Dr. Haluk Nurbaki

Şerrin Son Sığınağı!

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

iman kültürüne sahip olursanız ve bunu karşıdaki devletlere farkettirirseniz en hırçın ve haksız hareketinizde bile size karşı lütfen, diye başlayan bir saygı niyazında bulunurlar. Hakikaten silkinip iman kültürümüzü gençliğimize mal etmeliyiz. Aksi takdirde önünegelen, aklı eren ermeyen şaşkınların azarlamalarına karşı susmak zorunda kalırsınız.

Milletimizin, özellikle genç kuşağın islâm gerçeğini sezmesi Fahr-i Kâinat Efendimizin muhteşem ahlâkını anlaması ve kuranın erişilmez yüceliğini farketmesi şer cepheyi kahretmiştir. Akla gelen gelmeyen her türlü iftiralarla İslam bütünlüğüne koşan milletimize çengeller atmışlardır. Türk-Kürt ayrımcılığı, alevi-Sûnni tefrikacılığj, laik-antilaik çığırtkanlığı bunların en aşikâr olanlarıdır. Fakat çok manevi güce sahip milletimizin bütünlüğünü bozmak şerre bir türlü nasip olmamıştır ve elbette olmayacaktır da…

Şerrin Son Sığınağı!

Şerrin Son Sığınağı!

Şimdi de son çare olarak bir acayip fitne tezgâhı kurmaktadırlar. Batının islamiyeti düşman olarak gördüğü, dâvamızda ne kadar haklı olursak olalım batı düşmanlığı karşısında İslamiyeti seçersek sonu gelmez bir maceraya mahkûm olacağımıza milletimizi inandırmaya çalışmaktadırlar. Hatta bu amaçla islami çevreleri cemaatleri hatta hatta tarikat mensuplarını iknaya uğraşarak iman heyecanını söndürmeye çalışmaktadırlar Bir başka açıdan “evet İslâmiyet iyi bir dindir, iyi bir ahlâk sistemidir, ancak onun karşısında çok kuvvetli, ekonomik ve siyasi güçler vardır. Bu koşullar altında bir İslami bütünleşme imkânsızdır” demek istemektedirler.

Siz istediğiniz kadar İslâmiyet insanlık sevgisini ekonomik ve siyasi barışı getirecek tek çare olduğunu anlatın bunu duymazlıktan gelmektedirler. Cevap veremedikleri durumlara gelince, “dünyanın patronları bunu istemiyor, onlara rağmen onların istemediği birşey olamaz” demektedirler. Bu sözleri islam tarihini iyi bilen mü’min kardeşlerim hatırlayacaklardır. Ondört asır önce Darunnedve’de Şeybe ve Ebu Sufyan da Hz. Ammar (ra)’a aynı şeyleri söylüyordu. Fakat Mekke’nin fethi sırasında aynı Ebu Sufyan “yanıldığımızı anladım, yanılgımızın sebebi yaşama sistemimizin yanlış olmasındandır” demişti.

Sevgili inanan gençler, İslâm şerefi ile tanınmış çevrenizdeki yaşıtlarınıza lütfen bir bakın. Arkalarına taktıkları itlerini İstanbul’un en nadide caddelerine pisleterek, askerden kaçmanın formüllerini arayarak yaşayan hiçbir insani, milli duygusu olmayan aşkı, sevgiyi gerçek sanatı, gerçek müziği fark etmeden yaşayan bu insanları bir kez daha seyredin. Üşenmeden sabır göstererek, toplu halde iken konuştukları konuların adiliğini bir dinleyin Ve bir kez daha bu milletin istikbalini böylelerine bırakmamanın bir insanlık borcu olduğunu düşünerek davanıza sıkı sıkı sarılıp İslâm’ı yaşamanın hazzına varın. İman kültürü, kültürlerin en muhteşemidir. İman kültürü olmayanların hayat treninden inecekleri istasyonlar bellidir. Ya modern haydutların (banka ve devlet soyucuları) durağında ineceklerdir, ya kumarbazlar, ya sarhoşlar istasyonlarına dağılacaklardır. Şayet buralarda inen olmazsa terörist ya da manyak olarak yine bu trenin koridorlarında dolaşacaklardır.

Şerrin İmam Hatip Liselerine ve başı örtülü hanımefendilere tahammülsüzlüğü bir anlamda dinsizlik cinneti tepkileri işte hep bu gerçeklerden gelmektedir. Kendi iğrenç yaşamlarının tezgâhını, inanan gençliğin iflas ettireceğini sezdikleri için bu çirkin kavgayı yürüt­mektedirler. Önceleri inançlara karşı orduyu tehdit unsuru olarak göstermek istediler. Bu oyun tutmayınca utanmadan Nato’yu İslam’a karşı bir güç olarak piyasaya sürme hevesine kapıldılar. Daha da yetmedi, bütün Avrupa’yı ve Amerika’yı müslümanı korkutmak için bir öcü gibi göstermek istiyorlar.

Avrupa kendi başının derdindedir. İslam’a karşı olsa bile mücadele edecek gücü yoktur, Amerika ise petrol gerçeği karşısında müslüman ülkelerle zahiren de olsa dost geçinmeye mecbur, hatta mahkûmdur.

Amerika, İslâm’ı güç kullanarak bertaraf etme hevesinin bütün dünyayı sonu gelmez bir kan gölüne çevireceğini çok iyi bilmektedir. Memleketimi­zin içinde İslam’a karşı kin besleyen bir avuç marksist ateist şunu iyi bilsinler ki Amerika’ya bu toplum içindeki iki farklı görüşün yani İslâm ve islâm’a karşı olanlar gruplarından birini tercih et deseler İslâm’ı tercih eder. Çünkü Amerika çok iyi bilmektedir ki petrol bölgelerinin manen ve maddeten garantörü Türkiye’dir. Ve Türkiye İslam karşıtı kişilerin yönetimine geçtiği tak­dirde garantörlük sıfatı biter.

Söylermisiniz bana, Türkiye’de yönetim islâm’a karşı güçlerin eline geçse böyle bir Türkiye’nin kime ne faydası olur? Çünkü böyle bir Türkiye’nin dostluğu, mertliği ve manevi gücü kalmaz ki, bir müttefikinin işine yarasın. Hatta Avrupa’nın bile böyle bir Türkiye’ye ihtiyacı kalmaz. Bugün pek hoşlanmasa bile Avrupa Türkiye’nin İslâm yapısı dolayısıyla güçlü bir ordusu olduğunu bilmektedir. Batı’nın iyi düşünenleri Türkiye’nin geniş çapta islâmi hüviyet kazanmasından korkmaz, aksine inancını kaybetmiş, amaçlan belirsiz hale gelmiş, inançsız, bir Türkiye’nin dogmasından fevkalade derin endişe duyar. Avrupa Osmanlı tarihini çok iyi bildiği için müslüman Türk cemaatiyle dostlukta sakınca görmemiştir Yine Avrupa bizin şaşkın İslam düşmanlarının zannettikleri gibi bir islami endişeyi hiçbir zaman Osmanlı’da seyretmemiştir. Batının endişesi petrolün Osmanlı’nın elinde olmasıydı Pet­rol olayı bittiğine göre Türkiye Cumhuriyetinde islamiyetin varlığı bütün batı hatta bütün dünya için siyası bir zindelik ifadesidir.

Elbette bu memlekette yaşayıp da Şanzelize’de var diye Bağdat Caddelerini de köpek pisliği ile dolduran Batı hayranlarının ve onları hayranlıkla seyreden şaşkınların gerçeklerden nasibi olmayacaktır.

Son harekâtımızda Avrupa’nın tepkilerini ciddiye alıp olayı panik havasına sokmak isteyen geri zekâlılar hiç değilse şu gerçeği iyice düşünmelidirler: eğer bir kültürü kendinize put yapar, onun hayranlığına kapılırsanız, o kültürün uşağı olursunuz. Ve sizi her yaptığınız iste milli varlığınızı korumak için atıldığınız mücadelede bile azarlarlar ama siz iman kültürüne sahip olursanız ve bunu karşıdaki devletlere farkettirirseniz en hırçın ve haksız hareketinizde bile size karşı lütfen, diye başlayan bir saygı niyazında bulunurlar. Hakikaten silkinip iman kültürümüzü gençliğimize mal etmeliyiz. Aksi takdirde önünegelen, aklı eren ermeyen şaşkınların azarlamalarına karşı susmak zorunda kalırsınız. Ve günün birinde hiç savaşmadan size yeni bir Sevr haritası dikte ettirirler. Savaşmadan dedim çünkü aslında böyle haritayı dikte ettirebilmeleri için bir kültür savaşını kaybetmemiz kafidir.

Muhterem gençler, siz şer cephesinin son sığınağı olan, “dünya İslamiyete karşı, dinden bize ne” diyenlerin son hilelerine aldanmayınız. Aklı başında hiç kimse İslamıyete karşı değil Siz iman kültürüne sanıp çıkın, o zaman dünyada ne biçim bir güç olduğunuzu fark edeceksiniz. Değil size yeni bir Sevr dikte ettirmek, aksine size yeni ülkeler peşkeş çekeceklerdir.


Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 6 Nisan 1995 tarihli Beklenen Vakit Gazetesi’nden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!