Dr. Haluk Nurbaki

Mekânlardan Boyutlar Ötesine

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Bazıları sanıyor ki dünyamız, milyarlarca galaksinin biri olan Samanyolu gök adasının milyarlarca gezegeninden herhangi bir tanesidir. Halbuki madde dünyasında belki bir nokta kadar minik olan bu küremiz, mânevî âlemlerin sonsuz boyutlarına açılan bir pencere, başka bir deyimle sonsuz boyutların hava tünelidir. İşte Kâbe'de bu hikmet düğümlenmiştir.

Mekânlardan Boyutlar Ötesine

Mekânlardan Boyutlar Ötesine

İnsanın kavramakta en çok zorlandığı konu, sonsuz âlemlerle kendi mekânı arasındaki alâkadır. Allah, bütün müminlere boyutların sırrını tanıtmak için, Kâbe’deki hikmetleri hac ibadeti emrinde şifrelemiş, böylelikle maddî ve mânevî âlemlerin intikâl noktalarının kavranmasını murad etmiştir.

Bilindiği gibi arz üzerinde, güneş esas alınarak tayin ettiğimiz doğu-batı ve kuzey-güney gibi basit bir boyutlar sistemi vardır. Daha sonra arzın yine fizik yapısına bağlı bir manyetik ekseni vardır. Bu eksen, kaba hatlarıyla tanıdığımız kuzey-güney, hattından biraz daha farklıdır.

Asıl önemlisi, arz üzerinde 5. boyuta bağlı başka bir sistemin daha var olduğunun fark edilmesidir. Bu olay, bir dizi esrarengiz hâdise ile ortaya çıkmıştır.

Bilindiği gibi Bermuda Şeytan Üçgenine giren bazı uçak ve gemilerin kaybolduğu bilinmekte ve düzenlenen ilmî toplantılarda, bu bölgenin 5. boyuta kaçamak yaptığı dile getirilmektedir.

Bermuda Üçgeninin simetriğinde Mekke-Medine bölgesi bulunmaktadır. Yani nasıl güneyin mukabili bir kuzey varsa, Bermuda’nın da mukabili bir Ortadoğu vardır. Ve burası 5. boyutla nurânî âlemlere intikâl açısından bir kapı hükmündedir. Bu olaylar, aşikâr fizikî sonuçlardır. Ve insanın akıl gözünün açılması açısından dikkat çekicidir. Yoksa Hz. Âdem’in Arafat’a gönderilmesindeki hikmet ve mekân sırrı zor anlaşılır.

Bazıları sanıyor ki dünyamız, milyarlarca galaksinin biri olan Samanyolu gök adasının milyarlarca gezegeninden herhangi bir tanesidir. Halbuki madde dünyasında belki bir nokta kadar minik olan bu küremiz, mânevî âlemlerin sonsuz boyutlarına açılan bir pencere, başka bir deyimle sonsuz boyutların hava tünelidir. İşte Kâbe’de bu hikmet düğümlenmiştir.

Kâbe, dünya üzerinde sıradan bir mekân olmadığı gibi, Arz da maddi âlemde sıradan bir gezegen değildir. Tam aksine, âlemlerin esrarlı ekseni “arşın” geçtiği harika bir mekândır. Allah’ın Fahr-i Kâinat Efendimizi (s.a.v.) Mekke’ye göndermesi bu hikmetin odağıdır. Nitekim Efendimizin (s.a.v.) sırrını bildirmekle vazifeli birçok Peygamberin bu bölgede yaşaması ve hatta Kudüs’ün kudsîliği hep Kâbe’ye kıyabendir.

Arşın Mekke’den geçen esrarlı manyetizmasının sınır kapısı, Kudüs’tür. Bu esrarlı bölge, Kudüs’te normal mekâna intikâl eder. Allah bu çizgiyi tanıtmak için miraç’ı Kudüs’te başlatmıştır.

Maddi âlemi sonsuz bir tepe noktasından seyretseniz bir eksen etrafında zikir yapar gibi dönen milyarlarca gezegeni Nova ve galaksiyi görürsünüz. Aslında bu muhteşem zikrin kaynağı arş eksenidir. Allah bu sırrı bize tanıtmak için Kâbe tavafını emretmiştir. Tavaf sırasında, yine âlemlerin çok ötesindeki bir noktadan Kâbe’yi seyrederseniz, bütün gezegenler ile müminlerin senkronize olduğunu görürsünüz. Sanki bütün mümin gönüller, bir galaksi gibi, arş ekseninin dünyadan geçen noktası olan Kâbe etrafında tavaf ederek vahdet sırrını yaşamaktadır.

Ne var ki bu tavaf yalnız maddi âlemlerin dönüşlerinden ibaret değildir. Birbirinden farlı 7 ayrı âlem arşın ekseni etrafında tavaf eder.

Allah, hac ibadetindeki kullarını bu 7 âleme kıyasen 7 kez tavaf ettirmektedir… Hz. Âdem ve Havva kıyâmete kadar gelecek insanların genetik şifrelerini bir kez daha arş ekseninin cereyanıyla yıkamak için Safa ile Merve arasında koşmuşlardır. O anne ve babadan gelen, gönül gözleri yıkanan müminler ise yaratılış sırlarını keşfetmek için Arafat’ta vakfeye geçerler. Bu noktada Hz. Âdem’in dünyaya gönderilmesini zaman düzlemini aşarak seyretmek mümkündür. Efendimizin (s.a.v.) çok hoşuna giden bu sahne Arafat’ta vakfe sırrı içinde intikâl ettirilmiştir.

Evet kıymetli okuyucularım: Kâbe’de birbiri içine gizlenen bu İlâhî sırların bir diyeti ve bir mânâda ön şartı vardır: Benlikten arınmak.

İşte tavafın ihrama girme hikmeti bu önemli gerçeği sembolize etmektedir. Allah’ın İlâhî lûtfu ancak bütün dünya arzularından arınıp kefen gibi bir beze sarılarak idrak edilebilir.

Şüphesiz Kâbe ihtişamının en önemli mânâ mesajı: gönlü temsil etmesidir. Dünyamız nasıl ki milyarlarca gezegen arasında arş sırrı ile mühürlenmiş bir odak olma sırrını taşıyorsa insanın gönlü de taşıdığı İlâhî imzanın hikmeti içinde bütün âlemlere yansıyan bir zikir ve tavaf sırrına erişir.

İnsan Kâbe’nin sırrı içinde her türlü haz ve hevesi terkederek mânâ sırrına ulaşırsa gönül tavafına, yani İlâhî zikre geçebilir. Unutmamak gerekir ki Allah Kâbe’yi putlardan arındırdıktan sonra haccı emretmiştir. Öyle de, gönlü dünya putları ile dolu olan insanın ne zikir lezzetini, ne de gönül Kâbesini bulması mümkün değildir.

İslâm dini ibâdet emirleri içinde insanı bir hiçlikten yani sıfırdan alıp sonsuzluğa ulaştırır. Namaz ile miraca hazırlarken infâk ile gönülleri diriltip sonra onu hac sırrı içinde kâinatın bütün sırları ile tanıştırır. Bu sır, hiçbir ilmin öğretemediği, insan-kâinat ve yüce Rabbimiz arasındaki hikmetlerden ibarettir.

Hac sırasında kâinatın ekseni etrafında halkalaşan, tavaf eden milyonlarca mü’minin gönül cereyanları öylesine güçlü bir mânâ enerjisi doğurur ki gönlü arınmış halde oraya gitme imkânı bulamamış bütün mü’minler de ruhen bu tavafa katılır.

Hatta gerçek gönül erlerinin sadece yaşadığı yılın hac tavafına değil asr-ı saadetteki muhteşem tavafa bile katılmaları mümkündür.

İnsanın yüce yanı kalbindeki zikir ile âlemlerin eksenine ulaşmasıdır. Kâbe maddî mekânlarda bir nokta olmasına rağmen nasıl ki kâinatın merkez ekseninde İlâhi tecelliyi temsil ediyorsa insan da gönlündeki minicik mekânda o İlâhî tecelliye mekân tutabilmektedir.

Mânâya intikâl eden bütün mü’minler bu muhteşem güzellikleri aynen seyredeceklerdir. Allah’ın gönül Kâbesinin perdelerini bütün kardeşlerimize açmasını niyaz ediyorum.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Zafer Dergisi (Mayıs 1994, Sayı: 209)’dan  alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!