Dr. Haluk Nurbaki

Huzur Eczanesi

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Hayatta karşılaştığımız bütün olaylara karşı belli bir tevekküle sahip değilsek, dayanılmaz bir gelecek korkusuna kapılırız. Bu duygu bizde panik doğurur ki, bunalımların gizli sebebi bu paniktir.

Huzur Eczanesi

Huzur Eczanesi

Sevgili okuyucularım, bu yazımızda, Kur’an mucizelerinin en muhteşemlerinden birini daha gözler önüne sereceğiz.

Asr sûresinin mânâsından anlıyoruz ki: iman etmeyen, güzel davranmayan, hak ve sabır meziyetlerini taşımayan herkes hüsrandadır. Yâni çıkmaza girmiş, yıkılmış ve perişan olmuştur.

Bu muhteşem Kur’an hükmünü açıklamadan önce, NEFS bilgilerini açıklamaya çalışan psikoloji ve tıbbî psikolojinin çok önemli tespitlerini özetlemek istiyorum.

İnsanların davranışlarına ve moral yapılarına tesir eden faktör. Freud’un saçma sapan teorisi yüzünden uzun yıllar cinsî arzular olarak kabul edildi. Son 25 yıldır insanlarda en tesirli duygunun korku olduğu tartışmasız kabul ediliyor. Korku, insan yapısında o kadar önemlidir ki, biyolojik birçok düzensizlikler, kesinlikle korku ve buna bağlı evhamdan doğmaktadır.

Bunun en iyi örneğinin doğum olayında görmek mümkündür. Şehirli kadınların kırsal bölgelerde yaşayanlara nazaran daha zor doğum yaptıklarının ve doğum sırasında çeşitli problemlerle karşılaştıklarını herkes bilir. Tıp, eski yıllarda bu olayı, şehir dışında yaşayan kadınlarının daha idmanlı olduğuna bağlıyordu.

Son on yılda doğum olayının çift yönlü (anne ve çocuk) bir kompitür düzeniyle yürüdüğü tesbit edildi. Doğumda anne ve çocuk, tıpta uçakların otomatik inişe geçmesi gibi, bir kompitür merkez tarafından yönetilir. Bu sistemi bozan en önemli yanlışlık, korku duygusudur.

Şehirli kadınlar, diğer bölgelerde yaşayan kadınlara nazaran daha cesaretsiz olduklarından zor doğum yapar ve doğum sırasında pek çok problem çıkarırlar.

İnsanın günlük hayatında bu örnek ibret vericidir. Hayatta karşılaştığımız bütün olaylara karşı belli bir tevekküle sahip değilsek, dayanılmaz bir gelecek korkusuna kapılırız. Bu duygu bizde panik doğurur ki, bunalımların gizli sebebi bu paniktir.

İnançsız insan için iki büyük korku vardır: Biri ölüp yok olma korkusu, diğeri de gelecek endişesi.

İşte bu iki korku olayı, bütün insanları sarar ve dayanılmaz ateşlerin pençesine atar. Çeşitli ruhî bunalımlara ve maddî hastalıklara (mide ülseri, kalp damarı spazmları, felçler hatta kanser…) sebep olur.

Ölüm ve gelecek korkusunun perişan ettiği insan ne yapar? Ya alkolün ve beyaz zehrin pençesine düşer, ya sonu gelmez bir vahşete teslim olur ya da cinnet perdelerinde yarı deli halde dolaşır durur.

Korku duygusunun tersi, güven duygusudur. Bu duygu mutlaka inanca bağlı olarak gelişir. İnanmayan insan, sahte güven duygularının peşinde koşar. Meselâ servet peşinde giderek korkudan kurtulmak ister. Şuur altında hiç bir şeye güvenilmeyeceği yazılı olduğundan daima hüsrandadır.

Güvenden mahrum insanın alkole, beyaz zehire, cinnete ve vahşete koşması, sonucu değiştirmemekte ve onun perişaniyetini giderememektedir.

İslâm’da alkollü içkilerin yasaklanmasındaki temel sebep bu noktaya dayanır. İnanan ve Allah’a güvenen insanın alkolde teselli araması abestir. İnanmayan insan ise, hüsran ateşini serinletmek veya söndürmek için alkole sarılır.

İnsan yapısına tesir eden ikinci önemli duygu, kin ve nefrettir. Bu duygu, ihtiras duyguları hâlinde insana yansıdığında, hüsran ateşi âdeta körüklenir. Kin ve ihtirasın sebebi, güzel davranma (sâlih ameller) nimetine kavuşamamaktır. Asr sûresinin üçüncü âyetinde “İnsanlar ve güzel davrananlar hüsranda değildir.” ifadesindeki mûcizevi hikmet, bu gerçeğe 15 asır önce ışık tutmuştur.

Son yılların en büyük ilmî tesbitlerinden biri, insan vücudundaki hissî tesirleri kompitürüze eden sistemdir. 30 yıldır beynin alt bölümündeki Hypotalamus bölgenin bitki sinir sistemleri ile olan alâkası biliniyordu. Ancak duygularını, insanın maddî ve ruhî yapısına nasıl yansıdığı, ayrıntıları ile ortaya koyamamıştı.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, streslerin yani ruhî baskıların bedene yansıma mekanizmasını açıklığa kavuşturdu. Bu ilmi tesbit kısaca şudur:

İnsanın moral ve bedeni yapısını, büyük bir ölçüde hormon sistemi tanzim eder. Damarların açılmasından tutunuz iştaha kadar bir çok hayâti faaliyet, hormon sisteminin kontrolü altındadır. Hormon sistemi derinin tazeliği ve zindeliğinden savunma sistemine kadar birçok olayları düzenleyen çok sayıdaki iç salgı bezlerinden kuruludur. Bu salgı bezlerini, beynin alt yüzüne yapışık bulunan hipofiz salgı bezi, merkezi otoritesiyle yürütür. Bu salgı bezinin sap kısmı, beyinden gelen damarlarla birlikte özel bir zarla sarılıdır. Beyin zarı dediğimiz meneks zarının bir uzantısı olan ve hipofizi kavrayan bu zar, açılıp kapanma kabiliyetine sahiptir. Hipofiz sapındaki bu zar büzülürse, damarları daraltır. Ve hipofiz salgı bezinin salgıları, vücuda daha az giderek hormon faaliyetleri zaafa uğrar. Heyecanla gelen iktidarsızlık, bunun en iyi örneğidir. Bu zar genişler ve hormonlar daha bol akar. Bunun en iyi örneği de, moral yüksekliği ve hastalıkların iyileşmesidir. Hipofiz güçlü salgı verdikçe; timüs savunma salgısı artar ve vücudun direnci kuvvetlenir.

Yapılan araştırmalar; kin, nefret, ihtiras ve korku gibi duyguların Hypotalamustaki bu merkez aracılığı ile hormon sistemini kıstığını, güven ve sevgi duygularının bu merkez aracılığı ile hormon sistemlerini daha berrak ve hızlı çalıştırdığını ortaya koymuştur.

Bu ilmî tesbitin arkasında yatan müthiş gerçeği fark ettiniz mi?

Evet, Allah insan vücudunun çalışmasındaki muhteşem mekanizmayı iman ve güzel davranışlar kanununa göre ayarlamıştır. Bunun daha açık tarifi ise, insan biyolojisinin baştan sona harika bir kompitür sistemi olduğu ve bu sistemin programındaki temel kanunun, iman ve ahlâka göre ayarlandığıdır.

İnançsızlıktan doğan korku ve ona bağlı kin ve ihtiraslarla dolu insan, kendi hayat sistemini adeta tersine akıtmaya çalışmaktadır.

İşte sûre-i asrın ikinci âyeti, bizce bu gerçeği haber vermektedir.

Yüce Yaratıcı: “Ey insanoğlu! Ben sizi iman etmeniz ve ahlâklı olmanız için programladım, aksine davranırsanız hüsrandasınız..” buyuruyor.

Cenab-ı Hak Hypotalamusa, oradan hipofiz sapına ve oradaki zar biçimi devrelere kadar bütün hormon sistemini öyle mükemmel bir şekilde kompitürüze etmiştir ki…

Sevgi dolu yüce Rabbimize güven dolu duygularla yaşarsak, bu devre sağlıklı çalışır. Damarlar genişler, organlar ve dokular iyi beslenir. Korunma sistemi tam randımanla yürür.

Eğer korkular, endişeler, kin ve ihtiraslar içinde iseniz vay hâlinize! Hüsrandasınız!

Ne alkol, ne beyaz zehir, ne vahşi ihtiraslar, ne de cinnet çıkmaz sokaktan sizi geri çeviremez.

İnsan biyolojisi, inkâr bunalımlarına kırmızı kart gösteriyor. Âyetlerinin güzelliğine doyum olmayan yüce Kur’an, bu sırrı 15 asır önce akıllara durgunluk veren bir mesajla dile getiriyor:

İmansızlık hüsrandır, çıkmaz sokaktır.

İman’a ahlâka (sâlih ameller), hak ve sabra dönünüz!..

Yine aynı sûrenin mûcize reçetesine bakınız.

Ey insanoğlu, hüsranda isen ve çıkmaz sokakta kıvranıyorsan, bunun ilâcı: İman, ahlâk ve hak üzre sabırdır. Yâni bir ölçüde tevekkül.

Ah, eczanelerde tevekkül satılabilse de, insanlar kuyruğa girip kapışsalar! Ancak şurası iyi bilinmelidir ki, bu reçete, yalnız İslâm eczanesinde yapılmakta ve huzur veren ilaçlar, yine yalnız o eczanede bulunmaktadır.

Çıkmaz sokakta hüsran ateşi ile yaptığını sezen herkes, er geç bu eczaneye koşacaktır.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 13 Nisan 1995 tarihli Beklenen Vakit Gazetesi’nden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir