Dr. Haluk Nurbaki

İnsan Beyni ve Ruh

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

...kabaca beyin dediğimiz bu uzuv üzerindeki dakik çalışmalar, son zamana kadar, tesbiti hüküm bakımından hiçbir sıhhatli netice vermemiştir. Bilhassa sinir ve ruh tebabeti sahalarında derin görüş ayrılıkları husule gelmiş...

İnsan Beyni ve Ruh

İnsan Beyni ve Ruh

İnsanların nebati hayatları dışındaki bütün cevherini, kafatası içine gömülü uzuv bütününe bağlamak tıpta âdettir. Fakat kabaca beyin dediğimiz bu uzuv üzerindeki dakik çalışmalar, son zamana kadar, tesbiti hüküm bakımından hiçbir sıhhatli netice vermemiştir. Bilhassa sinir ve ruh tebabeti sahalarında derin görüş ayrılıkları husule gelmiş, böylece çeşitli tıp ekolleri türemiştir.

Kafatası içindeki uzuvlar mecmuasını, vazifelerinin belirtilmesi bakımından ancak şöyle gösterebiliriz:

1 Alelade hareketler, intiba ve aksülâmeller, kısaca iradesiz çalışmaların merkez üsleri.. Bunlar, beyincik, beynin orta kısımları, murdar ilik, bazala ve soğancık kısımlarından ibarettir.

2 İradî hareketlerle, görme, işitme gibi hasselerimizin harekî kı­sımlarım idare eden merkezler, büyük beyin kısmını bir teşkil eder.

3 Bu kısım merkezler daha muğlâktır. Bunlar beş. hassemizin hissi alıcıları, uyku ve kimya merkezleri ve (hormon) larla sıkı alâkası bulunan kısımları ihtiva eder. Beynin orta kısmı, sud’gî nahiyeler (hipotalamus) ve bazı küçük uzuvların çerçevesidir. Bu son merkezlerin idare ettiği hâdiseler malûm iken, dâvanın asıl keyfiyet cephesini teşkil eden, nasıl yaptıkları fiili, meçhuldür. Meselâ (Hipotalamus) da bir bölge vardır ki, buranın tahribi, daimi uykusuzluğa sebeb olur. Fakat bu merkezin de uyku işini nasıl idare ettiği yine meçhuldür. (Hormon) ların (Hipotalamus) ile yakın irtibatı, kezalik tahlil ve tesbit edilememişdir.

Şimdi bu teşrihi bilgileri biraz daha derinleştirelim: En son araştırmalara göre beyin hücresinin kısa dalga mevcelerine benzer, elektrik tarzında intişarlar yapdığı, ilmen kat’idir. Bu mevceleri (elektroansefalografi) ile tesbit edip filmlerini alabiliyoruz. Bu filmler bazı beyin hastalıkları teşhisinde kullanılıyor Bir çok âlimler bu dalgalarla (telepati) hâdisesini izaha çalışmışlardır. Bunlara göre binbirinden kilometrelerce uzakta iki şahıs, arada hiçbir vasıta bulunmaksızın, bu intişarlar sayesinde anlaşabilirler. Ancak, karşılıklı ruhi inikas diye tarif edebileceğimiz (telepati) hâdisesinde ana rolü oynayan, beyin hücreleri olamaz. Çünkü bir fikir, konuşma merkezi üzerinde, kendi kendisine meydana gelme vaziyetinde değildir. Konuşma merkezi, sadece bir vasıtadan ibaret olmak iktiza eder.

Tıbbın beyin üzerinde İnce ve derin bilgilerine rağmen, şiddetle aciz olduğu iki nokta vardır:

Birincisi, beyinde her noktaya bir vazife yerleştirilmiş olmasına rağmen, bazı hasselerimizin yersiz kalmasıdır. Beyinde münhal yer ol madiğine göre bunların merkezi nerededir?

Beyinde bir merkezi tesbit etmenin metodu şudur: Basta ölünce otopsisi yapılır Beyni açılır, ve boğulmuş noktalar tesbit edilir. Bu arızalı noktalar, ölünün, hastalığında gösterdiği arazlarla karşılaştırılır; ve buna göre hüküm çıkarılır. İspanyol nezlesi dediğimiz (Ansefalitletarjik) den ölenlerin otopsileri yapılmış ve (hipotalamus) daki bir merkezin harap hale geldiği görülmüştür. Hastaların şiddetli uyku bozukluğu göstermelerine bağlı olan bu bölge nihayet uyku merkezi kabul edilmiştir. Keza bir kaza neticesinde beynin arka kısmı ezilirse hasta kör olur. Öyleyse görme merkezide arka beyindedir.

Hayret verici müşahedenin ikincisi, (melankoli), (lobi) ve erken bunama gibi birçok hallerde ölenlerin otopsilerinde hiçbir işarete tesadüf olunamamasıdır. İşte, asıl bu yokluktur ki, gizli varlığın izleri üzerinde tebabete en ince direktifi vermek mevkiindedir Daha nice ruhi ve ahlâki sükûtların hayattı en celî burhanlarına rağmen, mematta, bunların beyin üzerinde bu hangi bir imzasına rast gelemiyoruz. O halde topyekûn ruhi faaliyetler ismini verdiğimiz karakter hasselerimiz beyin hücres ile ilgili olmayan bir noktadan idare ediliyor. Bîçare tebabet de, laboratuarına sokmadığı için, asıl araştırması gereken bu üstün faaliyet merkezinin yerini tâyin edemiyor. Bu yüzdendir ki, tebabet, bu kabil hastalıkları, madde ölçüsüyle suya sabuna dokunmayan (psişiyatri) ye terk eder ve geçip gider. (Psişiyatri) ise, akliye değil, ruh hekimliği demektir. Bizde ise, ismi üzerinde olan bu güzel mefhum bir türlü kendi öz mevzuunu bulamamıştır. Halbuki Batı âleminde bu tarzda hastalar Aklive kadrosunun dışında tutulur ve ayrıca ruh sanatoryumlarında tedavi altına alınırlar. Yani oralarda müstakil tedavi sistemi olarak da «ruh fenomeni» nin kabul edildiği meydandadır. Ruhi tebabet kadrosuna mensup otoritelerin pek azı müstesna, çoğu, ruh hastalıklarını beyinden temamen ayırırlar. Buna rağmen (psişiyatri) ruhun aslı üzerinde hiç bir an durmaz. Yalnız onun tezahürlerini ve hastalıklarını incelemiye memurdur.

(Froyd) ve (Behevyor) noktaları arasında tamamlanan «şuuraltı» vakıam, bu vakıaya bağlı faaliyet mekanizmasını temamen meçhul bırakmakla beraber, ruhî fenomene inanan ekolün elinde en keskin bir silah olarak bulunmaktadır. «Şuuraltı» isimli âlemde biriken duyguların, günün birinde dışarıya doğru bir patlama hâdisesi ile fışkırdığı zaman binbir ruh ve akıl hastalığına mevzu teşkil ettiği, bugün tebabetin başlıca esasıdır. Şu kadar ki, içeriden dışarıya doğru bu ruhi tezahür, sadece mâna sahasında kalmayıp, maddi uzviyet sahasını da istila etmektedir. Bu cihet ruh tababetinin en yüksek hayret noktası diye gösterilebilir. Son kanser nazariyelerinden biri (hormonal), yani bu hastalığı bazı guddelerin fena çalışması esasına bağlamaktadır. Diğer taraftan da (hormon) sisteminin müdürü mevkiindeki (hipofiz) guddesi, her bakımdan sımsıkı beyine bağlıdır. Aynı zamanda (hormon) lar, aşk, heyecan, korku gibi ruhi melekelerle idare olunduklarına göre, kanser tarzında apaçık bir madde tegayyürüne ait bir hâdisenin de, netice itibari ile yakasını ruhi faaliyete teslim ettiği kendi kendisine hâkikata namzetliğini koymaktadır. Nitekim, mağrur ve muhteris şahıslarda kansere istidat zemininin daha kuvvetle açıldığı, tebabeti hayretlere boğan istatistik bir vakıadır. Bu gibi insanların kadrosunda daha fazla kanser tesbit edilmekte; ve şuur altında biriken duyguların beyinde (Hipofiz) i bozduğu söylenmektedir.

Bütün bu müşahede unsurları, insan varlığında en esrarengiz merkezi teşkil eden ruhun, beyin gibi bir madde çerçevesinin çok üstünde ve doğrudan doğruya maddeye hâkim mevkiini, ister istemez, tayin etmektedir.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Büyük Doğu (13 Ocak 1950, Sayı: 14) Dergisinden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!