İslam’a Karşı Zulüm Politikası

Tarihin her devrinde iki zıt düşüncenin mücadelesi sürekli olarak gündemdedir. Bunlardan birisi hakkı temsil eden inançlı insanların hayır cephesi, diğeri ise hayırdan rahatsız olan, güzellikleri kıskanan şer cephesi… Bu mücadelenin varlığına elbette Cenab-ı Hak müsaade etmektedir. Çünkü bu sayede hakkın ve hayrın güzellikleri daha derinlemesine anlaşılabilmekte, gerçek insanla, taklit insan arasındaki fark açığa çıkmaktadır.

İslam’a Karşı Zulüm Politikası
İslam’a Karşı Zulüm Politikası

Ondört asırdır yeryüzünün tek hayır cephesi yalnız İslamiyettir. Bütün şerler, İslâm güzelliğini içerden ve dışardan yıkmak, yok etmek için elbirliği ile çalışmışlardır. Ancak Allah’ın yüce kitabında emrettiği gibi İslâm nuru ebediyyen intişar edip ilahi güzelliği sergilemeye devam edecektir. Bütün tarih boyunca insanı yücelten vicdan duygusu, merhamet ve sevgi yalnız İslâm cephesinden intişar etmiştir. Bütün İslam düşünürleri ve yüceleri insanlık sevgisini ve kardeşliği bayrak yapmış, kendinden olmayanları da sıcak merhamet kanatlan altına almıştır. Şer cephesinde olanlar ise fırsat buldukça ordular düzenlemiş, Allah sevdalısı mü’minleri yok etmek için savaşlar çıkarmıştır. İnsanı sevmemiş, insan kardeşliğine inanmamış yalnız zulmü temsil etmişlerdir. Doğudan batıya İslâm ordularının, seyrettiği coğrafyalarda dost düşman hiç kimseye zulmettiği görülmemiştir. Buna karşılık batı kendi içinde şerrar yöneticilerin hırsına teslim olmuş, Afrika’nın tüm insanlarını ağır zulüm işkencelerine tâbi tutmuş, kuzey ve güney Amerika’daki mâsum kavimleri yok etmişlerdir.

Zaman içerisinde ihtirasları tansiyonları biraz düşürünce bu kez de kuzu postuna bürünen kurt gibi barıştan, insanlıktan bahsederek hayra tuzak kurmaya devam etmişlerdir. Dünyanın her yerinde devam eden İslam düşmanlığı ve İslâm’a karşı zulüm politikası, İslâm’a karşı zulüm faaliyetlerinin özünde bu şeytâni şer çirkinliği yatar.

İslâm’ın cesur, fedâkar, affedici kılıcından kurtulanlar, bugün millet hâline gelip Bosna’da sürdürdükleri vahşeti, kendilerinin şerlikte paralel olan yandaşlarının himâyesinde dünya tarihine bir çirkinlik vesikası olarak sunarken bir an olsun Türk-İslâm ordularının vaktiyle kendilerini yok etme gücüne sahipken onlara sevgi ve merhamet çiçekleri dağıttıklarını neden düşünmüyorlar. Çünkü onların mizaçları insanlıktan kopmuştur. Aynı oyunu zaman zaman herşeyden gafil Ruslara işletmek de uzun yıllar Batı’nın güttüğü en çirkin politikanın bir başka sayfasıdır. Tıpkı Ebu Cehil gibi batı kendisi İslam’a kılıç çekme yeteneğini kaybetmiş yıllar boyu gerizekalı kuzey komşuları bu işe vazifelendirmiştir. Dört bir yanı düşmanla çevrili Osmanlı çaresiz kalarak Kafkas ve Ortaasya Türkleriyle birleşme fırsatı bulamamış, bu yüzden şer çemberi etkinliğini arttırarak devam ettirmiştir.

Birinci cihan savaşında Osmanlı’yı bitirdiğini dolayısıyla İslâmiyeti ortadan kaldırdığını sanan şer cephesine karşı Cenab-ı Hak Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden diriltivermiştir. Şer cephesinin aklından bile geçmeyen bu harika kader oyununa karşı şer cephesi bu kez bu milleti kendi içinden kendi halkına zulmeden bir organizasyona tabi tutmuştur. Milletiyle yönetimi arasında ağır uçurumlar ortaya çıkaran bu uygulama inananları büsbütün zindeleştirmiş, inançsızları ise hırslı bir bunalım kaosuna sürüklemiştir.

Yıllarca kendi milletinin mânevî değerlerini çok âdi sloganlarla yok etmeye çalışan bu şaşkınlar grubu bir türlü insanın özündeki mânevî değerlere sahip çıkma arzusunu farkedememiş, Allah’a ve onun nazlı dini İslamiyete karşı her karşı çıkışında daha derin bir İslâmî heyecanla karşılaşmıştır. Ve bundan sonra da mânevî değerlere karşı bu saygı ve heyecan daima artarak devam edecektir. Allah’ın, yaşadığımız zaman dilimindeki tecellisi zulme karşı İslâm cemaatlerinde yepyeni heyecanlar ve güzellikler tecellisi yolundadır.

İşte bu gerçeği farkedemeyen İslâm düşmanları her hilelerinde, her attıkları adımda bir batağa saplanır gibi kaosa düşmeye mahkûmdurlar. Ne Sırplar, ne Yeltsin ne de bunlara alkış tutan şaşkınlar bu âkıbetten kurtulamazlar. Balkanlar’da, Rusya’da bu gerçeği farketmezlerse faturasını çok ağır öderler. Memleketimiz içindeki İslâm düşmanlarına gelince bunlar İslamiyete karşı çirkin, çirkin olduğu kadar yalan saldırılarını sürdürdükçe İslâm’ın özündeki gerçekler halka mal olmakta ve millet her geçen gün İslâmiyete daha derinden sahip çıkma dirayetini göstermektedir.

Bütün şeflerin ortak sloganı olan, İslâmiyeti kadına karşı göstermek haysiyetsizliği yalancı mumunu yatsıya kadar değil daha akşamdan söndürmüş, hanımefendiliğe sahip çıkan ve kadın cinsine en şerefli mevkiyi tayin eden İslâmiyete karşı akılalmaz bir rağbet toplumun her katında hanımlar arasında yaygınlaşmıştır. Artık bu milletin hanımefendileri, kadın özgürlüğü sahte plakası altında kadınları tekrar eski çağların esir pazarına sunmak isteyen zihniyeti anlamıştır. Hatta bütün dünya çapında kadınları açarak teşhir etmenin, onu küçülten, aşkla sevgiyi yok ederek kadınlığı tüketen bir yalan olduğu ortaya çıkmıştır.

Yaşama mücadelesi veren Müslüman gruplara terörist yaftası yapıştırmanın da imkânsızlığı bizzat bu yalanı icâd edenler tarafından nakledilmiştir. En kutsal ibâdetlerinden biri olan Cuma namazlarında hutbede terörizmi yeren bir dine böylesine adi bir yalanı yakıştırmanın çirkinliğini artık herkes biliyor. İslâmiyetin kavga değil, insanlık, sevgisi ve kardeşlik olduğunu bilmeyen şaşkınların beyinlerine idrak zerkedecek değiliz. Onların hatırı için güzeller güzeli dinimizi kimseye gölgeletmeyeceğiz. Baştan sona hayatları riya dolu insanların yaşadıkları hayatın bir karesini dahi seyretmeye tahammül edemeyeceğimiz insanların hatırı için inancımızdan ve ahlâkımızdan hiç kimseye taviz veremeyiz.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 16 Şubat 1995 tarihli Beklenen Vakit Gazetesi’nden alınmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir