Dr. Haluk Nurbaki

Ruh Secdeyle Yükselir

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Bir insan kin ve korkuya düşerse, hipotalamus - hipofiz program âhengini kaybeder ve bütün hormonlar karman çorman olup insan fizyolojisinin tamamı bozulur.

İbadetin manevî hikmetlerini açıklamadan evvel, çağımız insanına ibadetin biyolojisini anlatmak istiyorum:

a- İman etmek, insanın biyolojik programında mevcuttur ve her insanın kullanmak zorunda olduğu bir anahtardır.

Ruh Secdeyle Yükselir

Ruh Secdeyle Yükselir

Beynin hipotalamus bölgesinde yer alarak bütün hormanları yöneten bir merkezle, duygularımızın tesirinde kalan bir başka merkez yan yanadır. Hayat şeklimizi baştan sona yöneten iç salgı bezleri ve bunların merkez komutanı olan hipofiz salgı bezi, işte bu hipotalam çekirdeklerindeki kompüterize programlarla ayarlanır. Moral tesirlerin tamamı ve buna bağlı bedenî sonuçlar, hep bu hipotalamus – hipofiz âhenk dengesine tâbidir. Yapılan araştırmalar, bu âhengin sağlıklı olmasını güven ve sevgi esaslarına bağlamaktadır. Korku ve kin ise, bu âhengi tersine çeviren duygulardır.

Bir insan kin ve korkuya düşerse, hipotalamus – hipofiz program âhengini kaybeder ve bütün hormonlar karman çorman olup insan fizyolojisinin tamamı bozulur. Açıkça görülüyor ki, bu dengeyi korumak için korku ve kinden uzak kalıp sevgiyi ve güveni seçmemiz, beynimizin bu hassas bölgesine biyolojik olarak nakşolmuştur. Diğer bir ifadeyle, hayatın bu temel noktasına Allah iman mührünü basmıştır. Bu gerçeğe karşı çıkmak insan biyolojisine karşı çıkmak demektir.

Yüce kitabımızın emri ile:

İnsan kendini başıboş mu bırakıldı sanıyor?

İnanmazsanız, korkudan kurtulamaz ve güven duyamazsınız. Her an hissedeceğiniz ölüm korkusu, güvensizlik ve kin; hipotalamus yolu ile en hassas noktanız olan hipofizinizi yer bitirir. Onu kurtaracak tek şey, inanarak elde edeceğimiz sevgi denizinde, iç dünyamızın ihtiras ve kin ateşini soğutmaktır.

b- İbadetlerin, biyolojik âhengi sağlamada akılalmaz tesirleri vardır.

Cenâb-ı Hak, çok özel bir varlık olarak yarattığı insanın kompüterize yapısına ibadetleri öyle programlamıştır ki, sağlıklı yaşamak için ibadet, vazgeçilmez bir reçete olmuştur. Bunları tek tek görelim:

1 – Abdest almak:

Abdest insanın statik elektriğini atarak, deri ve sinir sistemindeki gerilimleri yok eder.

Dolaşım sistemindeki minik tıkanmaları açar ve damar sertleşmelerini engeller.

Lenf damarlarını devamlı şekilde canlı tutarak korunma sistemini dinç ve kuvvetli kılar. Bu ise, bütün hastalıklara karşı güçlü olmamız demektir.

Gusûl abdesti, çok önemli bir tesire sahiptir. Burun ve boğa: yıkanması, hipofiz salgı bezinin damarları üzerine masaj yerine geçtiği için, bedenin gençliğini ve dinçliğini sağlayan tek tedbirdir.

2- Namaz:

Bir günde kılınan 40 rekât namaz, bir saatten fazla süreyle göz merceklerini dinlendirir. Çünkü secde noktası yaklaşık 1.5 metre mesafededir. Göz merceğinin normal dokusu (odak noktası) da 1.5 m’dir ve mercek, ancak bu mesafeye bakarak dinlenebilir. Kalbin elektromanyetik pozisyonu, namaz esnasında devamlı bir huzur ve sükûnet haliyle dengeli dinlenme kazanır.

Namaz sırasında bütün eklemler tam bir huzur tâlimi içindedir. Özellikle omurga sistemi, tam mânâsıyla hem egzersizin, hem de dengeli dinlenmenin akılalmaz sağlığına kavuşur.

Namazın stresleri atan tesiri ise, bugün en büyük dinsizlerin bile kabul etmek zorunda oldukları bir gerçektir.

Namazın, insanı aşırılıklardan koruyan tesiri de olağanüstüdür. Namaz kılan alkol içemez, olur olmaz saatlerde uyuya­maz, aşın cinsî münasebetlerden kaçınır ve düzenli bir hayata girer.

3- İnfâk (yardım ve paylaşma):

İman bahsinde izah ettiğimiz hipotalamus ve hipofizdeki âhenkli çalışmanın anahtarı olan sevgiyi öğreten tek eğitim infâktır. Hayatta her bilgi öğrenilerek kazanılır. Ancak sevgi, teorik bilgi ile kazanılmayıp sadece ve sadece infâkla, yani yardımlaşma ve paylaşma ile öğrenilir. İnfâkla kazanılan sevgi kabiliyetinin vücuda verdiği biyolojik âhenk, her türlü tarifin ve reçetenin üzerindedir.

4- Oruç:

Son yıllarda orucun sağlığa verdiği fayda, tıp çevrelerinde öyle net bir şekilde benimsenmiştir ki, müslüman olmayan birçok kliniklerde kronik hastaların, hattâ kanserli hastaların oruç tutmaları, programlı bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Yurt dışında ve özellikle Avrupa’da mevcut bulunan “Oruçla Tedavi Merkezlerini” görecek olsanız, bu ülkelerin din değiştirip İslâmiyeti seçtiğini sanırsınız.

Orucun, vücudun harika laboratuvarı olan karaciğere verdiği yenilenme ve dinlenme fırsatı ise, başlı başına bir kitap olacak şekilde mükemmeldir. Bu ibadetin sindirim sistemine verdiği dinlenme ve tamir fırsat ise, herkesçe bilinmektedir. Daha enteresan olanı, açlığın kemik iliğine yaptığı uyarıcı tesir sebebiyle, orucun kansızlığa karşı en iyi bir tedavi şekli olarak kabul görmesidir.

Oruç, kan kimyasına da çok müsbet yönde tesir eder, özellikle damarların iç duvarlarında biriken besin artıklarını yok eder. Bu açıdan damar sertliğini ortadan kaldıran harika bir tedavidir.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 14 Ocak 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!