Kuran ve Bilim

Kuran ve Bilim
Kuran ve Bilim

1- KUR’AN’DA BENZERSİZLİK SIRRI

Kur’an’ın en önemli hikmeti benzersizlik sırrıdır.

O, kendi lisanı ve özel ahengi içinde okununca, insanın temel vasfı olan duyma hassasını yitirmemiş her insan, onun benzersizliğini hemen sezer. Onun bilinen sözlerden hiç birine benzemediğini derhal farkeder. Bu hikmetin nedeni, yitirdiğimiz manâü hafızamızdaki dini aksisedadır.

İnsanın kalbi; gönlü, Kur’an dalgalarına göre ayarlanmış hassas bir alıcıdır. Onu işitince derhal canlı bir ekran gibi anlaşılması güç bir görüntü verir.

Bu yüzden Kur’an’da bitmeyen bir tazelik, bozulması imkânsız bir safiyet (Berrak bir arıtılmışlık) sezilir. Lisanı belli bir dili temsil etmesine; yani Arapça olmasına rağmen çok net bir anlaşılırlık sezilir. Ahengi öylesine esrarlıdır ki, konular adeta bu ritm içinde canlı gibi yaşanır. Kur’an’ın benzersizliğine ait bu temel ilkeleri biraz daha açarak örnekler üzerine açıklamak istiyorum.

A) Tazeliği eskimezliği:

Bilindiği gibi kula ait her söz ve yazı zaman rüzgârı altında yıpranır, eskir ve etkisini kaybeder.

Allah kelâmı olan Kur’an ise her geçen gün tazelenir, güçlenir. Her hükmü zamanı aşarak aşırlar ötesine hükmeder.

Kur’an dışında her yazılan, zamanının bilgi ve yargılarını taşıdığından değerini yitirmeye mahkûm olmuştur. Çok eskiden örnek almaya gerek yoktur. Henüz yüzyılımızın başında ortaya açılan felsefî doktrinler çağının ateist, materyalist görüşlerine dayandığından günümüzde hemen eskimiş, yapılan tüm yamalara rağmen değerlerini yitirmişlerdir.

Hâlbuki Kur’an’ın indiği çağlarda anlaşılması imkânsız birçok hükümleri, yeni yeni anlaşılabilmektedir. 4-5-6. kısımlarda bu konuyu etraflıca göreceğiz.

Kur’an’ın inzal olduğu çağda yeryüzünde ilim bağımlı, sosyal ve ekonomik yapı tam, bir keşmekeş içinde idi. Yalnız kaba kuvvet dışında topluma etki yapan hiç bir güç tanınmıyordu.

Kur’an, dünyanın bu çılgın sapkınlığına tek başına karşı koydu.

İlmi, tüm güçlerin başına geçirdi.

Ahlâkın, toplumda tek dayanak olduğunu ilân etti ve uyguladı.

Bugün insanların, insanlık adına övüneceği tüm ilkeleri, inanan – inanmayan, tüm toplumlara kabul ettirdi.

Yüzyılımızda hâlâ tartışma konusu olabilen insan eşitliği ilkesini çıkarcı güçlerin tüm direncine rağmen kabul ettirdi.

Çağımızın insan hakları konusunda en büyük düşünürü sayılan Roger Garaudy bu gerçeği tespit ederek 1981 yılının nisan ayında Müslüman oldu ve Kur’an için: “Çağların daima en önünde giden Allah Kelâmıdır” dedi.

Bugünün batı dünyasının bilim adamları Roger Garaudy için ne diyecekler bilmem. Fakat daha 1982 yılı sonuna kadar bizdeki aydınlar onun için son üç yüzyılın en büyük düşünürü diyorlardı.

Bir batılı bilim eleştirmeni de onun için “Tüm bilimsel doktrinler kaybolsa, o en güzelini yeniden kurar” diyordu.

İşte Garaudy, bilimsel doktrinini kurdu ve “Benim doktrinim Kur’an’dır, çünkü o yeryüzünde eskimeyen, çağları arkasında sürükleyecek kitabıdır” dedi.

Bir savaş, bir bilimsel buluş, anında inançları, düşünce yargılarını, derhal yok etmektedir. 15 asırdır yüzlerce savaş, binlerce bilimsel keşif bile Kur’an’ın tazeliğini korumasını engellememiş, aksine onun gerçeklerine bizi büsbütün yaklaştırmış, hayranlığımızı artırmıştır.

Yeryüzündeki tüm düşünceler, inançlar, mutlaka Kur’an’ın hikmetlerinden birini taşırsa ayakta kalır. Ve de Kur’an bu fikirlerin üs­tünde onlara hâkimdir. Ona ters düşen her inanç çürür, yok olur, ondan güç alan düşünceler ise canlı ve taze kalır.

Yine batılı bir düşünür, (Bernard Shaw) “Sizce yeryüzünde en ilginç olay nedir?” diye sorulduğunda:

“Yeryüzünde bunca kavga ve düşünce kargaşasına rağmen Kur’an’ın tazeliğini, korumasıdır” diye cevap vermiştir.

Kur’an, güzeli, gerçek insanın mizacını dile getirmektedir. Onun hükümlerine, ahlâkına ters düşen, mutsuzluğa ve çıkar kavgasında eskiyip yok olmaya mahkûmdur.

 2) KUR’AN’IN SAFİYET SIRRI:

Yine Kur’an’ın Allah kelâmı oluşunun bir simgesi de onun arılığıdır. Her eser zamanın etkisi ile çağının bilimsel inançlarını ve de toplumun şartlarına ait izleri mutlaka taşır. Kur’an da ne de öncesinin etkisini bir nebze olsun görmek mümkün değildir.

Örnekler sonsuzdur. Ancak, birkaç konuda misallendirmek istiyorum:

a) Kadın konusu:

Gerek Kur’an’dan önce, gerek Kur’an’ın inzal olduğu yıllarda hiçbir sosyal ilgide ve politikada kadın kesinlikle var sayılmıyordu, ilk kez Kur’an, kadına tüm politik ve sosyal konularda erkekle eşit şartlarda hitap etti. Kur’an’ın bu tarzı, çağında çok yadırgandı.

Hâlbuki Kur’an, erkek ve kadına ayrı ayrı hitap ederek o an için büyük bir fikir inkilâbı getiriyordu.

b) Hukuk alanında:

Getirdiği tüm kurallar kesinlikle ne Arap hukukuna ve ne de çevredeki ulusların hukukuna benzemez. Özellikle hapis cezasını tümden kaldırmaktadır.

c) Bilim açısından:

Ne zamanının, ne de kendinden öncesinin izini Kur’an’da bulmak mümkün değildir.

Hatta o günün bilimine sıkı sıkıya bağlı olanlar, Kur’an’ın kendi bilimlerine ters düşmesini, kendi inançları ile çok zor uyuşturuyorlardı.

Kur’an, asırlar ötesinin fiziğini, astronomisini ihtiva ediyordu. Elbetteki Parite teorilerini, Kuant’tan çekime kadar en önemli yasalarını anlatan Kur’an’ın bilimsel âyetleri asırlar boyu hayretle gözlendi. Hele güneşin 7 gezegeninin bu sistemin Kur’an’da yer almaması tüm bilim adamlarınca yadırganıyordu.

Çünkü, Kur’an’ın inzal olduğu asırda güneşin 7 gezegeni, gezegen olarak bilinmese bile, o zamanın yıldız bilimiyle uğraşan âlimlerce pek muteber bir ilmî gerçek sayılıyordu. Kur’an bu 7 gezegenden bahsetmiş olsa idi, onlar bunu bilimsel bir gerçek sanacaklardı; ama çağımızda bilimsel bir tezat ortaya çıkacaktı. Kur’an’ın safiyetinde bu tarz yanlış bilgilerin bulunmaması büyük bir mucize unsurudur.

Hâlbuki Kur’an’ın en büyük mucizelerinden biri, işte çağının tüm astronomi bilgilerine rağbet etmemesidir.

Tıp ve biyoloji konusunda da Kur’an, tek bir yanlışa fırsat vermemiştir.

İşte Kur’an, içinde çağının etkisi olmayan ve böylece bilimsel arınmışlığını koruyan tek kitaptır. Çünkü Allah kelâmıdır.

Kur’an’ı, tetkik eden her gerçek bilim adamı, Kur’an’daki bu safiyete hayran kalır.

d) Kur’an’ın lisanı:

Birçok âyetlerde, Kur’an’ın bir hikmetler kaynağı olduğu, anlaşılabilmesi, ya da kolay anlaşılması için Arapça olarak gönderildiği bildirilmiştir. Sûre 2, Ayet 3:

“Elif-Lâm-Râ bunlar gerçeği açıklayan ki­tabın ayetleridir. Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.”

Ayetten açıkça anlaşıldığı şekilde Kur’an, evrenin bütün bilinmezlerini kapsayan bir şifreler kitabıdır. Yani bilimsel anlamda tüm bilgileri depo eden bir bilgi hazinesidir. Bu bilgi hazinesindeki hikmetleri rumuz harflerin ifadesinden de anlayacağımız şekilde kavrayabilmek kolay bir iş değildir; ancak,

Cenab-ı Hak, bu hikmetler ve bilgiler kitabını anlayabilmemiz için, kuruluş açısından en geniş imkânlı bir lisan olan Arapça olarak göndermiştir.

Yine rumuz harflerinin açık âyetler olduğu bildirilen bu âyetler içinde bir şifre, bir evren yasası ve kuralı olmuş niteliği çok açıktır. Diğer taraftan’ Kur’an’ın Levh-i Mahfuz olduğu da bir çok ayetle bildirilmiştir. Levh-i mahfuz evren gerçekleri, yasaları ve kurallarının matematik sistem içinde Arapça’ya aktarılması olayıdır.

Bu söylediklerimiz Kur’an’ın kesin beyanlarıdır ve herhangi bir yorum yoktur.

Evrene ait pekçok gerçeği içeren Kur’an’ın Arapça oluşunu, Arapça’nın en iyi lisan oluşu gerçeğinde aramak gerekir.

Bir kompütür bandını bir lisana aktarmak için elbette özellikle kelime deryası zengin, grameri güçlü bir dilin seçilmesi gibi zorunluğu bu konutun ehli çok iyi takdir eder.

Şu halde Kur’an’ın, ileriki bölümlerde göreceğimiz gibi, birçok bilimsel sırlar saklaması tabiidir. Onun harflerinde ve kelimelerinde mutlaka çok özenle hesaplanmış hikmetler vardır. Bu gerçekleri bilerek, hatta görüp yaşayanlar için Kur’an’ı tercüme etmekteki imkânsızlık, pek açıktır. Belki lisana çeviriler çok kaba hatlar ile manaya yaklaşım içindir. Yine bilinmektedir ki: Kur’an Arapçası, başlı başına değişik bir Arapça’dır. Çeşitli Arapça şivelere hatta zengin ve ağdalı Arapça edebiyata Kur’an’da rastlamak mümkün değildir. Bu yüzden bazıları Kur’an Arapçasını halk lisanı olarak tanımlamaya kalkmıştır.

Hâlbuki Kur’an Arapçası çok özel bir Arapça’dır. Hem lirik, akıcı bir üslûbu vardır, hem çok bilimseldir.

Hem bir okunuşta kolayca anlaşılır, hem okudukça yeni manâlar açılır.

Ayrıca Kur’an Arapça’sının çok önemli bir yönü, Kur’an’da geçen pek çok Arapça kelimelerin daha önce hiç kullanılmamış olmasıdır. Arapça’da geçen fakat yalnız sınırlı amaçlar için kullanılan kelimelerde Kur’an’da bilimselleştirilmiştîr.

Cennet ve cehenneme ait birçok özel kelimeler ve Levh-i Mahfuz deyimleri, ilk kez Kur’an’da geçmektedir. Zemheri kelimesi bile ilk kez Kur’an’da izlenmiştir.

Özetle söyleyebiliriz ki: .

Kur’an Allah ilminin Arapça olarak verilişidir. Ancak onun lisanı klasik Arapça’dan ahenk açısından farklıdır.

Bu gerçekler içinde Kur’an çok özel bir Arapça’dır. Onun kelimeleri hem ahenkleşecek biçimde seçilmiş, hem de o kelimenin tercümesi manaya çok gizli sırlar getirmiştir.

İlk bakışta:

Hünnes ile Künnes ahenk için yanyana geldi sanılır. Hâlbuki bu kelimeler evrenin temel yasalarını temsil etmektedir.

e) Kur’an’ın ahengi (ritmi):

Kur’an’ın ahengi, batı deyimi ile ritmi, başlı başına ilâhi bir mûcizedir.

Özellikle gönlü ve ruhu ahenk zevki ta­şıyanlar, onun ahengi ile mest olurlar.

Bilindiği gibi her sûre kendi konusu için­de ayrı bir ahenk hikmeti taşır. Bir yandan âyet sonundaki kafiye ritmi, bir yandan bir âyetle tüm akıcılık, bir parça nasibi olanı mest eder.

Kur’an’ın mânâsına aşina olmayanlar bile bu ahengin güzelliği içinde manâya yaklaşırlar. Sûre-i Rahman‘ı bir okuyunuz, hiç manâsını bilmeden Allah’ın hilkatteki san’atının büyüklüğünü hemen sezersiniz. Sûre-i Vakıa’yı okuyunuz, hiç anlamadığınız halde adeta mahşeri yaşarsınız. Kur’andaki bu ritm mucizesi ayetleri kısa olan son iki cüzde büsbütün göze çarpar, adeta insanı kendi ahenginde eritir. Sûre-i Tekvir‘i bir kez okuyunuz, bakın mahşerdeki tabloyu yaşar gibi nasıl sezeceksiniz. Sûre-i Müddessir‘de Velid’in azarlanmasını hayretle içinizde hissedersiniz.

Daha geçen yıllarda Kur’an’daki bu ahengi farkeden iki ünlü batılı müzisyen İslâm dinini seçmiştir. İngiliz pop müzik sanatçısı Rum asıllı Cat Stevens Kur’an’ı dinledikten sonra gitarını atmış; “Ben böyle bir nağme (ritm) ve ahenk dinlemedim. Bu ilâhı bir kelâmdır” diyerek Müslüman olmuş, tüm servetini İslâmı tanıtma yoluna sermiştir. O günden bu güne bir tek ilâhı bestelemiş, kendi müziğini terketmiştir.

Yine dünyanın en ünlü kariograf ve dans üstadı Maurice Bejard, Kur’an’ın ahengindeki mucizeye hayran kalarak Müslüman olmuş, mesleğini terk ederek kendini Kur’an’ın Avrupa’da tanıtılmasına adamıştır.

Kıymetli okurlarım: Kur’an’ın b,u ahenk mucizesini sezmemiş için Kur’an’ın hem tertil, ile okunması, hem dinlenmesi farz kılınmıştır. Kur’an’ın sırf dinlenirken ahengindeki akıl almaz mucizesi ölü kalplere hayat veren bir sır taşıdır. Onun âhenginden, yitirdiğimiz manâ hafızamıza can gelir.

Bir başka deyişle manâ kişiliği Kur’an nağmelerine göre ayarlanmış bir alıcıya benzer, o nağmeler insan dediğimiz bu varlığı evrenin sonsuz boyutlarına ışınlar.

Bu bir gerçektir ve pek çokları bu ahenkle sonsuzlaşmalardır.

3) KUR’AN VE DİZİLİŞTEKİ HİKMETLER

Kur’an’da âyetlerin ve sûrelerin dizisi fevkalâde hassas ilâhi bir hikmet taşır.

Kur’an Levh-i Mahfuz’daki (İlâhi bilim merkezi) şekline uygun dizisine zaman içinde akıllara durgunluk veren bir matematik sıralanışla gelmiştir.

Kur’an’ın inzal oluşu, yani Efendimize verilişi, bugünkü 600 sayfalık kadrosunda ayetler sıra ile gelmemiş, parça parça tamamlanmıştır. Ayrıca tamamlanan sürelerin nasıl sıralanacağı da Efendimize ayrıca bildirilmiştir. Bu gerçeği bir sonraki bölümünde örnekleri ile göstereceğiz.

Kur’an’da en önemli noktalardan biri de bazı sûrelerin başlarında harflerle ifade olunan rumuzlardır. Bu rumuzlar, akıllara durgunluk veren gerçekleri saklamaktadır. İlâhi kelâmın kendine has bu hikmeti de onun dizilişindeki olağanüstü inceliği simgeler.

Kur’an dizisindeki çok önemli bir sır da ayetlerin isimlerindeki fevkaladeliklerde saklıdır.

Bu incelikleri sırası ile örnekler üzerinde anlatmaya çalışacağım.

A) AYETLERİN SIRALANIŞ SIRRI:

Birçok bilim adamı, sırf ayetlerin inzal oluştaki kesik kesik, fakat tamamlayıcı sıralarına bakarak Kur’an’ın Allah kelâmı olduğunu sezmiştir.

Mesela altıncı sûre, 165 ayettir ve Mekke’de yani hicretten önce inzal olmuştur. Bu sûrenin 91,92,93,151,152,153. ayetleri Medine’de yıllar sonra nazil olmuştur. Bu sûre bütünü içindeki ahengi hiç aksatmamış aksine tamamlamıştır.

Yine dokuzuncu sûre Mekke’de inzal olmuş, 128-129. ayetleri Medine’de inzal ol­muştur. 75 ayetle kurulu 8. surenin 30-36. ayetleri yıllar sonra Medine’de inzal olmuş­tur. 99 ayetten kurulu 15. sûrenin 87. ayeti Medine’de inzâl olmuştur. 8 ve 15. sûrelerin aralarında inzal olan bu ayetler o sûreleri ahenkli bir şekilde tamamlamıştır. Ancak bu ayetlerin önceden nüzul etmemesinin nedeni o günkü İslâm topluluğunun belli bir süre içinde Efendimiz tarafından yetiştirilmesi hikmetidir.

Ayetlerin böyle farklı aralıklarla belli sıraya göre değil de; ilâhi murada uygun olarak inzal edilmesi, gerçekten ilâhi bir mucizedir.

Allah ilâhi bilim merkezinde tespit ettiği Kur’an’ı onun mesajları olan ayetleri ayrı ayrı zamanlarda göndermiş, 22 yıl sonra bu ilâhi eseri tamamlamıştır.

Kısa vadede tamamlanan sûrelerde bile bu farklı kesinlikler vardır.

Meselâ ilk ayetler 96. sûrenin ilk başında gelmiş, sonra bu sûre devam etmemiş 78 ve 74. sûrenin baş kısımları inzal olmuştur. Daha sonra da Besmele ve Fatiha inzal olmuştur. Bu sıranın hemen sonunda 73 ve 74. sûreler ve ilk gelen ayetleri kapsayan Alâk sûresi tamamlanmıştır.

Kur’an’ın ilâhi kelâm olduğuna inanmayanlar için bu tarz bir inzalin izahını yapmak mümkün değildir. Hiç bir insan zihni bu tarz için mucizevî sıralanışı düzenleyemez ve ahenkleştiremez.

Ayet sıralanışlarında birçok hikmetler de vardır. Bunlar konumuzu aşmaktadır. Ancak ben bir tane örnek vermek istiyorum. Son gelen ayetler dünyanın sona yaklaşırken arz ettiği yaşayış durumunu açıklamaktadır. Son gelen sûre Nasr(S. 110), dünyanın sona yaklaşırken pek çok akıllı kişinin İslama koşacağını simgeler.

Yine ikinci sûrenin son bölümlerine yakın ayetlerde son gelen ayetlerdir.

B) Harfi Mukatta (ŞİFRELER)

Kur’an’ın 114 sûresinin 29.unda sûreler harf şeklinde şifrelerle başlar. Buna Kur’an dilinde harfi mukatta denir.

Kur’an bu harfler için aynen şu tanımı getirmiştir.

“İşte bunlar apaçık ayetlerdir.”

Demek ki bu harfler, ayet; yani bilimsel şifrelerdir. Kur’an, levhi mahfuz dedjğimiz ilâhi kompitürünü Arapça’ya tercümesi demek olduğundan, bu harfler adeta o kompütürün kod numaraları mahiyetindedir.

Ne yazık ki, ilâhi ilim kompütürünü bilmediğimiz için, bu kod numaralarıyla gizli bilim hazinesini açıp, herşeyi öğrenemiyoruz. Şimdiye kadar yapılan tefsirlerde, bu yüzden net bir bilgiye de yaklaşmak mümkün değildir. Ancak çok basit de olsa bazı yaklaşımları siz okuyucularıma aktarmak isterim:

Kur’an’da 7′şer defa geçen Elif, Lâm, Mim ile Ha-mim şifrelerinin beş defa geçen Elif, Lam, Ra şifrelerinin, Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatının evrenlere yansıyarak meydana getirdiği iç içe nizamı temsil ettiği bilinmektedir. Bir defa geçen Nun, böyle bir şifre merkezinin tam ortasında yedi kat manyetik alanı temsil eden göklere büyük patlama noktası olduğu düşünülebilir.

Bu şifre harfleri, ayrıca temsil ettiği sûre içinde kelimelerde geçerken birer bilimsel açıklama yaptığı kesindir. Bir örnekle bu gerçeği izlersek: Fussilet sûresinde şifre Ha-Mim‘dir. Ama takip eden ayette Rahman ve Rahim sıfatları zikredilmiştir.

11. ayette Rahim sırrı (Atmosferin teşekkülü) anlatılmakta ve büyük bir bilimsel hikmet açıklanmaktadır.

Fussilet ikinci Ha-Mim süresidir ve 11. ayette iki kez Mim geçmektedir.

12. ayette Rahman sırrı (Arz ve Sema’nın yaradılışı) açıklanmaktadır. İki defa Ha geçmektedir.

Aslında Kur’an’dan evren hikmetlerini ancak bu kaideyi izleyerek öğrenebiliriz. Elbetteki koskoca evren kompütürünün ilâhi sanat sırrı içinde Kur’an’dan çözmenin daha basit yolunu düşünmek abes olur.

Üçüncü Ha-Mim’de Şûra suresinde bu hikmetleri başka açıdan öğrenmek için üç kez Mim ve Ha geçen ayetlere bakmak gerekir. Nitekim Şûra sûresinin 5. ayetinde üç kez Ha geçer. Ve semaların en büyük sırrını açıklar. Yani Fussilet sûresinde iki Ha ile verilen semaların yaratılmasındaki Rahman hikmeti Şûra sûresinde üç Ha ile bildirilen ayetle açıklanmıştır.

Kur’an ayetlerinin bilimsel yorumunda da bu anahtarı hemen her yorumumuzda kullanabiliriz.

Harfi mukaffalara ait bir başka şifre özelliğine 19′lar bahsinde değineceğim.

C) ÖYKÜLER VE İNSAN SIRRI:

Kur’an’da her ayetin, hatta her harf ve kelimenin bir hikmeti bir sırrı vardır. Bu hikmetler çoğu kez bir öykünün içinde gizlidir.

Bazen aynı öyküler, ayrı gerçeklerden seyrettirilir. Ehli olmayanlar bunları tekrar sayar.

Peygamber ve kavimlerine ait öyküler çoğu kez insandaki sırrı ilâhi olan ruhla nefs çatışmasını dile getirir.

İnsan dikkat ve insafla sûrelerin hikmetine kulak verirse kendi içinde Firavunu’nu ve Nemrut’u teşhis eder, yakalar. Mesele bu öykülerle eğitilen insanın Musa’dan ve İbrahim’den yana bir mevki almasıdır.

Hz. Salih’in devesi her devirde yaşar, her insan kendi çıkarları uğruna vicdanını (Salihin devesi) boğmaktadır.

Kur’an’da birkaç kere geçen Salih’in öyküsü, içimizdeki Semud küfrünü teşhis etmemiz içindir.” İnsana ait değişik mizaç çatışmalarını tümüyle Sûre-i Yusuf’da dile getirildiğini görürüz. Tüm tasavvuf mesnedini Sûre-i Yusuf’tan alır. Hz. Yusuf’un öyküsünü, tüm ayrıntılarıyla bilirsek, kendi bilinmezimizi çözeriz.

Birkaç örnek vererek, Kur’an’daki öyküleri nasıl anlamamız gerektiğini dile getirmek istiyorum.

a) Yusuf’un rüyası Cenab-ı Hak’kın ilhamını temsil etmektedir. Babasının, bunu kardeşlerine söyleme demesi, ilâhi sırra nefsin kapılarını kapat, demektir.

Fakat Yusuf rüyayı kardeşlerine söylememesine rağmen Yusuf’un kardeşleri (Nefsin on özelliğini temsil ederler). Bu rüyayı; yani ilhamı ilâhiyi sezmiş ve gönlü öldürmeye karar vermişlerdir. Onu öldürmeden kuyuya atmaları nefsin korkan yanını temsil etmektedir.

b) Züleyha nefsin tümünün temsilcisidir. Güzele âşık olması fakat bunu şehvetle temsil etmesi nefsin özelliğidir.

Züleyha’nın eşi Kıftir, dünya sevgisini temsil etmektedir.

Nefs, yani Züleyha, hem Kıftir’le evlidir; yani dünyanın sevgisine bağlıdır, hem de gönlü; Yusuf’u istemektedir. Hâlbuki Züleyha; Yani nefs, dünya sevgisinden kopsa Yusuf’a kavuşacaktır.

c) Yusuf’un kıymetini akıl (Mısır sultanı) ilim (Şarapçı) aracılığıyla öğrenmiş onu danışman yapmıştır.

Yusuf’un hapis hayatı gönlün nefs (Züleyha) ile düştüğü çatışmadan doğmuştur.

Dünya sevgisi Kıftir öldükten sonra bu çatışma sona erer nefs (Züleyha) gönlün emrine girer.

İşte Kur’an’daki her öykü bu tarz bir incelik içinde insan bilinmezinin izahını açıklar.

D) SÛRE İSİMLERİ VE SIRALARINDAKİ HİKMETLER:

Kur’an’da sûre isimlerinin sıralarının, hatta seçilen kelimenin büyük hikmeti vardır. Bu konuda örnekler sonsuzdur.

Kur’an Allah’a hamd emri ile başlar. Nas; yani insan kelimesiyle biter. Fatiha, Kur’an’ın başında bir özet, Kur’an ayetlerini çözmek için bir şifredir. Zaten Fatiha ismi lügat anlamı olarak da bilinmezi çözen demektir.

Bundan sonra Bakara ile Kur’an konu­suna başlamaktadır. Bakara ismi hem bu sûrede geçen Samîri’nin buzağısına, hem de ünlü Bakara olayına bir hatırlatmadır.

İnsan mizacının dünya çıkarlarına ne denli bağlı olduğunu, gerçekleri nasıl göz göre göre inkâr ettiğini vurgular.

Hemen hemen bütün sûrelerin isimleri, o sûre içinde anlaşılması zor ayetlere anahtar görevi görür.

Sûre sıralanışlarındaki hikmet de pek incedir. Bir örnek olsun diye, son 20 sûrenin sıralanış hikmetini açıklamak istiyorum: Sûre-i Duha ve İnşirah, Fahr-i Kâinat Efendimizin hilkatteki özel sırrını açar. Sûre-i Tin insanın neden yaratılmışların en seçkini olduğunu ve Efendimize ilgisini bildirir. Zilzâl, mahşer hesabını, Âdiyat Sûresi, nankör insanla fedakâr kul arasındaki inceliği dile getirir. Ve Karina Sûresi, kıyameti, Tekâsür Sûresi, insanın hesap vermedeki zorunlu iddianamesini dile getirir.

Hümeze, insanın nefs eleştirisini anlatır ve Asr Sûresi, her devirde insanın kendini nasıl mutsuzluğa mahkûm ettiğini dile getirir. Sûre-i Fil ve Kureyş, Allah’ın Kureyş’e, onun kavramında İslâm ülkelere nasıl yardım yaptığını anlatır. Sûrei Maun, İslâm dininin temel yapısının yardımlaşma olduğunu, yardımlaşmaya uymayan insanın namazının da olmayacağını dile getirir. Sûre-i Kevser, Efendimizin evrendeki yüce sırrını, Nasr Sûresi, O’nun madde dünyasından manâ âlemine intikâl sırrını anlatır.

Tebbet, Efendimize karşı çıkmanın kim olursa olsun âkibetini dile getirir. Sûre-i İhlâs Allah’ın kendini tarifidir. Nâs ve Felâk sûreleri, insanlarjn tüm serlerden kurtulmaları için Allah’a dua biçimini tâlim eder.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Günaydın Gazetesi Ekleri, Kuran ve Bilim kitapçığından alınmıştır.