Dr. Haluk Nurbaki

Mutlu Olmak

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page
Yüce Peygamberin Temel Mesajları

Yüce Peygamberin Temel Mesajları

Yüce Peygamberimizin insanlara getirdiği en önemli nimetlerden bir tanesi mutluluk reçetesidir.

Yüce Peygamberimiz hem toplumları Allah inancıyla düzlüğe çıkarmak, bunu uygarlık bilim gibi iki güçlü kuvvetle meydana getirmek isterken bir yandan da insanlığa tek “Mutlu olma reçetesi“ni akıl almaz bir biçimde vermiştir. Bir insan, bunu iyice anlayarak kavrayarak yaşamını sürdürürse mutlu olmaması için hiç bir neden kalmamaktadır.

Aslında yeryüzündeki bütün dinlerin hatta birtakım doktrinlerin insanı mutlu yapmak için ortaya koyduğu reçeteler o kadar ağır reçetelerdir ki, acısından başka hiç bir tedavi tesiri meydana gelememiştir. Bunun sebebi, insanoğlunun kendi kendine faydasız, kuru disiplinlere girmesidir. Hâlbuki Yüce Peygamberimizin insanoğluna verdiği mutluluk reçetesinde en önemli unsur hayatı normal yaşayıp, buna rağmen hayatın akıntısında tökezlemeden onun çarkına kapılmadan mutluluğu sürdürmek yoludur. Bundan dolayıdır ki bir bakıma dünyanın bütün gerçeklerini, hayatın bütün zorluklarını ve kaçınılmaz bütün yanlarını alarak Yüce Peygamberimiz insanlara yaşamı tanımlamıştır. Yani hiç bir zaman köşeye çekilip, “Ben bu dünyadan bıktım” sözüne fırsat vermemiştir. Yahut da “Ben bir dağ başına gidip orda Allah’a terennüm edeceğim, ona niyaz edeceğim, ibadet edeceğim” sözüne de fırsat vermemiştir.

Yüce Peygamberimiz kendisinden sonraki insanoğluna şu mesajı vermiştir, “Hayatın bütün koşullarını yılmadan yaşayacak, onlarla mücadele edeceksiniz ama yaranmayacaksınız. Mutluluğunuzu sürdürerek mücadele edeceksiniz”. Başlangıçta zor gibi görünen bu reçetenin, ayrıntılarına biraz sonra siz de inanacaksınız ki, gerçekten hayatın bütün koşullarına uymak ve mutlu olmak mümkündür.

Mutlu olmanın reçetesinin başlangıcında, Yüce Peygamberimizin verdiği sağlık direktifleri gelmektedir. Abdest, namaz, temizlik. Özellikle de diş fırçalamadan tutunuz da bütün bugünkü bilimin bize öğrettiği hastalıktan koruyucu tedbirlerin tümünü Efendimiz İnsanoğluna vererek koruyucu tebabetin adeta temelini koymuştur.

Bugün biliyorsunuz yeryüzüne hastalıkların tedavisinde hem masraf bakımından hem hastalıkların birçoklarının tedavisinin zorluğu bakımından, tıbbın ideali tedavi değildir. Tıbbın ideali insanları hasta etmemektedir. İşte Efendimizin sunduğu sağlık reçetesinde en önemli ve hassas konu budur. Birçok defalar Efendimiz eshabı yani dostları ile konuşurken hasta olmalarım eleştirmiştir. “Siz Müslümansınız. Nasıl hasta oluyorsunuz? Niçin dikkat etmiyorsunuz?” şeklindeki ikazlarıyla o kadar ayrıntılı bir sağlık formülü getirmiştir ki bunların içerisinde insanın hasta olmaya kolay kolay fırsat bulması imkânsızdır.

Efendimizin getirdiği bu mutlak maddi, fizik tedbirlerin yanında inanç ve ibadet yönüyle insanın bedeni mutluluğunu sağlayacak pek çok ilke vardır.

Paylaşma zevki

Mesela, bir insanın infak etmesi aslında bedensel olarak fevkalade rahatlamasını sağlar. Çünkü bugün stres diye sıradan yorgunluklara ve telaşlara üzüntülere bağlanan baskılar aslında zahirde birtakım telkinlerle yahut da birtakım oyalanmalarla giderilebilecek gibi görünür ama, bu mümkün değildir. Bunun tabanında insanın iç dünyasının tamamen rahatlaması lazımdır. Bir insanın iç dünyasının tamamen rahatlaması ancak infak sayesinde, başka insanlara bir şeyler verebilmek sayesinde kazanılır.

Bugün mutluluk reçetesinin, Efendimizin sunduğu mutluluk reçetesinin yanında beşeri hayatımızdaki abdest, namaz, oruç gibi diğer ibadetlerin getirdiği bedensel rahatlamayı intakla sağlamlaştırmıştır. Yani, bir insan vücudunun hem fizik yanının eksiklerini tamamlamakta hem hastalıklara yakalanmamak için pislikten kaçınmakta, hem de devamlı çalışmakta. Bunların hepsi insan sağlığı için fevkalade önemli ilkelerdir.

Efendimiz defalarca tavsiye etmiştir, “Gönlünüzün rahatlamasını, içinizdeki sıkıntısının rahatlamasını istiyorsanız Allah’ın verdiği nimetleri paylaşınız. Başkalarına yardım ediniz.” Şu halde Fahri Kâinat Efendimizin insanlara getirdiği bu mutluluk reçetesinin uygulaması ile birlikte, dünyadan vazgeçerek yaşamaya gerek yok. Bilakis, dünyayı yaşayarak dünyanın bütün koşullarına uyarak ama mutlu olarak kalmak mümkün olmaktadır. Bir insanın iç dünyasındaki özellikle namaz ve infakla meydana getirdiği huzuru her hangi stres ile yıkmanız mümkün değildir. Hatta bu stres çok ağır şoklar bile olsa evlat acısı gibi, sevgili acısı gibi, çok şiddetli etkiler dahi olsa iç dünyadaki bu ferahlığın getireceği sağlığa vereceği, insanın mutlu olmasını sağlayacak biçimde bütün yapımıza intikal ettireceği hikmet kesinlikle sınırsızdır. Ve her türlü stresin, her türlü acının hakkından gelecek biçimdedir.

Şüphesiz ki teferruat gibi görünen, fakat aslında Efendimizin insan yaşamındaki mutluluğu ayrıntılarına kadar etüd ettiğini gösteren birçok mesajları da dile getirmek istiyorum. Mesela, “Seyahat ediniz. Bir yerde miskinleşip oturmayınız. Gidiniz insanları görünüz. Arzın başka yanlarını mutlaka görünüz. Orada sizin için hem ibret alınacak, öğrenilecek şeyler vardır” diye adeta bugünün insanının arayıp da zorla keşfettiğini sandığı bir takım rahatlatıcı, mutlu edici ilkeleri ondört asır evvel Efendimiz bir reçete halinde getirdiği “Büyük mutluluk reçetesi”nin bir “eki” olarak sunmuştur.

Yemek yerken

Yine Efendimizin insan mutluluğu ve sağlığına getirdiği çok ciddi bir mesaj da “Yemek yeme tarzı”ndadır. Bugün gözlerden kaçan bir hususu, çoğumuzun “Yemek yemesini bilmediğimizi” hatırlarsak Efendimizin bu konudaki hassasiyetlerini çok iyi anlamış oluruz. Bir defa yüce Peygamberimiz, “Yalnız başınıza yemek yemekten kaçınınız mutlaka bir dostunuz, sevdiğiniz bir insanla yiyiniz. Sinirli olduğunuz zaman kesinlikle yemek yemeyiniz” diye bugünün modern tıbbın beslenme konusunda, yemek yeme konusunda ancak yeni yeni ulaşabildiği çok önemli bir ilkeyi ondört asır evvel bildirmiştir.

İkincisi, yemek yeme tarzında tıp biliminin önerdiği, mide gazını çıkartmadan, mideyi tamamen doldurmadan yemek yeme” ilkesini yine ondört asır evvel haber vererek, “Kesinlikle yemekten doymadan kalkınız.” Yani midenin hazmetmesi için o organa bir fırsat veriniz anlamına gelen emirlerini vermiş. Ondan sonra da “Hastalıkların kapısı midedir, çaresi de perhizdir.” şeklindeki tıp formülünü getirerek yanlış beslenmekle ne tür bir tehlike karşısında olunacağını bildirmiştir. Bugün dikkat ederseniz hemen hemen insanların sağlıklarını bozan, sağlıklı yaşamalarını engelleyen en büyük sorun yemek yeme biçimindendir. Bugün insanlar stresli sofraya oturmaktadır. Bugün insanlar ayaküstü sandviç yiyerek tek başına o stresli midenin içerisine besin koymaktadır. Ve böylece beslenmeyi başlangıçta baltalamaktadır. Bunun yanında daha ilginci Efendimizin temel besinler üzerinde verdiği emirlerdir. Mesela, efendimiz ısrarla süt, bal, ekmek ve zeytinin mutlaka yenilmesini, temel gıda olarak telakki edilmesini emretmiştir ki, eğer bunları incelerseniz süt ve onun mamulleri bal, zeytin ve ekmeğin mevcudiyeti, bir insanın bugün modern konsepsiyonda alacağı gıdaların tümünü, “Sağlıklı yaşamasında lazım gelecek” vitaminlerin, madenlerin tümünü kapsamaktadır.

Bu kadar ayrıntılara vararak ve ısrarla durarak niçin bir peygamberlik yüceliğinde hayatın bu teferruat bölümlerini anlatmıştır? Gayet aşikâr… Çünkü Efendimizin en büyük amacı insanları mutlu etmektir.

Bir yandan fakirliği kimsesizliği, köleliği, cariyeliği ortadan kaldırarak normal toplum seviyesine getirme çabasını gösterirken, bir yandan da kişisel mutluluğu; sağlık açısı ile yemek yeme tarzından, uykuya kadar bütün ayrıntıları 116 dile getirmiştir. Ki kitaplarımızdan da hatırlayacaksınız bu dile getiriş şeklinde o zamanın ayrıntı diye düşünülen şeylerinin, bugünkü tıp camiasında çok önemli hadiseler olduğunu görüyoruz. Mesela ondört asır evvel Yüce Peygamberimizin Ayşe annemize rejim yapmasını tavsiye etmesi ö zaman için aklın fikrin ucundan geçecek bir hadise değildir. Ama bugün görüyoruz ki herkes Efendimizin ondört asır evvel bildirdiği bu sağlık mesajının peşine düşmüştür.

Sağlıklı İnsan

Şu halde Yüce Peygamberimizin insanın mutluluğu, sağlığı için getirdiği ilkelerin tümünü bir araya getirdiğimiz zaman mutlaka en sağlıklı insan tipini meydana getirirsiniz. Birçok eski ananelerimizde, eski öykülerimizde ö kadar enteresan tanımlar vardır ki, bugünkü modern sağlık bilimlerinin temelini teşkil eder; Bilhassa Selçuklular devrinde, Osmanlılar ilk dönemi devrinde birçok doktorun Türk kasabalarını, Türk kentlerini terkettiği müşahade edile gelmiştir. Doktora, “İşte sen Konya’dasın yahut Bursa’dasın niçin orayı terk ediyorsun” dendiğinde “Hasta yok kardeşim, ne yapayım” dermiş… Bu dahi Yüce Peygamberimizin getirdiği insanları mutlu edecek emirlerin uygulandığı zaman toplum sağlığının ne hale geleceğini göstermektedir.

Yine bu satırların başlarında hatırlayacağınız gibi, bugünkü tıbbın ideal olarak gördüğü sağlıklı toplum, hasta olmamaya çalışma ilkesi ondört asır evvel o kadar mükemmel icra edilmiş, o kadar yerli yerine konulmuştur ki, toplumda adeta hastalıklar birer ikişer, birer ikişer çekilerek kaybolmuşlardır.

Gerek tüberküloz, gerek cüzzam, gerek kolera o zamanki insanların salgın hastalıkları halinde toplumlarını tehdit ettiği halde, İslam toplumu bu hastalıklardan, İslam ilkelerini Efendimizin tarif ettiği şekilde uyguladıkları süreçler içerisinde daima uzak kalmıştır. Ve İslam toplumu içerisinde ne bir tüberküloz salgını ne bir kolera salgını ne de cüzzam salgınını izleyemiyoruz. Hatta o kadar ilginç noktalarda müşahadelerimiz var ki mesela, cüzzamda eski insanlar, cüzzamlıları tecrit ederek insanlardan uzaklaştıran bir uygulama göstermişlerdir. Efendimiz cüzzamın bulaşıcı olduğunu bundan korunmanın mutlaka zorunlu olduğunu bildirmekle birlikte fevkalade önemli bir mesaj daha vermiştir. Cüzzamlılârla birlikte oturup yemek yemekle bile bu hastalığın bulaşmayacağını başka tarz bulaşma yollarının olduğunu bildirmiş­tir. Nitekim kendisi cüzzamlılârla oturup yemek yemiştir. Bugün anlıyoruz ki cüzzam ger­çekten bulaşıcı bir hastalıktır. Ama insanları tecrit ederek, onları bir tarz ölüm köylerine terk ederek devam ettirilecek şekilde bir tecritin hastalığı değildir. Aksine toplum içerisinde temizliklerini koruyarak, onların salgılarından korunarak cüzzamlı insanlarla temas edilebileceğini bile ondört asır evvel bildirecek çok geniş bir tıp konsepsiyonuna sahiptir. Bu yüzdendir ki, İslam toplumları arasında cüzzam bile Ortadoğu’da çok yaygın bir hastalık olmasına rağmen İslamiyetin gelmesinden sonra fevkalade azalmış, sayısı yirmide bir, otuzda bire kadar düşecek rakamlar bulmuştur. Bunların bir kısmı, bunlara hizmet vererek tabii halde ölmelerini sağlarken, bir kısmı da onların hastalığı bulaştırmalarını önleyerek azalmıştır. Şöyle ki, eskiden cüzzamlı hastalar bir vadiye hapsedilir, kayaların arasından bir sepetle yiyecek gönderilirken, cüzzamlı hastalar özellikle sanki intikam alır gibi o sepetlere yahut kaplara hastalıklarını bulaştırmak isterlerdi. Bir nevi sağlam kişilerden intikam almak için… Hâlbuki onları toplum içerisine kabul ederek, onlara İslam temizliğini İslamın sakınma ilkelerini öğrettikçe insanlar bundan kendileri kaçınmaya başladılar.

Böylesine ayrıntılar da insanların sağlığına ve mutluluğuna büyük bir nimetler demeti sunmuştur. Bugünkü insanların eczanelerde stres için aradıkları reçeteleri ve bunun için akıl almaz paraları sarflarının hepsinin gelip geçici olduğunu bilmek gerekir. Çünkü stres ve sıkıntı devamlı surette dünya kazanında kaynamaktadır. Mesela bu kaynayan streslerin vücudu tahrip etmesini engellemektir ki, Efendimiz bunu, bir yandan iç rahatlığı sağlayarak, bir yandan Allah inancının takviyesi ile tamamı ile kökünden halledecek formülü bulmuştur.

İslam toplumları ne zamanki bu çizgileri terk etmişlerdir tekrar onlar da diğer insanlar gibi sağlıksız kişiler haline gelmişlerdir. Bunun en iyi misali, çok yakın zamanda gündeme gelen diş sağlığı meselesidir.

Ondört asır evvel Efendimiz, günde en az on defa, onbeş defa dişlerini misfakla fırçalarken ağzında en ufak bir besin parçasının bulunmasına müsaade etmemişti. Bu güzel örnek bir süre İslam toplumları tarafından uygulanmış ama daha sonra herkes bunu bir fantazia olarak telakki etmişler. Ondan sonra yeniden ağız hastalıkları sıkıntısına düşmüşler. Şimdi yeniden moda olan yanı ile bunu yürütmek istemektedirler. Hâlbuki yalnız diş sağlığı açısından bile bu reçete bir noktada terk edildiği zaman bu toplumların ne hale geldiğinin en güzel ibretli örneğidir.

Bunun dışında gusul abdesti alarak, gerek normal abdest alarak kazandığımız sağlık, gençlik, dinçlik ve bunamama gibi, yani artari skiloroza bağlı sertleşmelerden uzak kalmak gibi, sağlıklı toplum içerisindeki fertlerin birbirlerine karşı yumuşaklığını rahatlığını ve toplumun mutlu olmasını düşünürseniz insan sağlığındaki önemin doğrudan doğruya toplum sağlığına yansıyan bir hadise olduğunu anlarsınız.

Evet… Efendimiz insanlığa Allah’ın en büyük lütfü, efendimiz insanlığa Allah’ın verdiği nimetleri anlatan yegâne habercidir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Günaydın Gazetesi Ekleri, Yüce Peygamberin Temel Mesajları kitapçığından alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!