İSTANBUL’DA DEPREM…


İnsanlar hastalık halinde yanlış yaşamaktadırlar veya insanlar ölümden korkmaktadır… Bir defa, insanlar bütün hayatı bu dünya sanmaktadır. Bu dünyadaki, işte otuz sene, kırk sene ne ömrü zıkkımı varsa, bundan ibaret saydıkları için; bunun bir tek gününü, bir anını kaybetmemek için ellerinden gelen her şeyi yapmak isterler, ellerinden gelen her türlü tedbiri kendi kafalarına göre almak isterler. Bir defa hayat onların zannettiği gibi bir eğlence salonu gibi değildir, dünya. Dünya bir imtihan salonudur, ömür çok kısadır, büyük ömrün yanında… Ve çok gelip geçici bir an gibidir…

Yok, efendim yüz sene evvel deprem olmuş, 1894’de… Binaenaleyh, bu tip depremlerde yüz senende bir tekrar edermiş, «biz her zaman bombanın üzerindeyiz» gibi oldukça panik yaşattılar. Ne yapsın peki İstanbullu? İnsanoğlunun yapacağı bir şey yok ki! Her gün çadırda mı yatsın, evini terketsin de?.. İnsanları tedbire sevk ettiğiniz zaman, manyaklığa sevk etmemeniz lazım! Hiçbir şey olmaz İstanbul’a… Ben getireyim senet vereyim onlara! Hiçbir şey olmayacak… Çünkü onlar hesaplarını arzın altındaki bir takım çizgilere göre yapıyorlar. Ama hesaplar arzın altındaki bir takım çizgilerden ibaret değildir. Bu toprağın üzerinde Allah diyen yüz binlerce, milyonlarca insan vardır. Onların Rableri yanında çok büyük bir kıymeti vardır. Onların dualarının ve ibadetlerinin devamı Allah indinde çok makbuldür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir