İslam Yasaklarının Getirdiği Sağlık Nimetleri

İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem
İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem

BAHİS: 2

İSLAM YASAKLARININ GETİRDİĞİ SAĞLIK NİMETLERİ:

ALKOL:

Dünya gençlik yılı dolayısıyle, tüm dünyada yapılan tek savaş var; gençleri alkolün pençesinden kurtarmak. Hiç bir ülkede gençlerin alkolden kurtarılmasından başka birşey konuşulmuyor.

Zaten Birleşmiş Milletlerin, bu yılı gençlik yılı ilân etmesinin sebebi, akolle mücadele kampanyası açmak içindir; Yoksa onlara yönelik müzik programı yapmak onları ana babalarıyla ters düşürmek için, marksist propoganda yapmak için hiç değil!..

Son yıllarda dünyayı felakete götüren alkollü içkilere ait verilen haberler korkunçtur.

Rusyada yılda bir milyon kişi alkole bağlı hastalıklardan ölüyor.

İngilteredeki bir araştırmaya göre, vakitsiz ölümlerin % 25′i alkolden olmaktadır.

1978 de ABD Sağlık Bakanı Jaseph Colifona Kongreye verdiği raporda ağız, gırtlak, akciğer, karaciğer kanserlerinde alkollü içkilerin 1. sırada mes’ul olduğunu açıkladı.

Dünya sağlık teşkilâtı, suçların % 60′nm alkollü kimseler tarafından işlendiğini, ırza geçme vak’alarında bu oranın % 85′e çıktığını yayınlamıştır.

Yine yapılan istatistikler bir alkoliğin neslinden gelenlerin, % 30 suçlu, % 45 akıl hastası olduğunu ve bu zararın beş kuşak sürdüğünü ortaya koymuştun

Size daha önemli bir noktayı açıklamak istiyorum. Alkollü içkinin hafifi kuvvetlisi olmaz. Dünya Alkolle Mücadele Derneği Başkanının açıkladığına göre (TOPİO VÎONMOA) alkoliklerin tümü işe bira ile başlamıştır ve alkollü içkilerin yeryüzüne böyle sür’atli yayılmasının sebebi biranın kolayca meydana getirdiği alışkanlıktır.

Şimdide yüz karası bir istatistik vereceğim. Avrupa ülkelerinde alkol tüketiminde 1958-1976 yılları arasındaki artış.

  • İngiltere                        % 50
  • Danimarka                  % 113
  • Almanya                      % 182
  • İrlanda                         % 200
  • Hollanda                      % 250
  • Türkiye                        % 350

Bu felaketli gidişe ancak siz Türk gençleri alkolden kaçarak son verebilirsiniz. Hem yüce dinimize göstereceğiniz sevgi adına alkolden uzak durumuz. Bilindiği gibi sarhoşluk veren içkilerin azı da, çoğu da dinimizde kesin olarak yasaklanmış, Yüce Rabbımızın emriyle haram kılınmıştır.

Dünyanın en ünlü Higiyon (Hıfzıssıha) bilim adamı Ord. Prof. Hirch, kitabında: «Medeni Amerika’nın 15 yıl yürütemediği içki yasağını İslâmiyet 14 asır başarı ile yürütmüş, insanları ve medeniyeti çok önce yok olmaktan kurtarmıştır» demektedir.

İçkinin insan sağlığına olumsuz tesirini anlamak için önce onun kimyasal bir kaç özelliğini bilmek gerekiyor.

Bilindiği gibi; alkol temel bir eriticidir. Özellikle yağları eritir. Besin açısından ise bir sentez ürünü değil; bir ayrışım ürünüdür. Temel besin maddesi şekerin, bakteriler tarafından kullanılması, yani yenmesi sırasında ortaya çıkan, artık bir kimyasal maddedir.

Bu özellikleri sebebi ile insan vücudunda alkol zararlı bir kimyasal madde kabul edilir ve karaciğer tarafından hemen yakılıp bozulur. (Detoksike)

Şu halde bazı alkol sempatizanlarının iddia ettiği gibi alkol kesinlikle besin değildir.

Vücuda girince tüm besinlerin aksine kontrol edilmeden yanar. (Bakara sûresinin 219 âyetinde işaret edilen zahiri yarar bu olabilir.)

Gelelim insan vücuduna alkolün etkisine:

a) Alkolün Sindirim Sistemine Etkisi:

Alkolün zararlı etkisi ağızdan başlar. Normalde ağzımızda özel canlı bir ortam vardır. (Flora) Bu ortam mikropların yaşamasını azamî derecede zorlaştırır. İşte alkol bu florayı bozduğundan diş etlerinin kolayca mikroplanıp kronik iltihaplanmasına sebep olur. Bu yüzden alkol alışkanlığı olanarda dişler çabuk çürür.

Ağızdan sonra, yutak ve yemek borusu gelmektedir. Bu iki organ birbirinin devamıdır. Çok zor görevler görür; çok duyarlı bir iç zarı vardır (Mukoza). İşte, alkol, bu iki organında iç yüzlerini tahriş eder, dayanıksız hâle getirir. Bu organların kanserlerinde alkol kesinlikle sorumlu tutulmaktadır. Nitekim 1980 yılından itibaren özellikle ağır alkollü içkilerle mücadelede kanser merkezleri çok ciddi adımlar atmıştır.

Alkolün midede devamlı gastrit yaptığı bilinmektedir. Yemek borusu ve yutak kanserlerinde olduğu gibi kesinlik kazanmamakla birlikte mide kanserine de alkolün yardımcı olacağı kanaati hâkimdir.

Alkol çok ince kimyasal işlemlerin yapıldığı 12 parmak bağırsağına en ağır etkileri yapar; Onun salgı düzenini, kimyasal duyarlığını bozar. Alkol, sindirim olayının merkezi sayılan bu organi bozarken safra salgısını da alt üst eder. Bütün alkoliklerin 12 parmak bağırsağı ve safra kesesi hastadır. En azından düzensiz çalışmakta ve safradır. Bu hal şiddetli gaz şeklinde, her alkoliğin kulağını çekmektedir.

Bu düzensizlik, tüm bağırsakları etkilediğinden, devamlı alkol kullananlarda sindirim sisteminin düzen ve kompitür ahengi bozulmuştur. Normal vücut, sindirim sistemine verdiği özel talimatla kendine yararlı olanı sindirdiği halde; devamlı alkol alanlarda bu kontrol kalkmış ve sindirim kontrolsüz yürür hâle gelmiştir. Alkolün zahiri bir faydası gibi görülen şişmanlatması, bu kontrolsüz sindirimden doğar. Halk arasında çok isabetli bir tanımla bu şişmanlığa kof şişmanlık denir; Gerçekte öyledir. Zira bu bilinçsiz sindirim hücre arasında yağ depo etmekten öte geçemez; hatta bu yağ birikimi bazan kalb kaslarına da yansır. Kalb yağlanarak, tehlikeli problemlere yol açar. Şüphesiz alkolün en vahim etkisi karaciğer üzerinedir. Karaciğer her alkol molekülünü zehir kabul eden hassas bir labaratuvardır. Alkolün karaciğer üzerine etkisi iki yönlüdür.

1— Karaciğer hücreleri alkolü tahrip etmek için bu göreve bağımlı kalıp, diğer görevlerini ihmal eder.

2— Karaciğerin birbirinden hassas kimyasal işlemleri, alkolün kontrolsuz müdahalesiyle bozulur. Bu yüzden karaciğer bir işlemi defalarca yapmak zorunda kalarak, ileri derecede yorulur.

Bu etkiler karaciğerde çok olumsuz sonuçlar meydana getirir. Bunların en meşhuru alkol sirozudur. Siroz karaciğer tahribinin tam oluş belgesidir. Ancak alkol alanlar, ben siroz olmuyorum diye teselli bulmamalıdır. Daha tehlikelisi alkolün karaciğerin görevlerini tek tek aksatıp yok etmesidir.

Bunlardan ilki, kan yapımı için gereken maddelerin karaciğer tarafından yapılamaması ve bu görevin ileri derecede aksamasıdır. Bu yüzden bütün alkol kullananlar kansızdır. Yüz damarlarının genişlemiş olması sebebiyle yüzleri kanlı görülse de kemik iliği haraptır.

Yine karaciğerde aklol alanlarda yeterince korunma maddesi yapılamaz. (Çeşitli globulinler özellikle immünoğulobulinler) Bu yüzden alkol kullananlarda, hastalıklara karşı genel bir dayanıksızlık vardır.

Alkol bazan hızlı karaciğer iflaları yaratır ki, hu durumda alkol alan kimse karaciğer komasında ölür. Karaciğerle ilgili hiç bir olay yoktur ki, alkolden zararlı etki görmesin. Ancak konuyu uzatmak istemiyorum.

b) Alkolün Dolaşım Sistemine Etkisi:

Alkolün dolaşım sistemine etkisi karaciğere etkisi ile hem dolaylı yoldan, hem kalp kasma etkisi ile iki yönlüdür. Kandaki yağlı besin maddelerinin yanmasına başrolü oynayan karaciğerin güçsüzlüğe uğraması damarların sertleşmesine, tansiyonun yükselmesine sebep olur. Diğer yandan, alkol hızlı yanarak dolaşım debisi dediğimiz akımın akış yöntemini bozar ve kalbi yorar. Ayrıca alkol, kalbde yağlanma yaparak ve sinir sistemine yaptığı etki yolu ile de kalbi ciddi şekilde bozar. Alkoliklerin sonunda ya sirozla ya kalb yetmezliği ile öldükleri bilinmektedir. Çeşitli sebeplerle dolaşım problemleri olanların bir damla alkol almaları bile hayatı hiçe saymak demektir.

Yine alkolün zahirî faydası gibi görünen, bazı alkol sevdalılarının iddia ettiği, kalp spazmlarına ılımlı bir miktar viskinin iyi geldiği görüşü, hiç bir ilmî değer taşımamaktadır. Hiç bir tıbbî yayında böyle bir tavsiye yoktur. Yazık ki bunu ilmî bir gerçek sananlar vardır.

Dolaşım sisteminin nihaî bir bölümü sayılan böbrekler de alkolden fevkalade zarar görür. Zira böbrekler süzme işlemini çok hassas kimyasal değerlerde yürütür. Alkol böbreklerin bu hassas çalışmasını da alt üst eder. Özelilkle az alkol, bu işlemleri daha şiddetle bozar. Devamlı bira içenlerin böbrekleri mutlaka arızalanır.

Vücudun en önemli sistemlerinden biri olan lenf ( beyaz kan damarları) sistemi, alkolden çok zarar görür. Zira bu sistemin yapısında yağ bileşikleri çok önemli bir yere sahiptir. Alkolün yağ bileşiklerine olan olumsuz etkisi, bu harika korunma sitemini harap etmektedir.

c) Alkolün Sinir Sistemine Etkisi:

Alkol kaim yağ barajları İle korunan sinir sisteminin hücre zarlarını aşarak sistemin elektiriksel iletişimini bozar. Bu etki iki tarzda kendini gösterir.

Birincisi, sarhoşluk dediğimiz ani etkidir. Ancak bundan daha tehlikeli olanı kronik etkidir. Alkol her geçen gün sinir sistemini tahrip ederek onda saymakla bitmeyen hastalıklar doğulur. Üstelik alkolün ilk etkisi yavaş hatta belirsiz de geçse bu kronik etkisini sürdürür. Bu yüzden bazılarının «ben sarhoş olmuyorum, alkole «dayanıklıyım» iddiası tamamen boş bir tesellidir.

Bu etki genç yaşlarda, hele çocukluk çağında fevkalade vahimdir. Alkol sinir sisteminde polinevrit, alkol cinneti, KORSAKOF sendromu gibi bilinen hastalıklar dışında, çeşitli merkezlerin telafisi güç tahripler yapmaktadır. Hafıza kaybı ve ellerdeki titremeler bu tahribatın habercileridir.

d) Alkolün Soya Yaptığı Etkiler:

Alkol yağ eritici gücü ile cinsiyet hücrelerine de geçmekte ve onda onarılması güç sakatlıklar doğurmaktadır. Gelecek nesillerde çeşitli zekâ gerilikleri, kas yetersizlikleri en bilinen örnekleridir. Yapılan birçok araştırmalarda ruh hastalıkları taşıyan şahısların anne ve babalarının alkolik olduğu tesbit edilmektedir. Alkolün, soya çekimde, yumurta hücresini daha kolay tahrip ettiği tesbit edilmiştir. Bu yüzden alkolik annelerin çocuklarına hemen hemen daima bir irsiyet (soya çekim) sarsıntısı görülmektedir. Babanın alkolik olması da yine yüzde otuzdan fazla problem yaratmaktadır.

e) Alkolün Psikososyal Etkileri:

Toplum dengesi ve düzeni açısından alkolün ne denli zararlı olduğu bilinmektedir. Biz bu etkilerin en önemlilerini sıralamak istiyoruz.

a)Algınlık nedeni ile toplumun fertlerini devamlı kavgaya sürüklemektedir.

b)Aile düzenini yıkmakta sonu gelmeyen boşanmalar, topluma ters çocuklar tüm toplumu sarsmaktadır.

c)Alkolün verdiği uyuşukluk, tembellik, iş gücünü azaltmakta, toplumun üretim gücü düşmektedir.

d)Fertlerde yaygın bir umursamazlık meydana getirmektedir. Bunun sonucu milli kaygılar, birlik ve toplumdaki dertlere karşı direnme kaybolmaktadır.

Bu dört husus batık sosyologları öylesine kaygılandırmıştır ki, alkolün yaygınlaşması halinde milli şuurlarının çekeceğinden duydukları korkuları tüm devlet kademelerine yansıtmışlardır.

İşte Kur’an-ı Kerim hiç bir toplumun, hiç bir fikir akımının mücadeleye cesaret edemediği toplumları kemiren bu derdi, kestirip atmış, asırlar boyu toplumumuzu bu illetten korumuştur.

B —DOMUZ ETİ

Domuz etiyle bulaşan trişin kurdu, uzun yıllar insanlığın baş belası olmuştur. Bir çok İslâm âlimleri de domuzun Kur’anda yasaklanmasını bu sebebe bağlamışlardır.

Hâlbuki son yıllarda domuzun bombası pat­ladı. Bu gün sağlık için en tehlikeli et, yağlı et kabul edilmektedir.

Sığır eti % 5-8 yağ taşırken domuz eti % 35 40 yağ taşır. Bütün batı âlemi damar tıkayan Lipid, kanda yağ probleminden vebadan kaçar gibi kaçmaktadır. Bu sebeple kısa bir süre sonra domuz eti tamamen rafa kaldırılacaktır.

Alman bilim adamı RECKEWEG 1977 de yazdığı «Domuz Eti ve Sağlık» adlı kitabında domuz etinde sutoksin denen madde dolayısıyle çeşitli eklem hastalıkları, astım ve çeşitli iltihabı hastalıklar yaptığını söylemektedir. Bu bilim adamı kobaylara devamlı domuz eti vermiş, onlarda cilt hastalığı ve barbarca davranışlar tesbit etmişdir.

Unutmayınız ki önlendi diye iddialara rağmen öldürücü trişin kurdu salgınları domuz eti yiyenlerde halen görülmektedir.

Domuz etinde büyüme hormonlarının fazla olduğu, bunun insanlarda çok olumsuz etkiler yaptığı, hatta erkeklerde cinsel güçsüzlük yarattığı yine domuz etinin tartışılan yönleridir.

Domuz etinden SHAPE virusu (bir nevi grip) geçmektedir. Doktor Hoffman’a göre domuz eti sigara alkol gibi alışkanlıklar yapmaktadır.

C —KAN

İslâm dininde kan da yasaktır. Bu yüzden islâmda hayvan kesilince kanı iyice akıtılır. Bu sayede etden zehirlenme azamî derecede azalır.

Kanı akıtılmamış bir et, normal sıcaklıkda sıcaklığa bağlı olmak üzere 2-6 saatte bozulur. Hâlbuki kanı iyi akıtılmış ette bu süre iki kat artar. 4-10 saat bu fark o kadar önemlidir ki yemeğin hazırlanma süresi bu fark sayesinde zararsız hale gelir.

Kanlı ette mikrob hemen ürer, bu da etin bozulmasına çabucak yol açar.

Etin kesim sırasında kanı iyi akıtılmışsa mikrobların üreme süresi 4 saat uzar, bu süre etin pişmesi için yeterli zamandır.

Asırlar boyu İslâm toplumları haram olması sebebiyle farkında olmadan zehirlenmekten kurlu muşlardır.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem (Ankara, 1985) kitabından alınmıştır.