Hıyanet Şebekesi

Hıyanet Şebekesi
Hıyanet Şebekesi

Yıllarca Türkiye üzerinde oynanan mizansenin markası aynıdır. Ateistler ve marksistler, özgürlükçü aydın maskesiyle sokaklarda dolaşır, medyada akıl verir, ardından daima sol terör hırçınlaşır.

Dikkat ederseniz, günlerdir masum bir kılık altında sokaklarda marksist çığırtkanlar nümayiş yaparak, polisi zorluyor ve olay çıkarmaya çalışıyor.

Aynı günün gecelerinde PKK’lı teröristler, özellikle İstanbul’u hedef seçip nerede ise isyana varan eylemler yapıyorlar.

Bunların hepsi de en sonunda Türk bayrağını indirip Apo şakisinin resmini asacak kadar kayıtsız gösterilere sahne oluyor.

Bizim Batı’ya karşı akıl almaz kölelik düşüncelerimiz ise bu alçak davranıştan sineye çekmemize yol açıyor.

Zaten Batı’ya karşı davranışlarımızı bir türlü haysiyet mihrakına oturtamadık.

Fuhuş yapmış bir kadının kocasının bunu duymasından korkarak şantaj parası ödemesi gibi, Batı’ya o kadar zebun olduk ki; bütün milletin yüreğini rencide eden birçok vak’ada hainlere devletin demir yumruğunu indirmekten adeta korkuyoruz.

Halbuki bu milletin büyük çoğunluğu, yüreğinde çok derin ısdırap çekiyor. Buna ne kadar tahammül edecektir bilinmez. Hele marksistlerin özgürlük oyunları ile milli değerlerin tahrip edilmesi tahammül edilir hadise değildir.

Batı yalakalığımız o noktaya geldi ki, nerede ise Batı’ya, “Afedersiniz, Refah’ı iktidara getirmek zorundayız, sizden özür dileriz” diyecek kadar adileştik.

Beyler kendimize gelelim. Batı teknolojisi, hatta Batı kültürünün olumlu yanlarıyla geçinmek ayrı şeydir, Batı’ya karşı pasif bir homonun erkeğine duyduğu zebunluğu duymak ayrı bir şeydir.

Şimdi çok merak ediyorum. Bir kongrede Apo’nun resmini asanları cezalandırmak için Batı’dan izin mi alacağız?

Eğer ihanet şebekelerinin tasallutlarına karşı aptalca suskunluğumuz devam ederse, milli bünyemizde, özellikle imanlı gençliğin yüreğinde öyle bir güç oluşur ki, ne Batı dünyası, ne Doğu dünyası bu büyük iradenin karşısında kaçacak delik arar.

Milletimizin Osmanlı kültüründen devraldığı aşırı nezaketin özünde korkunun hiç izi yoktur.

Tam aksine, Allah’ın çok hoşlandığı nezaketi Muhammediyye’nin hikmeti vardır. Ne çare ki, içte ve dışta milli düşmanlarımız bunu bir türlü fark edememişler.

Hep üstümüze gelmişlerdir. Yoksa milletin manevi gücü o bayrağı indirenleri süründüre süründüre tekrar astıracak dirayettedir.

Yıllardır çeşitli hilelerle gezdirilen, hatta yıldırılma noktasına getirilen milletimiz, yeniden atalarının sağlığına kavuşmuş, gücünü bulmuştur.

Şu anda yaptığı en önemli tepki, oylarıyla yaptığı tercihtir. Ancak büyük çoğunluğumu­zun bu dirayeti kazan­masına rağmen, hâlâ Marksist, ateistler ya da onların döküntüleri politika sahnesinde çürümüş varlıklarını sürdürmeye devam ettirmektendir.

Bendenizin, milletimize ve gençliğimize çok önemli bir ricam olacak:

Bundan sonraki ilk seçimde, solculuk sloganı altında gizlenmiş marksist artıklarını mutlaka oylarıyla politika sahnesinden silmelidirler. Çünkü marksist ateistler, korku filmlerindeki canavarlara benzerler, yıkılıp gitseler dahi arta kalan bir parmaklan yeniden dirilip milleti fesada verir.

Aksi takdirde bayrağı indirecekler susacak kadar acze düşmek zorunda kalır ki, bu milli bir ölümdür. Onun için ilk seçimlerde milli irade şeklinde gözüken, aslında ilahi irade olan büyük kader tecelli edecek.

Milleti, manen ölmesini bekleyenleri bir kat daha zelil ederek yeniden dirilecektir.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 27 Haziran 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.