İbadetlerin Sağlığımıza Verdiği Faydalar

İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem
İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem

BAHİS: 1

İBADETLERİN SAĞLIĞIMIZA VERDİĞİ FAYDALAR:

A —ORUÇ:

Orucun asıl amacı, Allaha ibâdettir. Fakat sabrın güzelliğine erişmek, aç kalanların halini tanımak gibi pek çok faydaları vardır. Bu ibadetin sağlığımız yönünden de pek çok yararları bulunmaktadır.

Bilindiği gibi Sûre-i Bakara’nın (183-187) 4 ayeti, dinimizin temel ibadetlerinden orucu emretmekte ve şartlarını bildirmektedir. Orucun maddî, manevî faydaları sayılmakla bitmez. Nitekim 184. âyetin son cümlesinde «Eğer bilseniz, oruç tutmanız sizin için ne kadar hayırlıdır» buyurulmaktadır.

Dikkat edilirse; âyet-î kerimede, zor şartlarda bile oruç tutmanın hayırlı, dolayısı ile bizler için birçok nimetler getirdiği vurgulanıyor ve bu nimetler ancak gerçekleri anlıyorsanız farkedilir, buyuruluyor.

Yakın yıllara kadar oruç; sindirim açısından bir dinlenmeden ibaret sanılırdı. Tıp ilerledikçe anlaşıldı ki, orucun faydası sadece bu değildir.

Şimdi orucun sağlığımıza neler getirdiğini tıbbî açıdan özetleyelim.

a) Orucun Sindirim Sistemine Etkileri:

Sindirim sistemi, bilindiği gibi, çok kalabalık bir organlar ailesinden kuruludur. Ağız ve çenemizdeki tükrük bezlerinden, dil, ağız, yutak, yemek borusu, mide, 12 parmak bağırsağı, karaciğer, pankreas gibi önemli organlar ve çeşitli bağırsak bölümleri bu sistemin elemanlarıdır. Bu karmaşık organlar topluluğu kompitür bir sistemle otomatik idare edilmektedir. Daha yemeğe başlarken, hatta niyet ederken, tüm bu sistem, kendi görevine uygun biçimde faaliyete geçer. Tabiidir ki, 24 saat devamlı çalışmanın, çoğu kez sinirliliğin ve yanlış beslenmenin etkisi ile bu sistem yıpranır.

İşte oruç, bu sisteme getirilen yılda bir aylık dinlenmedir. Fakat orucun asıl mucizevî hikmeti karaciğer üzerindedir. Zira karaciğerin sindirim sistemi dışında 15 görevi daha vardır. Ömür boyu nöbet tutan bir görevli gibi yıpranır durur.

Bu yüzden, sindirim nedeni ile safra salınması onda diğer görevleri aksatma sorunları yaratır.

Oruçlu iken karaciğer günde 4-6 saat istirahat etmektedir. Yukarıda izah ettiğim sebeplerle oruç dışındaki perhizler yeterli olamaz zira onda bir gramlık bir yiyecek mideye girdi mi, sindirim sisteminin kompitürü harekete geçer ve karaciğer hemen faaliyete başlar. Bu dinlenme senede en az bir ay olmalıdır.

Bazı kimseler her fırsatta kan tahlili yaptırarak kendini emniyette hissetmek isterler. Hâlbuki karaciğer hücresi dile gelse: «Bana yapacağın en büyük yardım, oruçtur» diyecektir.

Orucun karaciğere yardımı bir yandan da kan kimyası yolu iledir. Karaciğerin en güç görevlerinden biri, alman besinlerle yakılan besinleri dengede tutma işidir. Vücuda giren her besini depo etmek ya da kanda yanmasını biçimlendirmek zorundadır. Hâlbuki oruçta, özellikle gündüz besin alınmaması nedeni ile karaciğer bu besin toplama işinde fevkalade rahatlar. Ve de bu rahatlık sırasında vücut için hayatî önemi haiz globülinleri hazırlar; Bu sayede korunma sistemimiz güçlenir.

Orucun, çok hassas birer organ sayılan yutak ve yemek borusu üzerine dinlendirici etkisi de paha biçilmez bir nimettir.

Midemin oruçtan aldığı etkilerin tümü olumludur. Midenin tüm salgıları şartlı salgıdır. Bu sebeple aç kalınca asit birikimi olduğu halde, oruçken asit birikimi olmaz. Zira oruca niyetle birlikte asit salgısı durur. Mide kasları ve salgı hücreleri Ramazan boyunca dinlenmiş olur.

Hasta olmayan bir mide, iftarda gayet güçlü olduğu için hayatında hiç oruç tutmamışların mesnetsiz iddialarının tersine, başarılı bir sindirim yapar.

Oruç, bağırsaklara da hem salgı, hem hareket eden kaslar açısından tam bir dinlenme sağlar bağırsakların iç derileri ardında temel savunma sistemimizin bir parçası olan PEYER plakları vardır. Oruçta bu plaklar tam bir revizyona tabi tutulur. Böylece sindirim yolundan geçen hastalıkların tümüne karşı daha dayanıklı oluruz.

b) Orucun Dolaşım Sistemine Getirdiği Nimetler:

Oruçlu iken gündüz kan hacmi azalır. Bu olay kalbe rahatlık sağlar. Daha önemlisi hücre arasındaki suyun azalması doku basıncının azalmasına neden olur. Halk arasında küçük tansiyon denilen doku basıncı kalb için çok önemlidir. Oruç tutarken küçük tansiyon daima düşüktür ve de kalb rahattır.

Yine günümüz insanı, çeşitli hayat şartlan nedeni ile tansiyon yükselmesinden muzdariptir. Senede bir ay tutulan oruç, özellikle küçük tansiyonu düşürür.

Orucun dolaşım sistemine en önemli etkisi damarlar üzerine olanıdır. Bilindiği gibi damarları yıpratan, eskiten etkenlerin başında besin artıklarının iyi yakılmaması gelmektedir. Hâlbuki oruçken özellikle iftara yakın saatlerde kandaki tüm besinler yakılır ve artık kalmaz. Böylece damarlarda yağ ve benzeri artıklar daralma yapmaz. Yine çağımızın temel sağlık sorunlarından olan damar sertliklerine karşı oruç en büyük Korunma tedbiridir.

Dolaşım sisteminin bir parçası sayılabilen böbrekler oruçta dinlendiğinden çok kıymetli bir organımız da oruçla sağlığa kavuşmuş olur.

c) Orucun Hücrelere Etkisi:

Hücreleri en çok etkileyen olay, hücre içi ve hücre arası su dengesini ayarlamalıdır; Oruçlu iken hücre arası su asgariye (en az’a) ineceğinden hücre fonksiyonlarında ciddi bir rahatlama olur. Yine vürudumuzda devamlı salgı görevi ile yükümlü Epitel hücreleri, oruç sırasında ciddi bir istirahata, dolayısıyle sağlığa kavuşur.

Hücre dilinden bir örnek vermek gerekirse:

Hipofiz, Thyroid, Pankreas salgı bezleri Ramazanı hasretle beklemektedir. Hiç değilse bir ay soluk almaları için.

d) Orucun Sinir Sistemine Etkisi:

İyice bilmelidir ki, oruçlu iken bazılarında görülen huysuzluk ve tiryakiliğin sinir sistemi ile bir ilgisi yoktur. Bu hal nefsden gelen bir tepkidir.

Oruçta asıl sinir sistemi tam bir rahatlama içindedir. Bir ibadeti yerine getirme mutluluğu bizdeki gerginliklerin, huysuzlukların hemen hemen tümünü yok eder. Daha içten bir teslimiyetle kederlerimiz bile kaybolur.

Günümüzün en önemli tıp sorunlarından olan stressler böylece büyük ölçüde kalkar.

Orucun gün boyu bizi cinsel arzulardan uzaklaştırması da sinir sistemi üzerindeki pek çok olumsuz etkileri kaldırır.

Abdest ve orucun müşterek özellikleri ile çok ciddi bir düzene kavuşan beyin dolaşımı sinir sistemindeki sağlığın pek açık bir müjdecisidir.

Daha önce değindiğim gibi; tüm sinir sistemine etkili iç salgı bezlerindeki dinlenme de, orucun bu sisteme sağladığı yararların bir parçasıdır.

Ramazan boyunca ibadet zevki ile huzura kavuşan şuur altı adeta yıkanmış gibi sinir sistemindeki gerginlikleri tümü ile siler.

e) Kan Yapımı ve Orucun Hikmetleri:

Kan kemik iliğinde yapılmaktadır. Vücutta Kan ihtiyacı belirdikçe bir refleks kemik iliğini uyarır. Özellikle zayıf ve kansızlarda ve kent biçimi yaşayışta kemik iliği çok tembeldir. Bu yüzden sarı benizliler gün geçtikçe artmaktadır.

Oruçlu iken kanda besinler en az düzeye düşünce; kemik iliği uyarılır. Bu yüzden, kanlıların tersine, böyle kansızlar oruç tuttuklarında daha kolay kan yaparlar. (Elbette ciddi bir kan hastalığı arızası olanlar, tıbbi kontrollerini hekimlerinin tavsiyesine göre yaparlar).

Oruçlu iken karaciğer dinlenmiş olduğundan kemik iliğinin kan yapmak için ihtiyaç duyduğu maddeleri daha iyi ve sağlıklı hazırlar.

Orucun bu çok yönlü biyolojik etkileri ile zayıf kişiler, oruç tutunca şişmanlar. Aksine şişmanlar da oruç tutunca genel sağlıktaki olumlu etkileri sebebi ile zayıflar.

Şimdi Bakara Sûresinin 184′ncü âyetin son cümlesini bir kez daha hatırlayalım ve Kur’an’ın ilâhi mucizesinin hazzını duyalım.

« Eğer gerçekleri anlıyorsanız (yani gerçek vücud biyolojisini biliyorsanız) her güçlüğe rağmen oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

B — Abdest ve Gusul:

Hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki Abdest almak kadar sağlığa yararlı bir formül bulmak mümkün değildir.

İşte Kur’an mucizelerinden muhteşem bir hayat reçetesi 15 asırdır farkına bile varmadan yaşadığımız, abdest alma nimetini bir gün gelecek, inanmayanlar bile taklid edecekler.

Bütün dünya yıkanma nimetini işte Kur’an’ın bu âyetinden (gusul) henüz öğrenmeye başladı. Kendini uygar sayan tüm toplumlar ancak 70 seneden bu yana yüzünü yıkıyor, banyo yapıyor. Ne var ki, abdestin harika hikmetini son 20 yılın biyolojik bilginlerinden öğrenebiliyoruz.

Önce abdest alınca insan sağlığı neler kazanıyor bunu inceleyelim. Abdestin 3 temel yararı var.

a) Abdestin Dolaşım Sistemine Etkisi:

Dolaşım sistemi iki temel biyolojik ilkeye dayanır. Bunlardan biri, kalbin temiz kanı vücudun her yerine, dokulara daha doğrusu hücrelere ulaştırması görevidir. İkincisi ise, dokulardaki kullanılmış biyolojik açıdan kirlenmiş kanın kalbe ulaşmasıdır. Bu son işlem vücudun en önemli mes’eles’idir. Bu ters dolaşım bozulunca küçük tansiyon dediğimiz basınç artar, yaşlanma hatta ölüme yaklaşma başlar?

Acaba dolaşımın bu iki yönlü işleyişinde en önemli olay nedir?

Bunun cevabı uzun yıllardan beri bilinmektedir: Damarların sağlıklı çalışması.

Damarlar kalpten uzaklaştıkça küçük dallara, ayrılan elastiki borulara benzer; Özellikle incelmiş borular sertleşir, esnekliğini yitirirse kalbe karşı bir zorlama olur.

Hayatın çeşitli yönleri bu damarların sertleşip daralmasına sebep olur. İhtiyarlığa, yıpranmaya temel sayılan bu konu başlı başına bir bilim dalıdır. Kötü beslenme ve asabi tepkiler damarlarda ciddi etkiler yapar.

Acaba ince bir damarda böyle bir olayı izlesek onun yıpranmasını pratik bir yoldan geciktirebilir miyiz?

Damarlarda sertleşme ve daralmalar birden teşekkül etmez. Aksine yavaş yavaş gelişir. Kalpten uzak damarlar beyin, ayak, el damarları daha zor şartlar altındadır. Burada yavaş başlayan sertleşmeler, daralmalar zaman içinde sürer gider.

Günlük hayatımızda bir uygulama vardır ki, damarları genişletip büzerek ona bir anlamda jimnastik yaptırır ve esnek kalmasını sağlar. Bu olay ısı farkı olan sudur. Su sıcaksa daman genişleterek, soğuksa daraltarak, özellikle kalpten uzak damarların esnekliğini, zindeliğini sağlar. Su, bu arada yine ısı farkı nedeniyle dokularda yavaşlamış dolaşımdan ortaya çıkan besin birikimlerini de genel dolaşıma katmış olur. Şimdi bu gerçekler karşısında, âyet-i kerimenin abdest alma formülünde el, ayak ve yüzün yıkanmasındaki tarzı mucize saymamak mümkün mü?

Üstelik ayetin son bölümünde «biz size verdiğimiz nimetleri tamamlamak istiyoruz» beyanının sırrını anlamamak mümkün mü?

Allah dolaşım nimetini vermiştir. Sanki bu âyet-i kerîmede «Abdest alın ki o nimet tamamlansın dolaşımımız tam sağlığa kavuşsun» buyuruluyor.

Küçük yaştan itibaren abdest alan insanın hem damar sertlğine, hem de bu olayın beyin dolaşımına yansıması demek olan bunamaya karşı ne denli koruduğunu görmezlikten gelmek mümkün mü?

b) Abdestin Korunma Sistemine (Lenf Dolaşımına) Etkisi:

Vücudumuzda bildiğimiz kırmızı kan dolaşımı dışında bir de, beyaz kan dolaşımı vardır. Onun damarları kırmızı kan damarlarından on kat daha incedir. Bazı ufak sıyrıklarda ya da yaraların kenarından bu renksiz sıvının çıktığını fark ederiz. İşte bu lenf dolaşımı vücudun her noktasını eksiksiz bir korunma nizamı içinde tutar.

Vücuda giren bir mikrop, bir yabancı cisim, sebebi bilinmeyen kanser hücresi işte bu lenf dolaşımındaki savaşçı hücreler tarafından yok edilir.

Vücutta mikroplu bir hastalığın baş göstermesi, kanser hastalığı hep bu korunma sistemindeki bir aksamadan ortaya çıkar.

Bu sistemin sağlıklı işlerliği kıldan daha ince beyaz kan damarlarının düzgün çalışmasına bağlıdır.

Bu damar sisteminin nasıl genişleyip daraldığı ise henüz açıklığa kavuşmamıştır. Sıcak ve soğuğun bu sistemi etkilediği bilinmektedir. Özellikle üşütünce mikroplu hastalıklara yakalanma; bu damarların büzüşüp savaşçı hücreleri yeterince o bölgeye gönderememesine bağlanmaktadır.

İşte bu sistemin, bu ince damarların sağlıklı görev yapması da, yine abdest almanın genel dolaşımda olduğu gibi jimnastik etkisi ile yakından ilgilidir.

Hastalıklara karşı koymamızı sağlayan koruma sistemi, abdest ile güçlenmekte ve ayetin son cümlesinde vurgulandığı gibi ilahi nimet tamamlanmaktadır. Şöyle ki:

1— Lenf sisteminin düzenli çalışması için bunların uyarılması gerekir.

2— Lenf sisteminin uyarılmasında en önemli merkez, burun arkası (Nazo farta) ve bademciklerdir ki, abdest almada bu iki noktanın yıkanması özellikle şart koşulmuştur.

3— Boyun yanlarının uyarılması lenf sisteminde çok etkilidir. Abdestte bu da mevcuttur. Abdest alınırken boyun da meshedilir.

Abdest’in vücudun korunmasına zindelik vermesi açısından ilahi nimeti nasıl tamamladığını bir örnekle anlatmak istiyorum.

Vücudun en savaşçı hücreleri olan lenfositler, çok uzun biyolojik eğitimlerden geçtikten sonra bu lenf dolaşımı ile vücudun en ücra köşelerine giderek vücudun her noktasını günde on kez dolaşır. Bir mikrop, bir kanser hücresi ile karşılaşınca, derhal onu etkisiz hâle getirirler. Bu bir ilâhî nimet değil midir?

Bazan bir dolaşım arızası olursa ve siz abdest alma alışkanlığı içinde bu arızayı giderirseniz abdest ilahi nimetin tamamlanması olmaz da ne olur,

4 — Vücuttaki statik elektriği dengelemede de abdestin olumlu etkisi vardır. Normalde vücudun tümüne ait statik bir elektrik dengesi vardır ve sağlıklı vücudun temel yapısı bu elektriğin dengeli olması ile yakından ilgilidir.

Gerek havadaki özellikler, gerekse günümüzde sentetik ve plastik eşya kullanımı, bu dengeye olumsuz etkiler yapmaktadır. Ağrılı hastalıklar, sinirlilik ve de yüzün kırışması, bu olayın en yakın tanıdığımız sonuçlardır;

Otomobilden inince veya bir plastik sandalyede oturunca bu elektriği çoğumuz fark etmiş. Şimşekli havalar da buna benzer bir etkiye sahiptir.

Akapunkturla tedavi, hatta fizik tedavi bir yönü ile bu statik elektrik artmasına karşı tedbirlerdir. Günde birkaç kez abdest alarak bu etkiden tamamen sıyrılabiliriz. Statik elektrikten doğan birçok psikosomatik hastalıklar vardır.

Statik elektriğin en olumsuz etkisi deri altındaki minik kaslardır. Statik elektrik bu kasları, gere gere sonunda işlemez hale sokar. Yüzdeki erken kırışmaların sebebi budur. Tabii bu durum tüm vücut için geçerlidir. Ömür boyu abdest alanların nur yüzlü oluşlarının sebebi de budur.

Devamlı abdest alma alışkanlığına sahip olanlar, mutlaka daha sağlıklı deriye, dolayısıyle güzelliğe sahip olurlar.

Güzellik için milyonların harcandığı günümüzde, bu ne büyük nimettir ki, harcananın on katı harcansa abdestin yerini tutmaz!

Acaba abdestte statik elektiriğe ait bir hikmet var mı?

Elbette var. Ayetin teyemmümde ilgili kısmı bu statik elektriğe karşı nimetin tamamlanması gerçeğini vurguluyor. Zira teyemmüm de büyük ölçüde statik elektiriği yok eder.

İşte yine bir Kur an mucizesi. Yüz yıllar boyu teyemmümün hikmeti anlaşılamamış, nasıl olup da yıkanma yerine geçtiği izah edilmemişti!

Ayette açıkça bildirildiği gibi, abdestin temizlik yönü de bir nimettir. Elbette günümüz insanı «ben zaten elimi yüzümü yıkıyorum» diyebilir. Ancak, bu alışkanlığın en uygar uluslarda bile 70 sene mazisi olduğunu unutmayalım. Üstelik hiç bir zaman öğütle temizlik ibadet disiplini gibi sürekli ve geçerli olamaz.

Elbette abdest almanın nimet ve hikmeti bu tıbbî gerçeklerden ibaret değildir. Ancak bizim bu eserdeki amacımız, işin sadece sağlık yönüdür.

C —NAMAZ:

Namaz gerçekden ibadetlerin en yücesi, insanı Allaha en çok yaklaştıranı ve en muhteşemidir.

İnsandaki tüm çirkin davranışlar namaz sayesinde yavaş yavaş erir, yok olur.

Tüm ibadetlerde olduğu gibi namaz da sağlımıza paha biçilmez nimetler getirir. Bunların başında namazın ruh sağlığımıza getirdiği nimetler geldi. Ancak unutmayınız ki ruh sağlığı sağlam olan insanın bedeni de sağlam olur. Ruh sağlığındaki aksaklıklar ise, pek çok bedenî hastalığın sebebidir. Mide ülserinden kalp damarı tıkanmasına ve kansere kadar tüm hastalıklarda ruh sağlığı başta gelen bir etkendir.

Şimdi namazın ruh sağlığına etkisini görelim.

NAMAZ ve RUH SAĞLIĞI:

Bilindiği gibi dinimizin temel ibâdeti namazdır.

Namaz kulun Allah’a hamd ve niyazıdır. İnsanın Allah’a giden kutsal bir yolculuğudur.

Namaz, Fatiha sırrı içinde sonsuz âlemi seyretme nimetidir.

Bundan dolayı namazın hikmetlerini hiç bir bilim sayıp, çözmeye muktedir değildir. Hele namazı bir beden hareketi görmek, koskoca kâinatı soluduğu hava sanmak kadar gülünçtür.

Biz bu konuda namazın en dış yüzünden bir pencere açarak, ruh sağlığı üzerindeki mucizevî hikmetini dile getirmeye çalışacağız.

Ancak, namazın hikmetlerinin ruh sağlığından ibaret olduğu sanılmamalıdır. Ruh sağlığı, namaza ait binbir sırrın sadece bir tanesidir.

Bu konuda önce Kur’an-ı Kerîm’den iki âyet-i kerîmenin meali erine bakalım:

«Namazlarını huşu içinde kılan mü’minler, mutlaka felaha (kurtuluşa) ermişlerdir.» (Mü’mi-nûn Sûresi, Ayet: 1-2)

«Kitaptan sana vahyedileni oku. Namazı kıl. Gerçek şudur ki, namaz her türlü aşırılıktan, hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak, elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.» (Ankebût Sûresi, Ayet: 45)

Bilindiği gibi Kur’an’da namazla ilgili pek çok ayet vardır. Ruh sağlığı açısından açıklama getireceğimiz için bu ayeti örnek alıyoruz.

Ayetlerin açıklamasına geçmeden önce, önemli bir konuya değinmek istiyorum. Batı bilim çevrelerinde psikoloji (ruhbilim) ismi ile geçen bilim şubesinin gerçekte uğraş alanı ruh değildir, davranışlarımızı inceleyen bu bilim dalı İslâm ilimleri açısından «nefs»i tanımlamaya çalışmaktadır.

Bizim ruh sağlığı olarak nitelediğimiz konu, biraz daha farklıdır. Yine batı bilimleri arasında arasında var-olan psikiyatri yani, davranışlarımızla ilgili hastalıkları inceleyen bilim dalı ve bu bilim dalının bir şubesi olan ruh sağlığı, ağırlığının nefs’ten almakla beraber bütünümüzün tepkilerini konu etmektedir.

Kişilik yapımızın tümü, nefs ağırlıklı, beden ruh ve kalp yanımızla karışmış bir netice formudur. Bilmemiz gereken nokta, ruh sağlığı tanımından alışageldiğimiz ruh kavramını değil, nefs ağırlıklı kişiliğimizi kastettiğimiz gerçeğidir.

Her iki ayetten namaz konusunda bize verilen mesaj şu noktalarda toplanır.

1— Namaz kılan felaha erer.

2— Namaz kılan, kötülüklerden, aşırılıklardan ve hayâsızlıktan korunur, uzaklaşır.

Şimdi, insanların ruh sağlığı açısından yeryüzündeki genel görünümlerine bir göz atalım.

Çağımızda bütün insanlar ateist ve materyalist düşüncelerin etkisinde, ekonomik baskılarla hayat makinasının çarkına düşmüş büyük çoğunluğu da ruh sağlıklarını yitirmişlerdir. Sonuç olarak, insanların mutsuzluğu olağan hale gelmiştir. Bunun neticesi olarak tüm insanlar aşağıdaki çıkmazlardan birine düşmüş, acı çekmektedir.

a) Psikosomat’ik dediğimiz ruhî sıkıntıların bedene yansımasından meydana gelen hastalıkların ızdırabını çekmektedir.

Üzüntülerin hormon sisteminde yaptığı tahribat; mide ülseri, kalp damarı hastalıkları, çeşitli sindirim sistemi hastalıkları meydana getirmektedir. Hatta çağımızın hastalığı sayılan kanserde bile streslerin, ruhî sıkıntıların etkisi inkâr edilemiyecek kadar açıktır. Şu halde, sırf ruh sağlığı bozuk olduğu için, insanların yarısından fazlası bedeni hastalıkların da pençesinde kıvranmaktandır.

b) Yine insanların beşte biri ruh sağlığı bozukluğu dolayısıyle alkolizm ve beyaz zehirin pençesine düşmüştür.

c) Gelişmiş ülkelerde ruhî bunalımlar olağan hale gelmiş, herkes çantasında uyuşturucu zehirlerin daha masumu sayılan saadet hapları taşır hale gelmiştir.

d) Yine batıda yapılan istatistikler, yenî nesillerin yüzde otuza varan bir nisbette ruhî dengenin sınırında olduğunu, en ufak bir olay karşısında ruh hastası olduğunu göstermektedir.

Baskı ve zulüm altında yaşayan Doğudaki toplumlar ile açlık sıkıntısı içinde kıvranan geri kalmış toplumların durumu ise, büsbütün, yürekler acısıdır. Sure-î Asr’da bildirildiği gibi, «Bütün insanlar hüsrandadır.» (Asr Sûresi, Ayet: 1-2)

Gerek Bakara Sûresinin 5. nci ayetinde bildirilen «Onlar felaha ermiştir» hükmü, gerekse, ezanda; namaza çağrılırken felaha çağrılması, işte çağımızda akılları durduran bir Kur’an mucizesidir.

Evet Kur’an, ızdırap çeken insanlığı âdeta;

«Ey insanlar, hüsran içindesiniz. Perişansınız. Felaha mutluluğa ve ruhsal diriliğe kavuşmak istiyorsanız namaza gelin.» diye kurtuluşa çağırıyor.

Namazın bize nasıl bir felah lütfettiğini gözden geçirelim.

Allah’ın huzuruna duruyoruz ve tüm gailelerden, dünya telâşından sıyrıldığımıza, sıyrılacağımıza dâir Allah’a söz veriyor, iftihat tekbiri ile namaza duruyoruz. Hiç değilse, on dakika için dünyanın dertlerini, telâşını elimizin ardına atıyoruz. Sonra, Allah’ın yüceliğini tesbih demek olan «Subhaneke»yi okuyor ve Fâtiha’ya geçiyoruz.

Fatiha, insanın iç dünyasındaki telâş ve yanlışlıkları yıkıp, yeni bir dünya kuran harika bir ilaçtır. Bu yüzden Fâtiha’ya sûre-i şifâ da denilmiştir.

Bir insan ne denli çıkmazda olursa olsun, bu sûre onu çıkmaz sokaklardan alıp sıratı müstakime, gerçeklerin ve güzelliklerin yoluna koymaya muktedirdir.

Namazda yapılan duaların temeli Fatiha olduğundan, Fâtiha’yı kısaca açıklayalım.

1— Hamd Âlemlerin Rabbı Allahadır. (Allah’a mahsusdur)

2— O, Rahman ve Rahimdir.

3— O, Din gününün sahibidir.

4— Allahım, yalnız sana kulluk eder. Yalnız senden istiane (Yardım) dileriz.

5— Bizi sıratı müstakime hidayet eyle.

6— O yol ki, kendilerine nimet verdiklerinin yoludur.

7— Sapmışların ve nasipsizlerin (yolu) değil.

Bu harika reçeteyi günde kırk rekât namazda kırk kez okuyan hem de huzuru ilahide okuyan insanda, düşünce ve gönül hastalığı kalır mı?

Fatiha her ayeti ile insan yapısına bir sihirli gerçek aşılamakta ve yapımızdaki tüm yanlışları silmektedir.

Bunları kısaca gözlersek, konuyu katiyyen mübalağa etmediğimizi göreceksiniz.

1— Hamd Âlemlerin Rabbı olan Allaha’dır.

Fatiha ilk cümlesi ile.

«Ey insanoğlu: Âlemlerin sonsuz düzenini kuran onu her an kontrol altında tutan (Rab sıfatı) Allah’a hamd et. Hiç bir etkiden yılma ve Korkma çünkü, hamd ettiğin o Allah;

2— Rahman ve Rahimdir:

Yani, hem tüm mahlûkata merhamet ve sevgisi ile hayat vermiştir. (Rahman) Hem de hamd eden, inanan insana ayrıca, bir rahmet, sevgi ve afv ile muamele eder (Rahim) ve unutmayın ki âlemlerin temel yasası, sevgi ve merhamettir.

Gerçekten de gezegenler mahreklerinde (yörüngelerinde) dönerek hamd eder. Sevgi ile (cazibe) ayakta duran atom ve çekirdeği de böyledir. Sevgi ve hamdini yitiren, yok olur. Rahman sıfatından Rahim sıfatından cereyan almadıkça hayat yoktur.

3— O Din Günü’nün, mahşerin mâlikidir. Bir gün hesap vereceğinizi unutmayın. Onun için,

4— Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz. İşte bu ayet,  insanı dünya hayatında düştüğü tüm çıkmazlardan kurtaracak güçtedir.

Paraya, mevkiye, çeşitli çıkarlara kulluk etmeyen kişi, kesinlikle tüm yanlışlıklardan, çıkmazlardan kurtulur.

Yalnız Allah’tan yardım bekleyen kişi, bir işi olmayınca ümitsizliğe düşmez, kendini yiyip bitirmez. Zorlukla karşılaşınca tüm gücü ile gayret eder ve sonucu Allah’a bırakır.

Fâtiha’nın dördüncü ayetini okuyan tüm streslerden, bunalımlardan kurtulur. Bu ayeti günde kırk kez okuyan, hele ömür boyu bu ritmi sürdüren yani, namazı aksaksız kılan kişi, elbette kurtuluşa erenlerden olur. Tüm aşırılıklardan, .kötülüklerden kurtulur.

İnsanların, ekonomik çıkmaz diye kendilerini mazur gösterdikleri ihtirasları, aslında paraya kulluk yapmaktan doğan bir yanılgıdır.

5— Yarabbi ben gerçeği ve doğruyu (Sıratı Müstakimi) bulamam, sen bizi doğru yola hidayet eyle. Bir nimet olarak bize gerçeği göster. Bu­nalım ve çıkmazlarda bırakma bizi. Böylece Allah huzurunda günde 5 vakit kırk kez tüm telaşlardan arınma… Namazın rüku’undaki secdesindeki hikmetler konumuzun ötesinde.

Namaza topluca bakınca, tüm hayatımıza getirdiği devamlı disiplin, ahlâk ve hatalardan kaçınma zorunluluğunu, Abdest gibi daimî maddî manevî zindelik veren alışkanlığını da birlikte mütalaa etmeliyiz.

Felahın, mutluluğun nasıl değişmez şekilde hayatımıza girdiğini göreceksiniz. Namaz, insanın iç dünyasına, vurulan ilâhî bir damgadır ve ilk nimetini ruh sağlığında hemen görürüz. Felahi, mutluluğu bu noktada hissetmemek için kör olmak gerek. Eğer, bazı kimselerde bu etki görünmüyorsa onun namazı ihlâssız bir gösteriş olmasındandır.

Namazın insanın fizik yapısına da felah verdiği muhakkaktır. Çünkü «Allah, onlar felah bulmuşlardır». (Bakara Sûresi, Ayet: 5) buyurduğuna göre bu felah her cihettendir. Nasıl ki namaz kılanın tüm eklemleri selamet bulursa, hem ruh, hem de beden sağlığı böylece selamet bulmuş demektir. Bugün maddeciler bile, eklemlerin felah bulması için namazdan daha faydalı bir yol olamaz diyorlar. Yazık ki, perdeyi aralayıp, 14 asır önce verilen bu ilahî nimetin mâna dünyamıza sağladığı felahı görüp, iman edemezler, zira iman bir nasib, ilahî bir hidayet meselesidir. Merkezi de akıl değil kalbdir Günde beş vakit namaz kılanlar için eklemlerde hastalık, özellikle kireçlenme ve benzeri hastalıkların olması söz konusu değildir. Dikkat ederseniz namaz kılanın eklemleri mutlaka hareket halindedir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem (Ankara, 1985) kitabından alınmıştır.