Fikir Özgürlüğü ve Hoşgörü

Dünyadaki en ilginç tezatlardan biri fikir özgürlüğü ve hoşgörü konusundaki akılalmaz sahteciliktir. Fikir özgürlüğü ve hoşgörüye en tahammülsüz sistem, marksizmdir. Kendi düşüncesinden başka her türlü düşünceye karşı büyük bir taassup içindedir. Hatta daha rahatça denilebilir ki, yeryüzünün en faşist diktası, komünist idaresidir. Ama buna rağmen dünyanın neresinde özgürlük ve hoşgörüden yana bir faaliyet varsa, marksistler oradadır.

Fikir Özgürlüğü ve Hoşgörü
Fikir Özgürlüğü ve Hoşgörü

Gerek eski Sovyetler Birliği’ndeki uygulama sırasında, gerekse diğer dünya ülkelerinde ihtilâllerin hazırlanmalarında bu gerçek hep böyle olmuştur. Hiçbir memleket yoktur ki, marksist yönetim içerisinde özgür düşünceye izin versîn, ya da hoşgörü sahibi olsun. Bu böyle iken marksistler ısrarla hep toplumda özgürlük sloganlarıyla huzuru kaçırır dururlar. En tehlikelisi de heyecanları sıcak olan gençlîği ayaklandırarak baskı unsurları oluştururlar.

Çağımızın en ciddi gerçeklerinden biri olan bu sorun bir türlü insanlara ciddi olarak anlatılamıyor. Bu yüzden de marksistlerin tahrikleri hafife alınıyor. Onların hızla örgütlenmesi ve sonunda tehlikeli terörizm hareketlerine dönüşümü aptalca seyrediliyor.

Marksistlerin gözden kaçan en büyük hususiyetlerinden biri de acımasızlıklarıdır. Dünyadaki çeşitli fikir ayrılıkları ve çatışmaları sırasında olayları hızla çatışmaya götürüp terörist eylemler yapanlar hep marksistlerdir. Dünyadaki ekonomik çıkar kavgaları çoğu zaman savaş doğurur ve savaşa kadar giden süreçte, daima bir anlaşabilme, ortak yolu bulabilme imkânı vardır. Hâlbuki marksistler kendi düşüncelerini benimsemeyenlere karşı fevkalâde sevimsiz bir nefreti yaşattıkları için terörün en acımasızıyla devreye giriverirler.

Marksistlerin en ilginç yanı kendi tavır ve kimliklerini saklayarak hep barışın, insan sevgisinin, hoşgörü ve fikir özgürlüğünün arkasına sığınmalarıdır. Yıllardır ısrarla PKK’dan bahsederken marksist PKK diye bahsedilir. Ne yazık ki memleketimizde bu millet için fevkalade önemli olan bu tanım PKK için medya tarafından sansüre uğramaktadır. Yani PKK’nın marksist olduğu ısrarla sansüre tabi tutulur. Bu konu fevkalade önemlidir ve Türkiye için hayati önemi haizdir. Çünkü PKK’nın marksist olduğu zihinlere sinerse marksistlerin Türkiye üzerinde oynamak istediği oyun fark edilir ve marksizmin Türkiye’de hayat bulması imkânsızlaşır.

Bugün açıkça fikir özgürlüğü adına marksistlere verilmek istenilen ödün fikir özgürlüklerinin gelecekte yok edilmesine dair çok ciddi bir gaflet oyunudur. Hep tartışma konusu olan “Türkiye’nin bölünmesine, parçalanmasına çalışmayın.” bir fikir özgürlüğü olduğunu kabul ettiğiniz takdirde böyle bir ihanete kim tevessül edecektir. Yani siz bu özgürlüğü kime prim olarak vereceksiniz. Marksistlerden başkası bu tarz bir özgürlüğü düşünüp gündeme getirir mi? Bu, özgürlükten ziyade ihanete açık prim vermektir.

Hoşgörü konusunda marksistlere verilen fikir özgürlüğünden daha tehlikelisi ateistlere verilen hoşgörü primidir. İslâmiyetin dünya gündemine getirdiği başta Mevlâna gibi yücelerin savunduğu hoşgörü kavramı şimdi ateistlerce topluma negatif bir siluet içerisinde sunularak toplumdaki güzellikleri yıkmak için kullanılmak istenmektedir.

Hoşgörünün aslı, insanların davranışlarına ve düşüncelerine karşı gösterilmesi lâzım gelen bir iyiniyet sabrıdır. Ancak bu iyiniyet kişilere karşı bir sıcaklığı yaşatmak, hataları ve kusurları görmezlikten gelerek kavgaları yok etmek için kullanılan bir primdir. Gerek insanları, gerekse milletleri tahrip eden insanlık değerlerini yok eden düşüncelere karşı hoşgörü insanlığa, sevgiye karşı büyük bir ihanettir. Son günlerde tertipli ve hızlı biçimde hoşgörü patenti altında Türk-İslam toplumunu çürütmeye matuf düşünceler kol gezmektedir.

İnsanlığın tek ve temel meziyeti olan inanç ve inancı ahlakî değerlere yansıtma programına karşı ağır bir kampanya başlatarak ve bunu tıpkı marksistlerin fikir özgürlüğü kampanyasındaki sahtecilikleri gibi hoşgörünün arkasına sığınanlar, milleti iğdiş etmek istemektedirler.

Bu toplumda inanan insanın başını örtmesine tahammül edemeyen manyakların şimdi her türlü çirkinlikleri sergiledikleri, ahlâkî kökünden kaldırmak istedikleri sistemin kampanyalarına karşılık Müslümanlardan hoşgörü beklemeleri hatta bunu bir inanç sembolü gibi göstermeleri cidden tahammül edilmeyen ve tahammül edilemeyecek olunan ciddi bir gaflettir.

Nasıl bütün dünyada hırsıza, katile, vatanını satana hoşgörü göstermek gibi bir cinneti kimse benimsemiyorsa insanların manevi değerlerini yok etme kampanyası açan insanlık düşmanlarına da hoşgörü gösterilemez. Şahsımıza karşı gösterilen yanlışlıklar ve terslikler karşısında bir Müslüman hoşgörü sahibidir. Ancak gelecek kuşakları ahlâka karşı isyan ettirecek faaliyetlere, Allah inancının toplumdan çıkarılıp atılmasına gayret göstermeye kalkan sapıklara, hele tamamiyle uydurma masallarla dinine karşı savaş açanlara karşı hoşgörü göstermek insanlıktan istifa etmek anlamına gelir.

İşin en ilginç yanı da böyle insanlık mikroplarının ilim ve akıldan hiç nasipleri olmadıkları halde ortaya çıkıp soytarılık yapmalarıdır. Marksist çevrelerin himayesinde yaşayan böylelerin fikirlerine saygı göstermek ve hoşgörü sahibi olmak mümkün değildir. Bu ince nüansı anlamadıkça milletimizin kavgalardan çelişkilerden kurtulması mümkün değildir. İnançsızlara, inanca savaş açanlara karşı göstereceğim hoşgörü hep bu hassas çizgide tespit edilmiştir.

Bir insanın inançsız olması ve inançsızlığını açıkça beyan etmesi kesinlikle hoşgörü ile karşılanır. Ancak bu kimse ahlâka ve inançlara karşı savaş açmaya kalkarsa hoşgörünün zerresi gafletin ötesinde bizzat kendi inancına karşı ihanet olur.

Batı’nın bizzat kendisinin terk etmesiyle başladığı ahlâkı yok edici kampanyaları hoşgörü ile takip etmek hakikaten bir yüzkarasıdır. Böylelerine karşı değil hoşgörü, en azından gönlümüzde çok ciddi bir nefret belirmesi gerekir. İslâm dininde nefret ancak bu noktada meşrûdur. Allah’ın insanlardan en çok beklediği meziyet olan sevginin yaşaması için sevgi düşmanı olan şeytana ve şeytanın çocuklarına hoşgörü göstermek şeytana secde anlamına gelir.

Eğer siz sevgiden yanaysanız sevgiyi daha geniş anlamda manevi değerleri çürütmeye kalkan düşüncelere ve kişilere karşı hoşgörü gösteremezsiniz.

Beni yakından tanıyanlar bilirler. Kişisel hayatımda eleştirilecek kadar hoşgörü sahibiyim, ancak manevi değerleri yok etmeye kalkanlara karşı nükleer bir nefrete sahibim.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 04 Mayıs 1995 tarihli Beklenen Vakit Gazetesi’nden alınmıştır.