Dr. Haluk Nurbaki

Milletin Özündeki Sır

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Milletin özündeki bu esrarengiz ilâhi hikmetin bir tecellisi de bin yıllık tarihi boyunca hiçbir taassup ve irtica sapması göstermemesidir. Çünkü tarih boyunca siyasi otoriteler yapacakları zorbalıkları hep din maskesi alanda yapmışlardır.

Milletin Özündeki Sır

Milletin Özündeki Sır

Milletimiz bin yıldır Allah ve Resulüne yaptığı hizmetler, bu arada verdiği milyonlarca şehid nedeniyle büyük bir ittifakı ilâhiye mazhar olmuştur. Dost-düşman herkes bunun hikmetini anlamasa da onun korunduğunun farkındadır.

Gerek yurtiçinden gerekse yurtdışından bu milleti bölmek, hatta tüketmek için yapılan bütün gayretler akim kalmaya mahkûmdur. Zaten son yıllık tarihimizi insafla inersek, milletin karşı karşıya kaldığı tertiple tuzaklar çoktan onu yok edecek çizgilere gelmiştir. Hâlbuki her birisinde “bu sefer bu milletin işi bitti” dedikleri anda, Allah, mucizevî bir vesile ile bizleri yakılmaktan kurtarmıştır.

Son birbuçuk asırda etrafımızda yanan alev çemberleri, içtimai yangınlar bize tesir edememiştir. Manevi sigortamız o kadar iyi işlemektedir ki, bunun nasıl olduğunu kendimiz bile fark edemiyoruz. İlâhi himayenin lütfü ve keremi net bir şekilde milletin gönlüne yansımakta, millete en doğruyu bulma çizgisine bizi götürmektedir.

Bilerek bilmeyerek, bu milleti bölmek isteyenlerin manevi ışıklarını söndürmek isteyenlerin anlamadıkları sır budur. Son yirmi yıla dikkat ederseniz, bütün milletin gönlünde ve zihninde hiç öğretilmediği halde gerçeklerin ışığı apaçık yanmaktadır. 150 yıllık Batı kültürü hayranlığı tarihteki muhteşem yapımız yanında, öylesine cılız kalmıştır ki, sığınacak perde aramaktadır.

Bizim kültürümüzün yanında başka bir kültürü medeniyet unsuru diye sayabilmenin zorluğunu Avrupalılar da anlamıştır ki, bizim Avrupa Birliği’ne girmemizi reddetme yolunda yegâne silahını yıpranmış bir Hıristiyan kültürü olarak göstermekledir.

Bu milletin özündeki sır, kendi hikmetlerini büsbütün ortaya koyabilmek için her vesilede akıl almaz bahaneleri ve başarıları gündeme getirmiştir. Bütçenin başarısından Anadolu’da inanan insanın dev yatırımlara imzasını atmasına kadar her türlü muvaffakiyet, milletin özündeki sırrın harekete geçmesinden doğmaktadır. Gerek ülkenin dışında, gerek içindeki Marksist-ateist hırslar, milletin güçlenmesiyle beraber, hatta ekonomik patlamayı sağlamasıyla birlikte adeta çıldırmakta, her gün yeni bir tertibin peşinde koşmaktadır. Hatta kendilerini temelli yok edeceğini bildiği halde askeri rejimlere bile özenmektedirler.

Askeri rejimler daima milletin arzulan istikametinde gelişir. Ve çoğu kez de, İktidara geldiklerinde milleti çözmek isteyenlerin Marksist ve ateist grup olduğunu hemen teşhis eder. Buna rağmen Marksistler bu rejimlere bile destek olmaktan kaçamıyorlar. Aslında bunun nedeni, milletin özündeki sırdan ışık almaktadır. Marksistler, farkında olsa da olmasa da, milletin gönlünden temelli tard olmak için her türlü yanlışı yapmak zorundadırlar.

Milletin özündeki bu esrarengiz ilâhi hikmetin bir tecellisi de bin yıllık tarihi boyunca hiçbir taassup ve irtica sapması göstermemesidir. Çünkü tarih boyunca siyasi otoriteler yapacakları zorbalıkları hep din maskesi alanda yapmışlardır. Avrupa, tarihi boyunca böyle irticai kepazeliklerin affedilmez örnekleri ile doludur. Ne Selçuk, ne Osmanlı döneminde İslâmın irticai yasaklaması ve hoşgörüsü sayesinde bir tek taassup olayı görülmemiştir.

Gerek yurtdışında, gerek yurtiçinde İslâm karşıtı çevrelerin tahammül edemediği bir hadise de, bu milletin insanının ekonomide ve teknolojide gösterdiği başarıdır. Hâlbuki yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada, İslâm’ın; teknolojide ve ekonomide göstereceği başarının henüz daha başındayız. İlimde ateist bunalımdan kurtularak inananların kazanacağı dev merhaleleri çok yakında bütün dünya seyredecektir. Ekonomide ise dünyanın son üç yüz yıldır birbirini boğazlama sistemleri tek tek yıkılmaktadır. Faiz ve rant çirkinlikleri, yerini mutlaka daha adil bir gelir dağılımına götürmeye mecburdur. Bu da islâmın ekonomik ışıklan sayesinde tüm dünyaya yayılacaktır.

Ben yeryüzündeki milletleri ve kendimizi her haliyle seyrederken biraz da nükleer fiziğe olan tutkum dolayısıyla sıradan metallerle radyo aktif metallere benzetirim. Bugün yeryüzünde birçok millet, özündeki enerjiyi yitirmiş, sıradan metallere benzer. Birtakım milletler ise hâlâ özünde enerjisini yitirmemiş radyoaktif metalleri andırır. Bunların çoğu da iyi arınmadıkları için değerlerini gösteremezler. İşte tüm bu metaller arasında bir istisna vardır, o da bizim milletimiz. Tam radyoaktif bir metaldir. İçindeki enerjisinin tükenmesi imkânsızdır.

İşte milletimizin özündeki sır derken; Allah’ın lütfettiği manevi radyoaktiviteyi kastediyoruz. Bu sır, milletle beraber daimdir. Onu her an geliştirip yüceltecektir.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 20 Mart 1997 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!