Dr. Haluk Nurbaki

İslâm’da Paylaşma

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page
İslâm'da Paylaşma

İslâm’da Paylaşma

İNFAK

Allahın nimetleri yalnız para ve mal değildir. Allah’ın verdiği, ilim, bilgi bir nimettir. Güzel konuşma bir nimettir. Konuları izah ederek kavgaları söndürmek, dostlar arasındaki kırgınlıkları gidermek kabiliyeti de bir nimettir. İşte bütün bu nimetleri paylaşacaksınız…

İslâmda Paylaşma

İslâm dini namaz, oruç, kelime-i şehadet, hac ve zekât şeklinde 5 şart olarak bilinmekte ve bu küçük yaştan itibaren böyle öğretilmektedir. Ancak aslında İslâmiyet iki temel kaideye dayanır. Bunlardan ilki 5 şarttan biri olan namaz, ikincisi de infaktır. Kur’an-ı Kerim‘in emirlerinden çıkan sonuç budur. Kur’an’ın ilk sahifesinde yer alan Fatiha suresi bir nevi önsöz veya bütün yazılanların özeti mahiyetindedir. İkinci sure olan Bakara ile mesajlar verilmeye başlanır. Yani ayrıntılara burada girilir. İşte yüce kitabımız bu “Sure-i Bakara“nın başında bir Müslümanın temelde ne yapması lazım geldiğini çok veciz bir şekilde özetlemiş ve bu özet içerisinde de özellikle iki şeye dikkati çekmiştir. Bunlardan birisi NAMAZ, diğeri de İNFAK‘tır.

İnfak kelimesi yeni kuşaklarca belki bilinmeyebilir. “Yardımlaşma ve paylaşma” demektir. Kur’an’ın pek çok ayetinde insanlara yardım etmeyi emreden ve ne şekilde yardım edileceğini tarif eden hükümler vardır. Fakat infak bir bütün olarak yardımlaşmaların tümünü ifade ettiği için çok daha önemlidir. Yüce kitabımız infakı “Sure-i Hadîd“de şöyle tarif etmektedir: “Allah’ın, bir kul olarak insana verdiği bütün nimetlerin başkalarıyla paylaşılması.” Cenab-ı Hak bu paylaşmaya bir sınır, bir yüzde koymamıştır. Onun yerine infakın yani paylaşma ve yardımlaşmanın tarzını islâmiyet’e yakınlık derecesine yani yücelmek ve iyi insan olmak gibi gelişmelere bırakmıştır. Buna karşılık infakın bir cinsi olan zekât daima belli bir miktarı hedeflemektedir. Bu sebeple evvela infakın nelerden yapılabileceğini özetleyip sonra İslâmiyet’teki yardım şekillerinin ayrıntılarını ifade edeceğim.

Allah’ın verdiği nimetleri paylaşın

Yüce peygamberimiz daha İslâm dinini yaymaya başladıktan sonraki ilk 30-40 gün içinde infak emrini bütün Müslümanlara bildirmiştir. Burada orijinal bir nokta vardır. O sırada yani İslâmiyet’in bu ilk çağında zaten sayısı 15-20 olan Müslümanların çoğu fakir kimselerdi. Yani birbirlerine verecek varlıkları yoktu. Buna rağmen infak emrinin gelmesi, efendimizin ısrarla bu nokta üzerinde durması çok önemlidir. Efendimiz bu şartlar altında “Allah’ın verdiği nimetleri paylaşın, yardımlaşın” diye emrettiği zaman ister istemez akla bir soru geliyor: “Neyi paylaşacağız?” O zaman Ebû Bekir, Osman gibi birkaç kişinin dışında hali vakti yerinde olan kimse yoktu. O halde paylaşılacak olan neydi? Efendimize bunu gayet latif bir şekilde, içten gelen bir duyguyla sordular. O zaman O da dedi ki: “Allah’ın nimetleri yalnız para ve mal değildir. Allah’ın verdiği sağlık, ilim, bilgi bir nimettir. Güzel konuşma sanatı bir nimettir. Konuları izah ederek kavgaları söndürmek ve dostların arasındaki kırgınlığı gidermek kabiliyeti bir nimettir. Bütün bu nimetleri Allah size vermişse onları paylaşacaksınız.”

Anlaşılıyor ki sağlıklı bir insan sağlıksız bir insana yardım ederek sağlığının paylaşılmasını sağlayacaktır. Sesi güzel bir insan güzel bir şey okuyarak, Kur’an okuyarak kendi sesinin nimetini başkalarıyla paylaşacaktır, ilmi olan ondan infak edecek, yani bilgisini başkalarına aktaracak ve böylece bilgisini paylaşmış olacaktır. İnananlar efendimizin bu açıklamasından sonra, “Peki Ya Resûlallah, bizde hiç bir şey yoksa ne yapacağız?” dediler. O zaman Yüce Peygamberimizin verdiği cevap şöyleydi: “Hiçbir şeyi olmayan insan için en büyük infaklardan bir tanesi güler yüzdür” İşte ondan sonradır ki Müslümanlar Mekke‘de geçirdikleri 10-12 yıllık sıkıntı ve mücadele döneminde güler yüzlerini kaybetmediler. Zaten Efendimiz daima mütebessim bir çehreyle gezerdi. Yaptığı tebliğlerde başka insanlara dini anlatırken onların gayet akılsızca terslenmelerini dahi hafif bir tebessümle, sesini yükseltmeden dinler ve öyle cevaplardı. Binaenaleyh İslâmiyet’te yardımlaşma ve paylaşma; güleryüzle, sağlıkla, saadetle, bilimle yani aklınıza gelen her şeyle yapılabilen bir ibadet şeklidir.

Ancak infakın kapsamının geniş olması, onun mali veçhesinin olmaması anlamına gelmez. Eğer bir insanın malî imkânı varsa infakın mali veçhesi daha ön planda gelir. Çünkü “Sure-i Hadîd“deki bir ayet bu kaçamak kapısını kesin şekilde kapatmaktadır. Bu ayette “Allah’ın size verdiği her nimeti başkalarıyla paylaşıp yardımlaşacaksınız” denmektedir. Şimdi perspektiften bakarak bir Müslümanın bu paylaşmayı önce maddi boyutlarda nasıl yürütmesi gerektiğini gözden geçirelim.

Maddi paylaşma

İslâmiyette maddi yardımlaşma ve paylaşma üç grup içinde mütalaa edilebilir. Bunlardan bir tanesi resmî ve zorunlu olan yardımlaşma şeklidir ki zekât diye isimlendirilir. Bugünkü rayiç üstünden bir örnek vermemiz lâzım gelirse söyleyebiliriz ki yıllık geliri 5 milyonun üstünde olan bir insan bunun yüzde 2,5′unu fakirlere vermek zorundadır. Bu görevini yerine getirmeyen insan büyük bir vebale, büyük bir günaha girmiş olur. Hatta efendimiz çeşitli ayetlere dayanarak, “Eğer herhangi bir kimse zekâtını vermemişse namaz kılmasın, boşa gider” demiştir. Şu halde zekât ibadeti sınırları tespit edilmiş, zorunlu bir görevdir. İnfakın diğer maddelerinde böyle bir zorunluluk ve sınırlama söz konusu değildir. Tabii bir takım istisnalar vardır. Mesela bir insan hastalığı sebebiyle oruç tutamıyorsa veya ettiği yeminde durmadıysa bunu bir tarz para cezasıyla karşılamak zorundadır. Bunun miktarı da bir insanın akşam yemeğinde yiyebileceği kadar gıda maddesi alabileceği para şeklinde belirlenmiştir. Yemininde durmayan veya orucunu tutmayan, tutamayan insan bu parayı herhangi bir fakire vermekle yükümlüdür. Demek ki bir tarz sadaka ve nafaka şeklinde ödenen bu paralar da zorunlu mali ibadetler sınıfına girmektedir. Burada şu noktayı da belirtmekte fayda var: Eğer bir insan “Ben çok günah işledim, 10 fakiri doyurmam lazım” şeklinde kendisini angaje ederse bu sözünü yerine getirmesi de farz olur.

Önce aç doymalı ki…

Bir başka malî ibadet türü de insanın inancının derinliği nisbetin de mecbur olduğu yardımlardır. Mesela bir insan çevresinde aç birisi varken kendisini doyurursa büyük günah işlemiş olur. Önce o açın doyması gerekmektedir. Bu durumda kişi rahat yemek yiyebilmek için çevresindeki açlara bir ölçüde mali yardımda bulunacaktır. Aynı şekilde bir insanın rahat ve helal ısınabilmesi için çevresinde üşüyen kimsenin kalmaması gerekir. Bu durumda ihtiyacı olanın yakıtı, giyeceği hatta yorganı mutlaka temin edilmelidir. Bu yardımı sadaka olarak değerlendirmek yanlıştır. Bu, Allah’ın verdiği nimeti diğer mü’minlerle paylaşmaktır ki “Sure-i Hadîd”e göre zorunlu bir ibadettir, ihtiyarî değildir. Bir Müslüman çıkıp da Benim yıllık kazancım zekât sınırına gelmedi. Zekât bana farz değil. Öyleyse benim herhangi bir yardımlaşma içine girmem gerekmez” şeklinde düşünemez. Çünkü “Sure-i Hadid“de Allah’ın tüm nimetlerinin paylaşılması konusunda açık hüküm vardır. Binaenaleyh bir Müslümanın mutlaka önce çevresine kudreti yetiyorsa çevresinin ötesine malî yardım yapması şarttır.

İslâm dininde malî yardım zorunluluğu anlaşıldıktan sonra “Vakıf” denilen müesseseler meydana getirilmiştir. Vakıfların amacı bir tarz infak yapmaktır. Yani Allah’ın verdiği fazla nimetleri hem yaşayanlarla hem gelecek kuşaklarla paylaşmak amacını taşırlar. Bu müesseseler doğrudan yüce kitabımızın emirlerinden doğmuşlardır. Diğer bir ifadeyle vakıf doğrudan doğruya İslâmi bir eserdir. Ayrıca önemle vurgulanması gereken bir nokta vakıf müessesesini doğuran infak emrinin en iyi anlaşıldığı toplumların en iyi İslâm sentezini gerçekleştirmiş olan Türk devletleri olmasıdır. Selçuklular ve onlardan sonra gelen Türk devletleri infaklarınıı devam ettirmek için bütün mal varlıklarını çok uzak nesillere gidecek şekilde bir protokole bağlamışlar, böylece Vakıf müessesesi ortaya çıkmıştır.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Günaydın Gazetesi Ekleri, İslamda Paylaşma kitapçığından alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!