Dr. Haluk Nurbaki

Müminde Beden ve Ruh

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Beden yapısını böylece en emin şartlar altında bulunduran İslamiyet’in, şimdi, (hormonal) bakımdan faziletini müşehadeye çalışalım.

Müminde Beden ve Ruh

Müminde Beden ve Ruh

Şimdi sıra müminin madde ve ruh yapısında: Ruh hekimlerinin ve psikopatalocya mütehassıslarının insan şahsiyeti hakkında koydukları ölçüye göre “Beden yapısı + Hormonal ve Ruhi yapı = Şahsiyet” tir. Göreceğiz ki, İslam akideleri, bu ölçüyü en zengin nispette tatmin etmektedir.

1- Beden yapısı… Vaktiyle “Su” başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibi, müminin deveran sistemi tam sıhhatli ve her an yeni doğmuş gibi cevval ve taze olur.Hazım sistemi ise, Kainat Efendisinin muazzam düsturunu çerçeveliyen “yemeklerden tam doymadan kalkmak” usuliyle, bugünün tıbbi bakımından en emin müeyyide altına girmiştir.Hazım sistemini yormanın faziletleri, daimi zindelik ve sıhhat (faktör) ü olarak, bugünün tıbbı tarafından kat’iyetle tesbit edilmiş bir vakıadır.

Bu münasebetle oruç üzerinde gerçek tıp görüşünün kıymet hükmünü belirtmek isterim:

Oruç, bugünün ilim adamları tarafından, üzerinde kat’i hüküm verilemeyen bir mevzu… Bizse İslam hekimi olarak, bu mevzuda tıbbın en doğru hükümlerini araştırmakla mükellefiz.Şu anda bahsimiz, orucun sade madde üzerine tesiri… Ruh üzerine müspet tesirini kimse inkar edemiyor.

Orucun başlıca tesiri karaciğer üzerine… Karaciğer, tabii bir insanda daima çalışmaya mahkûm ve başlıca ehemmiyeti haiz bir uzuv…

Sadece oruç sayesindedir ki, karaciğer, senede bir ay, gündüzleri, 6-8 saat kadar kat’i istirahata kavuşur. Kâinatın Efendisi, elbette her sırla beraber bu sırrı da ihata eden İlahi ölçüyü, vücuda sade hazım yoluyla değil (enjeksiyon) yoluyla de herhangi bir yabancı madde girmesine müsaade buyurmayarak ifade etmişlerdir. Hazım kanalı üzerindeki faydası malum olan orucun en ehemmiyetli tesir sahalarından biri, kan kimyası olarak gösterilebilir. Aç kalındığı müddetçe kan kimyasında (Glikoz), (Lipoid), (Globülin) ve madenler gibi kan unsurları, sabit bir seviyeye düşer ve o seviyede akşama kadar kalır. Böbreklerde süzme işi kolaylaşır. Kan (asidite) si keza sabite yakın bir hal alır.Hücre teneffüsü kolaylaşır.Böylece vücutta, harici bir gevşeklik ve mecalsizlik karşılığı, umumi bir dinlenme ve toplanma imkanı doğar. Bazı din aleyhtarlarının iddia ettikleri gibi, birdenbire edilen ve mübalağa ile tatbik olunan iftarlar bu imtiyazı bozmaz. Zira her şekilde “tam doymadan yemekten kalkmak” esasen İslamiyetin bu hususta ölçüleştirmiş bulunduğu ve her suistimale mani olarak muhafaza ettiği daimi esastır.

Beden yapısını böylece en emin şartlar altında bulunduran İslamiyet’in, şimdi, (hormonal) bakımdan faziletini müşehadeye çalışalım.

Vücuttaki bütün dâhili gudde ifrazlarının şefi ve nazımı, malumdur ki, (Hipofiz) guddesidir.(Hipofiz) guddesi üzerindeyse başlıca müessir, cinsi hayata bağlı amiller… Meşru olmak kaydiyle cinsi hayatı ne büyük bir inkişafa davet ettiği malum bulunan İslamiyetin (Hipofiz) guddesine biçtiği faaliyet ve sıhat şartı kendi kendsine görülür. Tenasüli kudreti fevkalade yerinde olan bir Müslümanın (hormonal) şartları, umumiyetle kemal halindedir.(Hipofiz) guddesine müessir ikinci (faktör) olan ruhi melekelere gelince, Müslümanda ruh mefkurevi bir güreşçide adale manzumesi kadar kuvvetlidir. Ve zaten bu cephe, gerçek mümin olan Müslümanda, en büyük sermaye… Müslümanda, ruh gıdası, ibadetlerin suri şekillerinden batıni feyzlerine kadar, en taşkın mikyasta sigortalıdır. Bir Müslüman, vasıtalı ve vasıtasız olarak bütün din rejimi içinde, her şeyden evvel ve sonra daima ruhunu besler. İman, namaz, oruç, zekat, hac ve bunlar etrafında bütün fikri ve fiili ibadetler, en büyük hisseyi onun ruhuna terkederler.

Ruhun mikropları olan ihtiras, korku, ümitsizlik, gurur, sıkıntı, (ideal) sizlik, şüphe, yeis, hafakan, yegâne ilacını imandan ve İslam’dan alır. Böyle olunca; “Beden yapısı + Hormonal ve ruhi yapı = Şahsiyet”ten ibaret olan Yirminci asır ruh tebabeti düsturunu en kamil mikyasta temsil eden (ideal) şahsiyetin mümin ve Müslüman şahsiyeti olduğu apaçık meydandadır.Meydanda olmayansa, insanlardaki insaf hassası…

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Büyük Doğu (3 Kasım 1950, Sayı:33) Dergisinden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!