Dr. Haluk Nurbaki

MEME KANSERİ

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Efendim kadınların, sırf kadın olduğu için yani rahim ve memeleri dolayısıyla kansere yakalanma şansları çokmuş gibi görünür. Aslında erkekle kadına arasındaki kanser oranı aynıdır, aşağı – yukarı. Ancak erkeklerde mesela akciğer kanseri çoktur, işte prostat kanseri vardır. Birde, ayrıca, yani erkeklerdeki kanser oranlarının çoğu kadınlarda yüzde bire (%1) kadar düşer. Yani yüz erkekte görülen bir hastalık kadının ancak bir tanesinde, akciğer gibi… Misal verdim. Ancak kadınların korkulu rüyası meme kanseriyle, rahim kanseridir. Bu iki kanser türü de diğer kanserlere nazaran çok avantajlıdır. Gerçi organ itibari ile bilhassa rahim itibari ile (çok) kanserin kolayca yayılma istidadı olan bir bölgededir ancak belirtisi itibari ile çok şanslıdır. Çünkü bir akciğer kanseri düşününüz ki; icabında mandalina büyüklüğüne geldiği halde belirti vermeyebilir, öksürük dahi vermemiş olabilir… Hâlbuki rahim kanseri çok ufakken (yine misal veriyorum size; bunların dışında olan şeyler var) mercimek kadarken dahi kanama belirtisi verir. Onun için, yani kanserin olması yanında bir avantajı unutmamak lazım: erken belirti verir. Meme kanseri de erken belirti verir. Yalnız meme kanserinde biraz olduğundan fazla evhamlara kapılma ihtimali… Yani göğüsteki her şişlik “meme kanseri,” demek değildir. Ama hemen belirteyim: her kanamada kanseri aramak lazım! Yani kanama çok önemli bir hadise… (Ama) Göğüsteki her şişlik kanser değildir ama burada yine usulünce, fazla evhama kapılmadan araştırmak lazım gelir.

Şu halde kadınların iki temel korkusu olan meme ve rahim kanserleri kadınların başına bela gibi görünmesine rağmen; bugün tedavisi az çok olan kanser türlerindendir. Mesela; beş tane kesin tedavi olabilen kanser türü vardır ki; bunlardan bir tanesi meme kanseridir! Yani vaktinde, zamanında iyi bir hekim heyeti tarafından koordine edilen meme kanseri mutlaka tedavi edilir. Yani; bazıları (işte) meme kanseri oldu da, tedavi edilemedi de… Mutlaka teşhis hataları, gecikme hataları vardır. Rahim kanserinde belki meme kanseri kadar değildir, şans; ama yine, buna rağmen, erken yakalanması dolayısıyla rahim kanserinde de tedavi şansı vardır… Yüzde altmışın (%60) üzerinde temelli kurtulma şansı vardır. Bu kanser için çok büyük rakam bunlar. Şimdi, bu haliyle mütalaa ettiğimiz takdirde ben, hanımefendilere iki şey tavsiye ediyorum: birincisi, lüzumsuz evham yasak; ikincisi, umursamazlık yasak! Çünkü arayı bulmak lazım…Zaten sağlığın temel anahtarı da budur.” Şimdi her bir damla kanı eyvah kanser oldum, diye stres yapmak çok tehlikeli bir şey. Her göğsündeki ufak bir şişliği kanser oldum, diye telaş yapmak (o da) çok tehlikeli bir şey. Ama (kanamaların, bilhassa Cevat Bey’in söylediği gibi) adetlerin dışında olan kanamalarda mutlaka bir teyakkuz göstermek lazım… Bir de, üstelik şunu söylemek istiyorum: kadınların, kanserlerinin belirtisi çok erken çağda olduğu gibi teşhisleri de kolaydır. Mesela: çok başlangıç çağındaki bir mide kanserini hatta bir lenf kanserini zor teşhis edersiniz… Akciğer kanserini tartışmayla teşhis edersiniz… Ama meme kanseriyle, rahim kanserini yüzde yüz (%100) teşhis edebilirsiniz. Bu avantajları da vardır, kadın… Onun için bir kadın gerek memesinde bir kanser başlangıcı, gerek rahminde bir kanser belirtisi olduğu zaman korkmadan, ürkmeden ve (bunun) büyük ölçüde tedavi şansı olduğunu bilerek bunun üzerine düşmesi lazım gelir. Çünkü şimdiye kadar ki benim elli (50) yıllık tecrübem; hanımların fazla abarttığı için olayı büyüttüklerini, bu yüzden hastalıklarını sakladıklarını gördüm… Yani, nasıl olsa öleceğim; benim göğsümde bu şişlik var, diye onu saklamıştır. Tedaviden kaçmıştır, tedavisi yok… Çünkü kanserin ismi soğuk… Bu soğukluğu kadınlar gidersinler, kandın [kanserleri ancak kadın kanserleri içerisinde bir istisnası var: yumurtalık kanserleri maalesef şanslı değildir (yine Cevat Bey’in söylediği gibi), çünkü belirtilerini geç verir. Bir kanser türü belirtisini geç vermişse o kanser türü tehlikelidir. Bakınız, mide kanseri oldukça tehlikelidir. Akciğer kanseri tehlikelidir çünkü bunlar belirtilerini geç veriyor. Eğer mide kanseri ülser gibi çabucak bir ağrı şikâyeti yapıverse mide kanserinden de korkmayın… Ama yapmıyor, ağrı! (Büyüyüp de) Çok büyük bir kıvama gelene kadar bu belirtiyi göstermiyor. Onun için kadın] kanserlerinin hem korkulmayacak tarafı var, hem de teyakkuz gösterilecek tarafı var. Bunun için iki pratik yol söylemek istiyorum:

Bir tanesi, hanımların bir şey olmasa dahi simir dediğimiz bir akıntı muayenesini mutlaka yaptırmaları lazımdır. (Altı ayda bir yaptırmak lazım) Bunun hiçbir ziyanı yoktur, zorluğu yoktur aslı için… Ama bunu yaptığı takdirde çok rahat eder. Yani, birinci simir muayenesi temiz çıkmışsa altı ay garantide gibi içi rahat edebilir.

İkincisi de, göğüsteki bezler, şişler vs. de kadınlara pratik yol öğretmek isterim. Göğüslerini elleriyle muayene edebilirler. Ama hep yanlış uygulama oluyor; (NÇG: gösteriyor, bkz. Video 06:10 dk) böyle böyle bakıyorlar… Böyle bakılmaz göğse. Göğüsün üzerine böyle bakılır. Bastırarak, yani elle göğüs kemiği arasında (şey etmek lazım) sırayla, yavaş yavaş böyle parmaklarla yoklamak lazım.

Eğer bu yoklama sıralarında ellerine bir bez gelmişse:

1 – Bu bezin evvela hareket edip, etmediğine bakmaları lazım gelir. Hareketli mi, yapışık mı? Birinci derecede buna bakmak lazım gelir.

2 – ikincisi ağrılı mı, değil mi? Buna bakmak lazım gelir. Genellikle kanserli şişler ağrı yapmaz. Bunu unutmamak lazım gelir. O, çoğu zaman kistik ve iltahabi olan şeyler ağrı yapar. Binaenaleyh, bir kadın her banyoya girdiğinde göğsünü muayene edebilir, rahatlıkla.

SORU: Tabii, Hocam bir de bir şey var: yani gerçekte insanlar muayene etmeye bile korkuyor, kadınlarımız. O kadar… (Hiç korkmasınlar!) O kadar bir ürküntü olmuş, öyle değil mi, sevgili hanımlar? O ürküntüyü mutlaka bütün kadınlar… (Ben bütün seyircilerimize…) kontrolünde bile yaşıyor yani…

Bakın, ben bütün seyircilerime açık açık söylüyorum; beş tane kesin tedavisi olan kanser türünden bir tanesi: meme kanseridir. Bütün hadise: geciktirmek yahut da tedavi ve teşhis kargaşası olmak… Yani yalnız hasta geciktirmez, bazen hekimler de geciktirir. Aletler geciktirebilir, teşhis edemez! Mamografi yapar, teşhis edemez; yanlış teşhis koyabilir. Bunları da dâhil etmek üzere, eğer böyle bir gecikme yoksa meme kanserinin tedavisi kesindir.

Şimdi sebeplerini sordunuz; çok kısa olarak da sebeplere değineyim: Bir defa, kanserin sebebi kesin olarak bilinmemektedir. Bunun gibi… Meme ve rahim kanserinin de sebebi bilinmemektedir. Ancak risk faktörü dediğimiz, yani; kanser dediğimiz hastalığı itekleyen, teşvik eden faktörler bilinmektedir.

Mesela meme kanseri için: bütün (aşağı – yukarı) literatürler kabul etmiştir ki genetik bir takım faktörlerin rolü vardır. Yani soya çekimin rolü vardır ama bu demek değildir ki; hastalar bunu çok söyler hanımefendiler: benim annem yahut teyzem meme kanserinden öldü, benim akıbetim ne olacak? Hiçbir şey olmayacak, bu bir risk faktörüdür. Yani üzerinde durulacak bir nokta…

İkincisi; hormonal denge bozuklukları. Bilhassa, rahim ve baş gösteren hormon aksamalarını, iltihaplarını tedavi ettirmezse hanımlar ikinci bir risk faktörü kazanırlar. Bu risk faktörü hormonları tersine çalıştırarak memenin içinde kistlerin büyümesine meme grandlarının küçülmesine sebep olur. Eğer genetik bir faktör varsa bu onu teşvik etmiş olur.

Demek ki; bir risk faktörü soya çekimse, bir risk faktörü hormonal dengesizliktir. Kanamalarının acayip olması, iltihaplarının bulunması halinde… Her hangi bir kimse rahmi iltihaplı olduğu için, hormonal dengesi bozuk olduğu için meme kanseri olmaz! Ama soya çekimle bir araya gelirse ihtimal artar.

(Bir ihtimal de) Biraz daha meşhur olmuş fakat o kadar çok üzerinde ısrar edilmeyen ihtimal de; memenin kullanılması çok önemlidir, çocuk tarafından. Emzirmiş kadınlarda risk tersinedir! Eğer bir kadın, çocuğu olmamışsa (evlenmemişse veya emzirmemişse) bir risk faktörü daha taşıyor.

Bakınız üç risk faktörü oldu; bir soya çekim, bir hormonal dengesizlikler, etti şimdi üçüncü faktör süt vermemişse.

İşte, hanımların yapacağı şey bu risk faktörlerinden birisini taşıyorsa diğer ikisinden kaçmalı.

Mesela şimdi diyelim ki; evlenip, evlenmemek insanın elinde değil bu risk faktöründen kaçınamadı, çocuğu olmadı bu da bir risk faktörüyken kaçınamadı… Ama bu sefer iltihaplarını, hormonal dengesizlikleri diğerlerine nazaran daha sıcak takip etmek zorundadır.

Dördüncü faktör de: çok meşhur olan ruhsal faktörlerdir, streslerdir. [Maalesef hanımlarda stres yapma kabiliyeti çoktur. Üretirler, yani… Pireyi deve yaparlar, derler ya. Ama bir avantajı vardır: hanımlar strese karşı dayanıklıdır, bunu hiç unutmasın hanımlar! Erkekler strese karşı dayanıklı değildir. Ondan dolayı, mesela büyük bir stres hastalığı olan enfarktüsler erkekler de daha çok görülür. Aynı stres hanımlarda olduğu halde o kadar çok enfarktüs vakası yoktur. Neden? Çünkü hanımların duygusal sistemleri (böyle) buruşup açılmaya alışmıştır, jimnastiklidir. Hele hele, o, hanımların belki de beğenmedikleri o regl dönemleri var ya, yirmisekiz (28) günlük… O (28) yirmisekiz günde, vücudun yirmisekiz (28) gün ayrı perdeye bürünmesi (yani yirmisekiz kişi olur bir kadın, bilyorsunuz… Her gün bir kişidir)… O bir nevi biyolojik egzersiz yaptırıyor kadına. Her türlü hadiseye karşı daha bir dayanıklı oluyor. Buna rağmen stres yapma kabiliyetleri çok olduğu için dengeleniyor bir bakımdan.] Eğer bir kadın stres yapma kabiliyetini çok taşıyorsa diğer risk faktörlerini unutmasın! (11:00’inci dk.)

(NÇG: Programın devamı “soru / cevap” bölümü olmasından ötürü kaleme alınmamıştır, bilginize.)

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!