başarılması imkânsız görünen bir mucize idi.

Ancak kuşatma, 2 aya yaklaşmasına rağmen bir türlü neticelenmiyordu.

Köhne Bizansın bu kadar dayanabilmesinin sırrı ne olabilirdi?

Kuşatmadan yıllarca önce İstanbul’daki küçük bir İslâm azınlığı içinde Cibâli Baba adında bir veli yaşamaktaydı. Bu zatın vazifesi, ‘Türk-İslâm sevgisini Bizans’a aşılamaktı.

Cibâli Baba bu işte olağanüstü bir başarıya ulaşmış ve çevresinde İslâm hayranı Rumlardan meydana gelen büyük bir cemaat toplanmıştır. İşte bu büyük velinin “gâvurcuklarım” diye bağrına bastığı o cemaate gönül vermesi, Türk ordusunun taarruzlarını kırıyor ve top güllelerinin tesirsiz kılıyordu.

İslâm veliliğinin cihanşümul sevgisini gösteren bu gerçek, İstanbul’daki bir semte adını veren Cibâli Baba’nın bir sırrıdır.

Kuşatmanın uzamasından çok sıkılan Sultan Mehmed, bu hakikati velayet sırrıyla görmüş ve:

  • Yâ Rabbi, ya ruhumu kabzeyle, ya da fethi müyesser kıl, diye duâ etmişti.

Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) medhine nâil olan Sultan Mehmed’in bu duası sonucunda, Cibâli Baba 28 Mayıs günü Hakkın rahmetine kavuştu.

Böylelikle fethin manevî engelleri de ortadan kalkmış oluyordu.

Aynı gün Akşemseddin Sultan Mehmed’e, şu mısraları okuyarak fetih müjdesini verdi.

Yarın sabah şu kapıdan hisara yürüyüş ola

İzn-i Hüda ile feth nasip ve müyesser ola

Ezan sedası ile, surun içi dola

Gün doğmadan gaziler, sabah namazın hisar içinde kıla

Ve Hz. Akşemseddin bunları söyledikten sonra, has öğrencilerinden olan Ulubatlı Hasan’ı gizlice çağırarak müjdeyi bir sır olarak ona da verdi.

Sabaha karşı Türk askerleri, Rum ateşi, kızgın yağlar, ok ve taş yağmuru altında şehidlik yarışına başladılar.

Ve Türk bayrağı, Ulubatlı’nın eliyle Topkapı burçlarında dalgalandı.

Mucize gerçekleşmiş, İstanbul fethedilmişti.

Binbir türlü sırla dolu olan bu fetihte, surların dibinde bir başka güzellik daha tecelli ediyor ve vücudu delik deşik olarak kızgın yağlara kavrulmuş Ulubatlı Hasan’ın simasında, tatlı bir tebessüm yayılıyordu.

Çünkü bu mübarek asker, şehid olmadan biraz önce, surların tepesinde Fahr-i Kâinat Efendimizi seyretmişti.

Fatih, Ulubatlı’nın yerde gül gibi açılan çehresini gördüğünde üzerine kapandı, onu kokladı, ağladı ve:

  • “Mânâ kardeşim benim” dedi. İstanbul sana değer miydi?

Evet, Peygamberler Peygamberinin (S.A.V.) müjdesi gerçekleşmiş ve yeni bir devir açılmıştı artık.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Damla Yayınevi, İmanla Gelen İlim kitabından alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir