Fizik İnkâr Edilmeden Allah’ı İnkâr Etmek Mümkün Değildir!

Yüce Kitabımız, Allah’ı inkârın mümkün olamayacağını pek net bir şekilde dile getirmektedir. İnananlara mü’minler diye hitap eden Kur’an, inanmayanlara kâfirler kelimesiyle hitap etmektedir. Hâlbuki mü’minin karşıtı münkir olmalıdır. Rabbimiz inkârı mümkün olmayan bir gerçek olduğundan, inanmayanlara münkir değil, kâfir (gölgeli) tabirini kullanarak Allah’a inanmanın zorunlu olduğunu, inanmayanların, gerçekle aralarına perde koyanlardan ibaret olduğunu emretmiştir.

Küfrün, yani Allah’a inanmayışın gerçekle kendi arasına perde çekmek anlamına geldiğinin en bariz örneği çağımızdadır. Çünkü çağımızda Allah’ı inkâr, fiziki inkâr anlamına gelmektedir. Prof. Paul Deviesi bu gerçeği bilim dünyasında ilk kez net bir şekilde açıklamış, “Modern fizik ve Allah inancı kitabında uzun uzun örneklerle fiziği inkâr etmeden Allah’ı inkâr etmenin mümkün olamayacağını kurallaştırmıştır.

Fizik İnkâr Edilmeden Allah’ı İnkâr Etmek Mümkün Değildir!
Fizik İnkâr Edilmeden Allah’ı İnkâr Etmek Mümkün Değildir!

Prof. Dr. Paul Deviesi, bu inanca ilk götüren deney, mutlak boşlukta kuvantların varlığını tespit etmesi olmuştur. Fizik biliminde en basit örneği elektrik ampullerinde görülen vakum (boşaltma eylemleri) geliştikçe, fiziğe pek çok yararlı keşifler yaptırmıştır. Nitekim X ışını da bu sayede keşfolunmuştur. Ancak, fizikteki bir kanaat mutlak boşluğun elde edilmesini, edildiği takdirde de hiçbir kuvantın böyle mekânda kalamayacağı yönündedir. Paul Davies, bu zoru başarmış mutlak vakumu laboratuvarda elde etmiştir. Bundan sonrası ise şüphesiz önce Devies’i, sonra da tüm ilim dünyasını hayretler içinde bırakmıştır. Çünkü deney sonunda mutlak boşluk mekânında yepyeni kuvantlann ortaya çıktığı görülmüştür.

Bu sonuç mutlak boşluğun, yokluğun olamayacağını, fizikçe tespit edince, Allah’ın bitmez kudreti karşısında yoklara mecal olmadığı ortaya çıkmıştır.

Bilim dünyası, benzeri bir gerçekle uzayda da tanışmıştır. Daha önceleri uzayın bazı yerlerinde varlıklar olduğu, bazı yerlerinde ise boşlukların var olabileceği sanılıyordu. Hoş bir tevafuk Marksizmin yıkıldığı 1987 yılında Uzayın her noktasında kuvant titreşimlerinin olduğunu kanıtladı. Uzay bilimcilerinin dünyanın en ünlü fizik laboratuvarlanyla ortaklaşa yaptıkları bu tespit, dünyada ateizmin tarihe karışması şeklinde tebliğ edildi.

19. asrin histerik ateist kavramları böylece tarihe gömülmüş oldu. Daha önceleri 1950′li yıllarda DNA’nın (canlının temel molekülü) keşfiyle birlikte evrimin onarılmayacak bir biçimde yara alması, daha sonraları 70′li yıllarda ozon üzerinde yapılan araştırmalar, tesadüfçülük ilkelerini zaten tamamen ortadan kaldırmıştı. Ancak bilim dünyasındaki bu gelişmeler, halk kitlelerine gereğince yansımadı, ilmin çok ciddi delilleri içinde bu iki nokta evrim ve rastlantıcılıktır. 19. asrın bilim sarhoşluğuna hatta komasına girdiği devirlerde, fizik olayların rastlantılarla meydana gelebileceği düşüncesi, hatta buna bağlı olarak canlılığın bile biyolojik bir rastlantıdan doğduğu, sonradan gelişe gelişe insan ve bitki varlığını meydana getirdiği (evrim) ortaya atılmıştır.

Yeryüzünde hayatın temeli olan suyun varlığı fizik rastlantı koşullarını reddetmeye kâfi sebeptir. Su gerek donduğu zaman gerek buharlaşıp yağmura dönüştüğü zaman, rastlantı düşüncelerini kahreden fizikî mucizelere sahiptir. Bunlardan ilki suyun fizikî yasalara göre, yani sıfır derecede donduğunda ağırlığının en yüksek noktada olması ilkesinin aksine, +4 derecede en ağır oluşudur. Bu yasadışı olay hayatın suda başlayış nirengilerinden, biridir. Bu sayede denizler buzla donmaktan kurtulmuş, hayat devam edebilmiştir.

Yine hayatın mucizevi bir yandaşı olan yağmurun yağışı da tüm fizik kuralların alt üst eder. Atmosferin üst seviyelerinde -20 ile -60 dereceleri arasında değişen ısı koşullarına rağmen, su buharı donup bloklar halinde yere düşmez ve yağmur damlacıklarının teşekkülüne fırsat verir. Su moleküllerinin sıfır derecede katılaşması gerekirken, atmosferde -40 dereceye kadar donmayışları, bir meteoroloji mucizesidir. İnsanlar eski cağlarda Allah’a inanmak için olağanüstü görüntüler beklemişlerdir. Bu mucize arayışı böylece fiziğin muhteşem matematik sınırları içinde her gün atmosferde ve denizlerde cereyan edip durmaktadır.

Tesadüflüğü kökünden kahreden bir tesbit de, son on yıl içinde gerçekleşmiştir. Astronomi bilim adamları uzayda iki galaksinin, yani milyarlarca yıldız kümelerinin yörüngelerinin çakıştığını ve büyük bir uzay felâketini tesbit ederek beklemeye başlamışken, iki galaksinin birbirine ziyan vermeden yollarına devam ettiklerini hayretler içerisinde görmüşlerdir. Hatta David Malland isimli bir bilim adamı, bunu Avustralya’daki laboratuvarda filme almış bir yandan da bilgisayar aracılığı ile olayı görüntülemiştir. Birbirinden farklı milyar kere milyar yıldızın cazibelerinin nasıl dengelendiğini ise tüm akılları ve zekâları dondurmuştur.

Atmosferde burnumuzun dibinde duran ilâhi mucizeyi (ozon) son 25 yılda fark edebildik. Bilindiği gibi, ozon 3 oksijen atomundan kurulu bir gazdır ve dünyamızda yüksek oksijen etkisini temsil etmekle tanınır. Atmosferde ise bütün yeryüzünün atmosferini 15 ile 40 km’lik bir kuşak içinde saran bir perdeyi temsil etmektedir. Ekvator kuşağında daha kalın, kutuplarda daha ince olan bu perde arzı dana doğrusu canlıları güneş ışınının hareketli ultraviyolesinden korumaktadır. Işın fiziği bilmeyenler için bu kadar tanım doğal sanılabilir. Hâlbuki ışın fiziği bize bir perdenin şiddetli ışınları geçireceğini; zayıf ışınları alıkoyacağını bildirmektedir. Ozon bunun tam tersini yapmaktadır. Yani güneşin zayıf ultraviyolesini geçirip şiddetli ultraviyoleleri tutmaktadır. Bu olay ışın fiziği açısından tersi düşünülmeyen bir mucizedir.

Dünyadaki hiçbir madde zayıf ışınlan geçirip şiddetli ışınlan tutacak bir özelliğe sahip değildir. Ozon moleküllerinin bu mucizeyi nasıl bir enerji sistemi içinde gerçekleştirdiği de kesinlikle bilinmemektedir. Ozon tabakalarının hayata ferahlık veren bu sırrı yanında, bir başka özelliği de iklimlere verdiği yön ve havadaki oksijen aralarını ayarlama sırrıdır. Fizik ilminin bugün ulaştığı noktalar ve diğer bilimlerin san’atlaşan sırları, fizik ilmini inkâr etmeden Allah’ı inkârın mümkün olmadığını göstermektedir, ilmin gösterdiği kırmızı kartlar, ateizmi ilim sahasından atmıştır. O kenefi kafasındaki putlarla sokaktaki bir görüntüdür.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 31 Ekim 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.