Dr. Haluk Nurbaki

Gıda ve Seciye

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Beslenme metotları milletlerin hayatlarında da mühim tesirler ifade etimiştir. Bir milletin yıllarca devam eden yükselip çalışmalarında, diğer siyasi ve sosyal amillerin yanında beslenme tarzı da şüphesiz büyük rol oynamıştır.

Gıda ve Seciye

Gıda ve Seciye

Gıda çeşitleri ve beslenme usulleriyle, şahısların, hatta milletlerin seciye ve hüviyetleri arasında münasebet bulunduğu iddia edilir. Fransız filozoflarında (Savorin) “Lezzetin Felsefesi” isimli bir kitabında bu bahsi adamakıllı incelemiş ve şöyle demiştir.

“Bana ne yediğini söyle, senin ne olduğunu haber vereyim!”

1825 tarihine tesadüf eden bu eserden beri birçok âlim bu bahiste tetkikler vücuda getirmişlerdir.

İlk insanlar, muhitlerindeki iklim şartlarına uygun olarak yetişen gıda maddelerini yemeğe mecbur olarak, kendi ırklarına ve topluluklarına has bir seciyeye malik olmuşlardır. Nebati gıdalarla beslenmeğe mecbur olanlar, halim, selim, sakin ve hareketsiz olmuşlar; et ve benzerleri maddelerle beslenenler ise acar, atik, yırtıcı ve atılgan bir vasıf kazanmışlardır.

Fevkalade ehemmiyetli meselelerden biri de, siyaset, sanat, ilim ve fen sahasındaki “önder” vasıflı insanların enerjisindeki sırlardır. Böyle olanların kütleleri sevk ve idare etmekteki hudutsuz kuvvetleri tamamıyla ruhi ve batıni bir hadise olmakla beraber, acaba hangi dış müessirlere dayanır? Bu nokta da, ilmin gözünde meçhul kalmıştır.

Bunların iç ifraz bezleri umumiyetle tabii ve “tabii” nin üstünde bir çalışma arz eder. Bu gibilerinin kan kimyalarının en ince noktalara kadar tetkik edilmesi, esasi metabolizmalarının ölçülmesi, gıda maddelerine karşı aksülamellerinin aranması, beslenme tarzlarının derinden derine tetkik ve mütalaa edilmesi, herhangi bir hadisede vücut ve ruhları üzerindeki (biyoşimik) tesirlerin çerçevelenmesi, elbette ki, “gıda ve seciye” davasının ipuçlarını ihtiva etmek bakımından mühimdir.

Fakat şüphesizdir ki, insan yapısının harikulade giriftliği, bazı sırların laboratuar gözüyle çözülebilmesinden ve bazı maddi zaruretlerine ircaından münezzehtir.

“Kendini bilen Allah’ını bilir!” mealindeki mukaddes ölçü, işte, Allah’ın hudutsuz sun’undan bütün bir tecelli aynası olan insan muammasının en güzel ifadesidir.

Vücudunun bütün ruhi ve fizyolojik vazifeleri, bir takım mayaların tesiriyle vukua gelir.Bu mayaların terkibinde proteinlerin paçalanma mahsulü olan amin asitlerle, vitaminler, fosfor, manganez, bakır ve kobalt gibi bazen vücutta pek az bulunan maddeler de mevcuttur. Acaba bu nadir madenler bazı insanlarda diğerlerinden fazla mı bulunuyor? Veya bunların vücut hücrelerine sindirilmesi, bazılarında daha mükemmel mi oluyor? Üstün bir insanla vasati bir insanın vücutlarındaki maden emlahının ve dolayısiyle dokularda su tutma kabiliyetinin farkları nedir? Ve bu madenlerin husule getirdikleri elektrik ceryanlarının vasıfları nasıldır?

Keza sinir sisteminin ve bilhassa dimağ hücrelerinin çalışmasi için lüzumlu değerli maddeler ve B vitamini bu yüksek kabiliyetli insanların vücutlarına ne taraftan girip çıkıyor? Deha ile ilgili albüminli maddelerin asit amineleri bu insanlarda ne akibete uğruyor? Eğer bu cihetler tetkik edilecek olursa, sosyal hayattaki pratik tatbikatı bakımdan büyük akisler uyandıracak, kıymetli bir kolleksiyon vücut bulacaktır.Şimdiye kadar kendi sahalarında en yüksek mevkie çıkanların beslenme tarzlarına ve gıda madelerinin bunların vücutlarında düçar oldukları akibete ait sümullü bir etüd yapılmış değildir. Elimizde üstün adamların bir çoklarının fotoğrafları vardır. Bu resimler, iç ifraz guddelerinin bazı çalışma tiplerini, bu çalışmaların sebep oldukları metabolizma örneklerini ve şahısların hususiyetlerini az çok meydana çıkarır. Keza bu insanların hususi hayatları da az çok tesbit edilmiştir.

Nasıl beslendikleri ve en çok ne yedikleri veya neden nefret ettikleri, ne yaptıkları, ne keşfettikleri, az çok malumdur.

Mesela: Birinci Dünya Harbinden evvel Alman İmparatorluğunu kuran Bismark, hayatının sonuna kadar bir obur olarak yaşamıştır. İngiltere’yi ziyareti esnasında ve gençliğinde yazdığı bir mektupta İngiltere’den memnunlukla şu tarzdan bahsetmektedir: “Burası çok yemek yiyenlerin memleketi!… Tasavvurun üstünde büyük parçalar halinde gelen yemekten istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Ve hesabınızda fazlalık olmaz!” Bismark, hayatının sonuna kadar yemeğe çok düşkün olarak yaşamıştır.

Bir misal olarak bir oturuşta, büyük bir balık, dana rostosu, üç tane martı yumurtası ve havyarla beraber çok miktarda bira ve şarap içmiş; başka bir defa da, çorba, yılan balığı, söğüş, balık, istakoz, domatesli domuz eti ve çok miktarda puding yemiştir.

68 yaşında 120 kilo gelen Bismark’ın hayatını ve Avrupa medeniyetini tetkik edenler bu Başvekilin, Birinci Dünya Harbini hazırlayan “kan ve demir” siyasetini, haşin ve zalim ahlakını beslenme tarzı ile son derece ilgili görmüşlerdir.Buna mukabil Bismark’ın muasırı olan İngiliz (Gladstone) ile aralarındaki fark, çok dikkate layıktır. Mutedil ve perhizkar bir zat olan (Gladstone), her lokmayı yutmadan evvel otuz iki defa çiğnemekle meşhurdur. Mümkün olduğu kadar et yememeği ve acıkmadan yememeği hayatı müddetince tavsiye etmiştir. Şu halde acaba, oburluk ile hodbinlik, zulüm ve emperyalizma, keza perhizkarlıkla itidal, liberalizma arasında ilgi yok mudur? Asrımızın büyükleri arasında yalnız (Mahatma Gandi) kendisini diyet bakımından bir etüde koymuştur. Kendi üzerindeki şahsi tecrübeleriyle midesine girenleri kontrol etmek suretiyle, beynine girenleri tanzim etmek lüzumuna kani ve daha (spritüel) olabilmek için gıdasını keçi sütü, hurma vesaire gibi birkaç maddeye inhisar ettirmiştir. Şimdiye kadar tarih ve coğrafya yazanlar, eserlerine mevzuu olan şahısların beslenme adetlerini mufassalan tetkik etmeyi ihmal etmişlerdir.

Beslenme metotları milletlerin hayatlarında da mühim tesirler ifade etimiştir. Bir milletin yıllarca devam eden yükselip çalışmalarında, diğer siyasi ve sosyal amillerin yanında beslenme tarzı da şüphesiz büyük rol oynamıştır. 16 ncı asırda İngiltere’de yaratıcı muhayyilenin garip bir şekilde yükselmesine acaba şarktan, garptan ithal edilen yeni gıda maddelerinin tesiri olmamış mıdır?

Evvelce Kraliçe (Elizabet) in sofrasında bir (lüks) olarak bulunan ve en kuvvetli bir kalori menbaı olan adi şekerin ucuzlamasıyle, halk tarafından bol bol faydalanılmasının, Avrupa ve Amerika’nın dinamik enerjisinin yükselmesine yardımı olmamış mıdır? Nesillerce tabii gıdalarla beslenmiş bir milletin bu tabiilikten ayrılarak, (rafine) ve (konserve) gıdalar kullanmaya başlaması ve bu suretle mühim gıda elemanlarını harap etmesi o milletin sağlığına tesir ederek umumi bir tereddi husule getiremez mi? Kavuştukları hudutsuz refah neticesi halkının bilhassa muayyen yaştan sonra fazla şişmanlamaya yüz tuttuğunu farkeden Amerikalılar, istikballerinden endişeye düşerek tedbir aramaya başlamışlardır.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Büyük Doğu (25 Mayıs 1951, Sayı: 57) Dergisinden alınmıştır.

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!