Kuran’ın Kelâm Sırrı

Kuran ve Bilim
Kuran ve Bilim

Buraya kadarki bölümlerde akılcı bilim yolu ile Kur’an’ın ne muhteşem mucizeler taşıdığını anlatmaya çalıştım.

Şimdi ise Kur’an’ın taşıdığı akıl almaz birsim, onun gerçeğine, özüne doğru bir yaklaşımla size aktarmaya gayret edeceğim.

Her gün içinde bulunduğumuz bazı hikmetleri hiç düşündünüz mü? Kur’an’dan âyetler okuyarak belâlalardan nasıl korunduğunuzu, okuduğunuz Fatiha ile ölülerinize nasıl huzur ve rahmet verdiğinizi ve de Kur’an’ı hiç anlamadan bile dinlerken yüreğinizin genişlediğini, gözlerinizin dolduğunu, tüm kitaplar, sözler, çok kısa sürede etkisini yitirdiği halde Kur’an’ın 15 asırdır, taptaze yaşadığını…

Bütün bu gerçekleri maddenin kuru kalıpları altında nasıl sezersiniz?

İşte Kur’an’ın taşıdığı tüm bu madde ötesi (Manâ) hikmetlere kelâm sırrı denir. Efendimize, “Ya Resulullah her peygamberin bir mucizesi var, (Musa’nın asası, İsa’nın ölüleri diriltmesi) sizin mucizeniz nedir? diye sorulduğunda “Benim mucizem kelâmdır” buyurmuşlardır.

Kelâm, sözü lâf olmaktan çıkartan ilâhi bir hikmetler sırrıdır.

Tüm sözler ve bilgiler, maddenin dış niteliklerini anlatır. Kelâm ise herşeyin gerçeğini dile getirir.

Gerçek ise, Allah’ın kendi sanatı ve güzelliğidir; bu yüzden Kur’an âyetleri her tanımında bu sırrı aktarır; her şeyin, her olayın özündeki gerçeği verir.

Kur’an her kelimesi ile eşyanın gerçeğini en dıştan enfüsuna kadar kat kat açar, her okundukça yeni bir hikmet sezilir.

Ne var ki kelâm sırrı, bir mânâdır. Bu yüzden zekâ ve idrakle değil kalple sezilir.

Kur’an’ın asıl gerçek yönü olan, anlatımı ve kavranması çok zor olan bu hikmetini, dört bölümle aktarmaya çalışacağım.

KUR’AN’IN HAY SIRRI:

Hay diri ve canlı anlamına gelir. Ancak, gerçekte bir sıfat-ı ilâhidir. Ve ölmeyen; devamlı diriliği temsil etmektedir. Dolayısıyle hay, bir tek canlıya ait fâni bir hayat değil, tüm canlılara ait ortak bir kavramdır. Varlıkların genetik şifrelerle kuşaktan kuşağa aktardıkları hayat öyküsü, hay sırrından bir parçadır.

Kur’an’daki hay sırrına gelince: Âyetlerin manâlarındaki diriliği ifade etmektedir.

Kur’an Kelâmı daima diridir; yaşar, her geçen gün gençleşir, eskimez ve de âyetlerin anlam ve kavramları esrarengiz bir canlı gibi aramızda dolaşır. Tüm hayata ağırlığını kor.

Biz bu hay sırrını nasıl hissederiz? Hay sırrı gerçekte kalp gözüyle sezilir. Ancak bize, bilime yansıyan yanları ile görülür şöyle ki:

1- O’nun emirleri mutluluğun canlı şahi­didir. Yasakları ise beşer ısdırabının kısır döngüsüdür. İnfâk emri ile insanlar arasında çözülmez bir özbirliği getirmiştir. Uyamazsanız; doktrin kargaşasında mutsuz bir dünya gelir sahneye.

2- O’nu yürekten dinleyince, tüm elemlerden, çıkmazlardan sıyrılır, kendinizi manâ cennetinde bulursunuz. Acılarınız, dertleriniz bile diner. Bu, Kur’an’ın, hay mucizesi içinde şifa sırrıdır. O’nun akıl almaz hikmeti, inanmayanlarda bile etki yaratır.

3- O’nun dua niteliğindeki âyetlerini okuyunca nice kaza ve belâların maddi siluetlerinin gelip yanınıza durduğunu görürsünüz.

O âyet gücü, sonsuz bir enerji perdesi gibi çevrenize çekilivermiştir.

4- Ölülerinize onu okuyunca sanki onlardaki mutluluğu beraber yaşarsınız; bir başka âleme o âyetlerin nasıl yansıdığını, ulaştığını duyarsınız. O’nun hay sırrı, sanki size de o âlemden bir pencere açmıştır.

O anda ölü ile aranızda bir duygusal acı varsa sünger gibi emilir, sanki yakınınız ölmemiş, yaşıyor sanırsınız. Ancak bunlar, hay sırrının sizin bilincinize ve geneline yansıyan etkileridir. O’nun asıl hikmeti sizinle beraber derinlerin en gizli yerinde yaşar.

Kur’an inanan insanla ikiz kardeştir. Hadis hükmü bu sırrın en net tanımıdır.

Ayetlerin dış manâsı insanın maddi hayatını temsil eder; Hay sırrı ise insanın gönlünü temsil eder.

Bir insanın asıl gerçeği nasıl gönlünde ise, âyetlerin hay mucizesi de öylesine içtedir.

İnsanın değeri, tüm âlemlere geçiş vizesi olan yanı, işte Kur’an âyetlerinin Hay sırrıdır.

Bu bölümün son iki kısmında bu hikmetleri ayrı bir incelik içinde açıklayacağım.

Bir insan Kur’an ahlakıyla yoğrula yoğrula bu ikiz oluş hikmetine erişir. Büyük veliler gibi gerçek diriliği; Hay sırrını bulur. İşte Kur’an’ın en büyük mucizesi budur. İman ve amelini âyetlerin hükmü istikâmetinde bütünleştiren insan, gerçek diriliğe kavuşur.

Bu kavranması güç hali biraz tanıtmaya çalışacağım:

Kur’an ayetlerini kişiliğine bir kez yansıtan insan, âlemlerin tüm mekânlarında bir intikâle geçer ki, bu hem eşyanın iç gerçeğini bulmak hem efendimizin ceryanını taşımaktır.

Tasavvufta bu hale gerçek diriliş, ölmeden evvel ölmek denir.

Bu mucize oluş içinde elest-cennet her an hissedilebilir. Bu kimse cennete ait bir âyeti okursa o mekânı aynen hisseder.

Geçmişteki bir kavmin öyküsünü anlatan âyeti okuyorsa; yine zamanın o katına ışınlanmış gibi aynen seyreder.

Bu yüzden hay sırrına erenler, tüm insanlara, bizzat o kimsenin kendinden çok acır ve büyük velilerin sonsuz insanlık sevgisi bu hikmetle doğar. ^

Hiç şüphe yoktur ki, Kur’an ayetlerine uyum, Efendimizi taklit ve O’nun gibi davranabilme sanatıdır. Yoksa herkes kendini Kur’an’a uydum sanırsa elbette bu hay sırrını farkedemez.

Hâlbuki Kur’an âyetlerine uyumun gerçek yönü yine Hay sırrında bellidir. Zira Kur’an âyetlerine uyumun her merhalesinde, âlemlerin en yücesi Efendimize bir gönül ceryanı geçer, bu iletişim sonsuza kadar karşılıklı sürer gider.

Kişiliğimizdeki her çizgi, Efendimizin sırrını taşıyorsa Hay sırrı doğuyor demektir.

Gerçek ve asıl olan bu yüce hikmet yanında elbette kademe kademe hay sırrını tatma hazları vardır. Kur’an’ın bir tek âyetine uyum bile başlı başına bir hay sırrıdır. Mesela yalnız infak etmek; Allah’ın kendisine verdiği her nimetten başkalarına vermek hikmetine erişen biri, otomatikman bir insanlık sevgisi kazanır ki, bu dirilik onu bir daha ölmeyecek bir hikmete ulaştırır.

Kur’an’ın Hay hikmetinin çok önemli bir yanı canlılık vermesidir. Genel bir tanımla; ölü kalpleri diriltmesidir. Manâ açısından kalpler ancak Kur’an’la dirilir. Yani kalp onun âyetlerden gelen Hay sırrı ile gözünü açan ve uyuyan güzel gibidir. Onu bir yandan elest çağrısı ile bir yandan gerçekten yurdu olan cennet kokusu ile ancak Kur’an diriltir.

Gönüllüler, uykusunun derinliğine göre bazen hemen uyanır, bazen de bir türlü gözünü açamaz. Bu yüzden Kur’an’ı algılamayan kalbe ölü gözüyle bakılır.

Kalbin dirilmesi, vicdanın doğması, iman ateşinin yanmasıyla farkedilir. Ve ondan sonra bu diriliş bir gül goncasının açılışı gibi kat kat devam eder durur.

Namaz ve namazda Fâtiha’nın günde 40 kez okunması, sonsuza dek devam edecek olan bu dirilişi ahenkleştirir.

Sonsuz güzelliklerde, doyumu imkânsız bu zevk âleminde, hergün yeni bir mekânın seyri ve hergün yeni bir hazzın sırrı tecelli eder.

İşte Kur’an budur: İnsanı hergün yeni bir âlemin diriliğine götüren ilâhi mucize. Ve bunu yaşayanlar bize sesleniyor: “Veyl Kur’an’ı yalnız kitap sananlara!”

KALP VE KUR’AN:

Kur’an’ın diğer söz ve yazılardan en büyük farkı kalple arasındaki ilgidir. Bu yüzden kitabımızın başından beri izaha çalıştığımız Kur’an mucizelerinin en önemli sırrı kalpte düğümlenir.

Bir özet yaparsak insanın kalbi, maddi yapısıyla, vücudun diğer sinir sistemlerinden farklı olarak tamamen ayrı bir duygusal nitelik taşır. Sevgiler, acılar, hatta kin ve ihtiras onun maddi yapısını çok şiddetli etkiler. Bir şeyi uzun uzun düşününce nasıl beyniniz yorulursa, bu duygularla da kalbimizin etkilendiğini hepimiz farkederiz.

Daha önemlisi kalbimizin manâ yönüdür. Önseziler, kalbimizin manâsından aktarabileceğimiz en net çizgilerdir. Bir olayı önceden sezmek ya da geleceğe ait bazı algıların ifadesi demek olan önseziler, hemen hemen herkesçe fark edilebilen inkârı imkânsız bir gerçektir. İşte kalbin bu manevi husu­siyeti insanın en bilinmez, anlaşılmaz yanıdır. İnancın merkezinin kalp olması da ondaki bu hususiyetin bizlere bir başka anlatım şeklidir. Kalp bu özelliği ile aklın ve düşüncenin kavramakta güçlük çektiği gerçekleri süratle sezer. Akıl ve düşünce olayları bilgi sermayesi ve zaman formülü içinde değerlendirir. Hâlbuki kalp, böyle bir sermayeye ve zamana ihtiyaç duymadan bilinmesi gerekeni sezer ve bulur. Kalple aklın işleyiş tarzını, matematik bir hesap örneğinde, kâğıda yazılı şeylerin hesaplanması ile bütün bilgileri de­polamış elektronik beynin cevaplaması arasındaki farka benzetebiliriz. Bu yüzden kalp; sanki tüm bilgilerle donatılmış elektronik bir beyine benzer. Sizin günlerce yapacağınız hesabı, gönül düğmesine basarak bir anda çıkarı verir.

İşte Kur’an, evrene ait sırları taşıyan genelde şifre anlamlı bir mesaj olduğu için, ancak kalp kanalıyla kavranabilir. Kur’an okunduğu zaman, Kur’an lisanını hiç bilmeyenin ondan bir şey almaması mümkündür; Çünkü kalp, bilgi hazinesi olarak aklın kullandığı sermayeyi kullanmaz. O evrene ait bir sırrı sezerken, akıl gibi bir takım ön yargılara muhtaç değildir. Dolayısıyla lisan farkı da onu etkilemez.

Kur’an’ın gönle hitap eden bu sırrı onun ahenk dizisindeki güzellikten, etkiden başlar. Yani Kur’an okunurken ses ahengi önce kalbin duygusal tuşlarını harekete geçirir. Daha sonra kalp, âyetlerin verdiği şifreleri sezmeye ve kavramaya başlar. Gönlü temiz bir mü’minin Kur’an okunurken duygulanması, ağlaması bütün üzüntü ve dertlerinden arınması bunun en açık delilidir. Unutmamak gerekir ki, bu dengenin kurulabilmesi için iman şarttır. Çünkü kalbin manâ tuşlarına basacak olan imandır. Muhtelif ayetlerde, kalp pencereleri kapanmış olanların, Kur’an’ı kalpleriyle sezip, iman ettikleri yazılıdır. Hatta inanmayanların bile mutlaka kalp sırrında silik ve anlamsız da olsa bir etkinin kalabileceği bildirilmiştir. Kur’an’ı karşı çıkanların bile, bu bilinmez dalgalanmadan rahatsız olarak Kur’an’a karşı çıktıkları, yine Kur’an emirlerindendir.

İman ne kadar güçlü ise Kur’an’ın kalp yoluyla kavranması o kadar nettir. Bunun idealinde; yani üstün bir iman gücünde bir mü’min Kur’an’ı bütün ayetleriyle sezer ve anlar; böyle bir mü’minin, hiçbir Kur’an ve din eğitimi olmasa bile, davranışları ve ahlâkı tamamiyle Kur’an ayeti istikametindedir. İşte Kur’an’ın en önemli mucizesi, insana bir gizli hazine olarak verilen kalbin manasını harekete geçirmesidir. Çağımızda insan sesine ayarlanmış kasa kilitleri vardır. Yani o kasanın sahibi konuşmadıkça o kasayı açmak mümkün değildir. İşte Kur’an tıpkı gönül kasasının ve o kasanın ardındaki sonsuz manâ hazinesinin kapılarını açan bir etki sırrına sahiptir.

Efendimizin Kur’anı anlasın anlamasın, her Müslüman’a sık sık Kur’an okumasını emretmesi, bu ince hikmetin beyanıdır.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Günaydın Gazetesi Ekleri, Kuran ve Bilim kitapçığından alınmıştır.