Ruh Sağlığı

İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem
İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem

BAHİS : 5

RUH SAĞLIĞI:

Çağımız insanının en önemli meselesi ruh sağlığıdır. Beden sağlığının kuralları genellikle bilinmektedir. İnsanoğlu bunların bir kısmından konulmayı reflekslerle bile becerebilmektedir: Mesela, soğuktan kaçar, veya sıkı sıkı giyiniriz.

Ruh sağlığı açısından bildiklerimiz ise pek azdır. Üstelik ruh sağlığımıza ters düşen bazı şeylere heveslenir, koşarız; kumar ve içki gibi.

Yine ruh sağlığı açısından önemli bir çıkmazda ona uyma zorluğudur. Pek çoğumuz üzüntünün zararlı olduğunu biliriz, ancak ona karşı gelip üzüntüyü atamayız.

Bu bahisde önce ruh sağlığının temel prensiplerini tesbit edelim:

a Ruh yapısı diye ifade ettiğimiz kişiliğimiz ve moralimizdeki davranış – tavizleri, gerçekte tam manasiyle ruh yapımızı yansıtmaz. Aksine hissi hatta kısmen fizikî (bitkisel sinir sistemi ve hormonal yapı) yanlarımızı da içine alan manevî değer yargılarımızı ve davranışlarımızı ifade eder.

Ancak alışıla gelen terim, ruh sağlığı olduğu için, bizde bu kelimeyi seçtik.

Şu halde ruh sağlığı kavramı içinde duygusal yönümüz, temeli teşkil etmekle beraber hormon yapımız, isteklerimiz, bitkisel sinir sisteminden gelen davranış biçimlerimiz de önemli rol oynarlar. Bedenî ve hissi yanlarımız karşılıklı bir birini etkileyerek bir ruh yapısı ve şahsiyet ortaya kor. Bu genel formdan başka ruhî yapımıza imzasını atan birde mizaç (huy) yanımız vardır. Hırçın, yumuşak, kıskanç, cesur, hasis, cömert gibi. Mizacın ruha yaptığı etki tasavvuf da, nefs olarak ayrı bir unsur şeklinde mütalaa edilir.

b — Ruhî yapımızın temel unsurlarını şu ana başlıklar. altında toplayabiliriz.

1— Korkular:

Kaba korkudan başlayarak çekingenlik, ürkeklik, miskinlik ve tenbellik hep bu temel etkiden doğar. Bu duygu çok önemlidir. İlerde etraflıca işleyeceğiz.

2— İstekler:

Normal arzulardan başlayarak yeme, içme, cinsel arzular sınırlı yanlarıyla bu duygu içinde toplanır. Bu duygunun sapması aşırılaşması en tehlikeli yanımızdır. Çıkar kavgaları, ihtiraslar hep bu duygunun aşırılığından doğar.

3 — Sevgi:

Zorunlu olan anne sevgisinden etkilerle doğan dostlukların tümü bu duygudan gelişir; Aslında insandaki en yüce duygu sevgidir. İsteklerin aksine sevginin çoğalması ruhî yapımıza sağlık getirir.

Sevginin azalması kin ve nefret doğurur; Bunlar, insan sağlığı için en tehlikeli olanlarıdır.

4— Yardım Duygusu:

İnsanın en yüce duygularından biri de yardım duygusudur. Bir başaksına yardım etme ilgisi iç dünyamızdaki tüm kargaşaları sindirir ve huzur verir. Yardımdan uzaklaşdıkça insan, iç dünyasındaki kargaşanın tam ortasına düşer, cadı kazanı gibi kaynar.

5— Sıkıntı ve Endişeler:

Ruhî yapıda gerekli sağlık şartları yoksa sıkıntı ve endişeler başlar. Aslında sıkıntı ve endişe dışardan gelen etkilerden gelişir. Soğuğun zayıf bünyeyi kolayca etkilemesi gibi, sıkıntı ve endişe de sağlığı güçsüz kişilerde ruh yapısını kolayca etkiler, insanı bir canavar gibi kemirir.

6— Hoşgörü ve Merhamet:

Canlılara karşı sevgiden doğan hoşgörü ve merhamet, ruh sağlığının en iyi göstergesidir. İnsan bu iki duyguyu taşıyorsa ruhu çok zinde demektir. Aksine, kıskançlık ve zalimlik yanı ağır basıyorsa, ruh yapısı ağır bir hastalığa yakalanmış demektir.

Ruh yapımızdaki bu temel İstasyonlar arasında daha pekçok önemli noktalar vardır.

Bütün bu duygular hormonları ve bitkisel sinir sistemimizi bütünleştirerek beden ve ruh sağlığımızı kurar;

Örnekler üzerinde açıklarsak, mesele daha iyi anlaşılır. Sıkıntı ve üzüntülerle sabırla tahammül göstermeyen bir insanın önce tiroid salgı bezi bozulur; sinirli bir yapıya dönüşür. Bitkisel sinir sisteminde yerleşen bu menfî baskılar, çarpıntı ve titremeler meydana getirir. Bu hale üzülen insan, büsbütün ruhî bunalımlara düşerek tüm bitkisel sinir sistemini alt üst eder; ülserler, kalp damarı büzüşmeleri ard arda sağlığı alt üst eder.

Bir başka örnek alırsak; devamlı gelecek korkusu ile bunalımlara giren bir insan, tevekkülle bu korkuyu yenemezse yavaş yavaş çevre ile ilgisini yitirir. Yakınarından sevgi de görmezse ciddi bir depresyona girer.

c — Ruh Sağlığı Konusunda Çağımızın Anlayışı:

On dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren ruh sağlığı konusunda çelişik fikirler ortaya atıldı. Yirminci yüzyılın başında ise ruh sağlığı Freud’un etkisiyle tamamen cinsî arzulara bağlandı. Sonuçda çılgın bir seks hürriyeti ortaya çıktı, ne varki bu hürriyet, Freud’un görüşlerimde yıktı. Seks ilgilerinin en serbest olduğu ülkelerde ruh sağlığındaki bozukluklar zirveye tırmandı. Aksine muhafazakâr ülkelerde, ruh hastalıklarının daha az seviyede olduğu görüldü.

Sonunda ruh sağlığını bozan önemli faktörler tesbit edilmeye başlandı. Çağımızda toplumları çökme noktasına getiren, gençliğin ruh yapı­sında şu tesirler baş mesele olarak tesbit edildi.

1 — İnanç ve Gaye Yokluğu:

Çağımız gencinin ruh sağlığını bozan en önemli etki, inanç kargaşasıdır. Amerikan kilisesi sosyal araştırmalar kurulu, inancını kaybetmiş Batı gençliğinin alkol ve beyaz zehirin tuzağına düştüğünü ve de yok olmakla yüz yüze geldiğini resmen açıklamışdır.

Bu yüzden aynı ülke eğitimcileri din eğitimine fevkalâde önem vererek gençlerini inançsızlığın tuzağından kurtarma kampanyası açmışdır.

Hatta bütün okullarda evrim denen maymundan insan türediği iddialarını içeren teorinin asılsızlığını ortaya koyan konferanslar verdirilmektedir. (Prof. Ouan Gich «Beynimiz Yıkandı mı?» isimli seri yayınları okullarda mecburî okutulmaktadır.)

Demek ki genç dimağları ruhî bunalımlara götüren en önemli faktör manevi değerleri kökünden inkâr eden inançsızlıktır.

Artık günümüzde inanç, lüks bir hürriyet unsuru olmaktan çıkmış; toplum yapısını ayakta tutan tek kurtarıcı dike haline gelmişdir.

Yine batılı sosyaloglara göre toplum yapısında insan ilişkilerinin sağlıklı olması için inanç şarttır.

Ayakta duran toplumlar, çoğunluğu inandığı için ayakta kalabilmektedir.

İnançdan tabiî olarak köklü bir amaç çıkar:

Allaha karşı saygılı olmak, çevresine sevgi dolu hizmet götürmek ve ömrünü iyi bir insan olarak tamamlamak.

2 — İkinci Faktör : Korku :

Korku tüm karekter yapımızı, davranışları­mızı etkileyen önemli bir duygudur.

Korku duygusunun ardında yüce yaratıcıya iman zaafı vardır. Kendini evrende yalnız sanmak, olayları şans ve rastlantı gibi kavramlara bağlamak, insanda kaçınılmaz bir korku meydana getirir.

Korkunun ruh yapımızda meydana getirdiği olumsuzlukları şöylece özetleyebiliriz.

Korku, belli derinliklerde gizlenir; İşin kötüsü, bu duygunun güçlü veya zayıf olduğunu önceden tahmin ve tesbit mümkün değidir. Olaylar, onu meydana çıkarır.

Korku, önce insanda kendine güven duygusunu yok eder. Giderek insanla çevresi arasındaki bağları gevşetir, içe dönük, çekingen tipler ortaya çıkar.

Aşağılık duygularının bazı türleri, korkunun şuur’a yansıyan sapmış şekilleridir. Kişi korkusunu gizlemek için sahte gösterişler peşindedir. Korku arttıkça göstermelik cesaretler çıkar ortaya; hatta çevresini korkutma davranışları başlar.

Korkunun gelişmesi insanda dengesizlik meydana getirir. İçe dönük, melankolik yapılar ya­nında alkolik, serseri tipler meydana gelir. Bunlar da, topluma ters düşme arzuları artar, sonun­da bulunduğu toplumu terk eden kaçak çocuklar problemiyle karşılaşılır. Zeki ve bilgili tiplerde ise, toplum yapısına karşı çıkan, çoğu kez anarşiye kadar gelişen isyancılar çıkar ortaya. Hele toplum yapısını bütünüyle inkâr eden fikirler, korkuya esir olanlar için en iyi bir sığmak olur.

3 — Tatminsizlik Cinsel Arzular:

Sağlıklı moral bir yapı ve hayatın sürmesi için, karşı cinse ilgi insanda normal bir arzudur. Ancak bu tür arzular, toplumun örfleri ve inançlarıyla sınırlanmazsa, vahim sonuçlara yol açar. Bunlar, başlangıçta sınırlı bir mutluluk arzusudur, işine güç yetişen bir kimsenin arabası olmasını istemesi gibi çok tabii bir duygudur. Ancak ahlâkî çizgilerden yoksun kimselerde bu istekler, aniden sınır tanımayan bir hırsa dönüşür; bu tarz insafsız karakterlerde, kendi sonsuz ihtirasını tatmin için bütün değer yargılarını çiğnemek olağandır, hatta zevktir.

Sonunda sevgiden yoksun zalim kişiler çıkar ortaya. Tatminsizliğin bir kısmı, eski Freudcilerin pek istismar ettikleri cinsel duygularla gelişir. Bu yüzden, küçükden beri eğitilen kişilik kazanan herkesin sınırlı tatminlere rıza göstermesi şarttır. Cinsî konularda olduğu gibi diğer arzular açısından da sınırsız kurallarla toplum düzenini sağlamak mümkün değildir. Zaten toplum, yaşama haklarını ortaklaşa dengelemiş kimselerin kurduğu sistem demektir. Ortaklaşa dengeleşmede daima arzuların sınırlandırılması söz konusudur.

Konu buraya gelmişken son yıllarda çok tartışılan cinsî eğitim ve cinsel özgürlükten bahsetmek istiyorum.

Cinsî özgürlük ve cinsel eğitim kavramları, kuzey ülkelerinden çıkmış, moda niteliği taşıyan, ve ilmîliği olmayan kavramlardır.

Bilindiği gibi cinsî özgürlük ve cinsi eğitimi savunan, hatta uygulayan ülkeler, olumlu bir bilim mesafe kazanmış, cinsî menşeli bunalımlarla dolu ülkelerdir (Kuzey Avrupa Ükeleri). Yapılan en yeni araştırmalar, cinsî özgürlük arttıkça cdnsî gücün azaldığını göstermiştir. Amerikada yapılan bir araştırmada, özellikle erkeklerde cinsî gücün hızla azaldığı tesbit edilmiştir. Bunun sebepleri arasında cinsî özgürlük ve bunalımlar başlıbaşına bir yer işgal etmektedir.

Yine yapılan araştırmalar, cinsiyet hormonları dengeli olan sıcak ülkelerde hiç bir cinsel problem olmadığını ortaya koymuştur. (Filipinler, Hindistan, Endonezya, Arabistan).

Şu halde cinsel problemler var! Cinsel özgürlük, cinsel eğitim şart sloganları aslında hormon yapıları zayıf olan Kuzey ülkelerde tartışılan bir konudur; halen çıkmaz sokak olmaya devam etmektedir.

Biyolojik yapının çok önemli bir özelliği cinsî kudret ve arzuların özgürlükte azaldığı yolundadır. Nitekim ülkemizde bile nesiller arasında bu fark hissedilmektedir.

Hiristiyanlık taassubuyla evlenmenin bile baskılar altına alındığı Avrupa ülkelerinde cinsî özgürlüğün savunulması, başlangıçta bir tepki olarak gelişmiş; sonradan toplum yapısını tahrik eden sınırlara ulaşmıştır. Bu dalgalanmalar Kuzey Avrupa tikelerinde sürerken; İtalya, İspanya, Güney Amerika gibi ülkeler, böyle bir ihtiyacı savunmamışlar, akıllarından bile geçirmemişlerdir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem (Ankara, 1985) kitabından alınmıştır.