Maddeden Aşka

Maddeden Aşka
Maddeden Aşka

Uzun devirler boyunca insanlık, kâinatın çeşitli hâdiselerini hayran hayran takip etti. Bu azîm meçhuller ülkesinin madde kadrosundan birkaç damla sır, yeni zamanlar çağında, müsbet ilimler vasıtasiyle çözülür gibi oldu. Fakat o asırlarda insanlar, bu sırları dehşetle karşılıyacakları yerde, yine ilimlerinin azlığı sebebiyle garip bir gurur ve nefs itimadı havasına kapıldılar. Müsbet ilimlerle taban tabana zıt nazariyeler uydurdular. Eşyanın meydana gelişini tesadüf; hayatın meydana gelişini de tamamen hayali kozmografya prensiplerine bağladılar. Tabiatteki büyük mâna ve gizli âmil sırrını inkâr ettiler. Bütün bu nazariye fırtınaları, asrımızda az çok dağıldı; fakat hâlâ içimizde, Ondokuzuncu asrın beş defa ölmüş materyalizmasına inanan ilim mürtecileri var! Onlara hitap edilmeye bile değmez.

Şimdi size eşya ve hayatın mânasına ve maddesine ait büyük bir kanundan bahsedeceğim: Bu prensip, bütün hayatın ana gayelerinden birini teşkil eder. Hiçbir hâdise yoktur ki, bu kanuna tâbi olmasın. Biz bunu her gün, her hâdisede, binlerce kere görürüz. Bu prensip, hayat ve ölüme dair olaylarda, kendini her defa gösterir. Böyleyken, onu bir türlü ifade edemeyiz. Bu muhteşem kanun MUHABBET kanunudur. Bu prensip, çeşitli isimlerle bize az çok tanıtılmıştır. En basit muhabbet ifadesi, kütleler arasındaki cazibedir. Bu sırrı, Güneş ile Ay arasındaki cazibeden tutunuz, atomdaki elektron ve pozitron arasında mevcut alâkaya kadar teşmil edebilirsiniz. Neticece bakımından cazibe hâdisesi, tamamiyle riyazi kanunlar vasıtasiyle çerçevelenmesi mümkün bir madde kanunu sayılabilirse de, ani ve üstün hakikat gözüyle madde üstü bir vakıa olmak mevkiindedir. Nitekim onu, ziya, enerji, elektrik gibi, maddi unsurlar zümresinin bir tezahürü olarak kabul edemeyiz.

Son zamanlarda fizik, madde ve enerjiyi birbirinden tamamıyle ayırmiştır. Enerji bahsinde de, tezahür başlangıcını, madde üzerinde şekil değiştirme hallerinin cazibeden doğduğu fikirle izah eden ekole bir ân için taraftar olalım: O zaman, cazibenin madde üstü mânasına biraz daha yaklaşmış oluruz. Nihayet, cazibeyi, tezahüründe maddenin sadece vasıta rolü oynadığı bir tecelli olarak izah eden âlimler, hulasaten şu fikirdedir: «Cazibe, maddenin aslında mevcut ve ondan eski bir mâna cevheridir.»

Son zamanlarda, tabiatteki her hâdiseyi cazibe kanununa iliştiren (Aynştayn; dahi, bu fikre bağlı bir görüş şubesini temsil eder.

Kimyevi birleşmelerde (afinite-alâka) kanunları, soğuk ve kuru ilim diliyle muhabbet prensipinin ikrarıdır. Madde toplulukları, cüz cüz, bu kanunun her cüz’e birbirini tercih ettirici ifadesi olarak meydana gelmiştir.

Manyetik sahalar, fizikteki ince boru tecrübeleri, müsbet ve menfi elektrik kutupları gibi nice hâdiseler vardır ki, Allah’ın maddeye nakşettiği ezelî aşk kanununun en belâgatli ifadesini verirler. Bir ilim adamının, kuru ilim müşahedesiyle hiçbir zaman hissedemiyeceği şekilde, bunlar ve bütün eşya, işte bu muazzam cazibenin deveranı içinde Yaratıcısını zikreder, durur.

Canlılar âlemine gelince; onda, bu muhabbet prensipinin bambaşka bir ihtişam haline kavuştuğunu müşahede ediyoruz. Hücre yapısını ayakta tutan hayati kimya kanunları, kan, teneffüs, mikrop mücadeleleri, baştanbaşa muhabbet ve cazibe dâvasını gösterir delillerdir. Hattâ ölüm bile, ters tarafından muhabbeti isbat edici bir vesikadır. En İleri ilim adamları demişlerdir ki: «Ölüm, zamanı gelince vücudun en tabii ihtiyacı olur; ve hücre, bu neticeyi hasretle bekler.»

Ölümden sonra vücutta şiddetli bir dağılma görülür. Bu dağılma, vücut maddesinin, kendi aslına rücuunu ve kendi aslı olan kömür, azot ve oksijen unsurlarına dönmek isteyişini madde plânında anlatır.

Meydana getireceği nesillerden tamamiyle habersiz, erkek ve kadın cinsiyet hücrelerinin birbirlerini çılgınca aramaları da, davamızın baş delillerinden bir tanesidir.

 

Şüphesiz ki, tabiatteki en ince ve girift yapıyı canlandıran insanda, muhabbet, en yüksek ve ileri derecesine kavuşmuştur. İnsanoğlunun, mabedinden kapısının eşiğine kadar, meydana getirdiği hiçbir eser yoktur ki, esas bakımından aşk ve muhabbete dayanmasın. Aşksız insan, bir gübre yığınından farksızdır!

İlim görüşünü aşk görüşüyle telif edebilecek bir fikir adamına ancak şu son teşhis yakışabilir: «Her şey muhabbetten ibaret; muhabbetin aslı ve hakikati de Allah a bağlıdır.»


Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Büyük Doğu (27 Ocak 1950, Sayı: 16) Dergisinden alınmıştır.