Dr. Haluk Nurbaki

EVLİLİKTE GÖNÜL SAYGISI

Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

Sanki iki gönül mors alfabesiyle haberleşiyor gibi… Birisinden devamlı surette şefkat çıkacak (harfleri çıkacak), ötekisinden de sevgi harfleri çıkacak.


Efendim bu saygı, şimdi hani toplumda adet olduğu gibi: saygı sunmak saygısı değildir. Bir gönül saygısıdır. Gönül saygısı, sevgi çiçeğinin yetişeceği gönle su serpmek gibidir ve saygının kaybolduğu yerde sevginin kuruması, bitmesi bir nevi zaruret halindedir; onun için biz

“Saygıyı hanımefendilere bırakıp; sevginin mecburiyetini, daha zor olanını erkeklere bıraktık.”

Saygı Fevkalade Esrarengiz Bir Hikmettir

Saygıdan kasıt: genelde Allah’ın emanet olarak verdiği kocasına (çünkü kadını erkeğe, erkeği kadına emanet olarak vermiştir Cenab-ı Hakk… Emanet olarak verdiği, bir Allah emanetine karşı) gösterilmesi lazım gelen bir tarz hürmettir. Yani, onu kusuruna göre kıyaslamayarak, onu incitmemeye çalışarak yürüme sanatıdır. İnsanların yorgun oldukları zaman, canı sıkın oldukları zaman birçok yanlışlıklar yapması mümkündür, bir erkeğin. Buna karşılık, hanımefendinin ona karşı “saygı sırrı olursa,” onun içerisindeki yorgunluktan, hatta haksızlıktan, hatta nefsinden doğan bu bütün cerahatler erir, akar. Saygı fevkalade esrarlı, esrarengiz bir hikmettir.

Efendimizin, Hz. Fatıma’nın nikâhında köle ve cariye kavramlarıyla lütfettiği emir bunu gösterir bize. Yani bir hanım kocasına karşı saygı gösterirken bir cariyenin efendisine karşı zorunlu olan (kanunen zorunlu olan) davranışını örnek vermiştir. Çünkü bu davranış kanuni zorunlu olan bir davranıştır saygılı olmak, itiraz edememek gibi… Ama bunu gönül rızasıyla yapmak, işte: Efendimizin sünnetidir.

Efendimizin Talim Ettiği Nikâh

Efendimizin Talim Ettiği Nikâh

Kadınların Cennet Yolu Yüzde Yüz Açıktır

Elbette ki, saygının gidip de bir gönülde illa nihai inikâs etmiyorsa… Yansımıyorsa, cevabı gelmiyorsa tahammülü zordur. Ama İslam olmak, tahammül etmek sanatı ile iç içedir. Bu bakımdan bu üç unsuru bütün mümine kardeşlerimin çok sıkı bir şekilde içlerine sindirmelerini istiyorum… Zordur ama bunları içlerine sindireceklerdir. Bakınız, size enteresan bir şey söyleyeyim; yani, tasavvufta bir tanım vardır:

Kadınların cehenneme gitmesine şaşarım, diyor bir veli. Bu kadar gönlü açık bir varlık nasıl olur da cehenneme gider? Herhalde (diyor) acul olmaları (yani, anında feveran edip) yanlış bir saygısızlık yapmaları, yanlış bir tarz iffetsizlik yapmaları buna sebep oluyor. Yoksa kadınların cennet yolu yüzde yüz açıktır, diyor.

Çok çok ciddi bir tanımdır bu! Onun için bir hanımın zor olan bu merdiveni sıkı sıkıya elinde tutması halinde cennetin vizesi, pasaportu hazır demektir. Bütün iyi niyetine rağmen yine karşıdan istediği güzelliği bulamazsa bu bir “sabır sporuna” girer ki; o zaman manevi bir ibadettir, süper bir şeydir.

İslam Erkeğinin Bir Numaralı Özelliği…

Şimdi efendim, İslam erkeğinin bir numaralı özelliği: şefkattir. Yani, eğer bir insan kendisini mümin sayıyorsa ve şefkati yoksa imanı hastadır, lütfen gitsin bir mânâ doktoruna görünsün! Mutlaka şefkatli olması lazım gelir. Ki, bu şefkatin “en yakın gösterileceği nokta: eşidir, hanımıdır.”

Bu şefkati o kadar içten ve sıcaklıkla yapmalıdır ki; kadın yaşarken günlük mevzuatında, (o da yorulacaktır, onun işi, ev işi de dışarıdaki bir işten basit bir iş değildir… Belki bazen daha da ağırdır. Çocukların mesuliyeti vardır…) bütün bu yorgunluklar eve gelen kocanın gönlünde yaşattığı şefkat ışığıyla saniyede erir. Çok önemli bir şey…

Eğer bir mümin şefkat hassasını kaybetmişse, yazık olur evinin yapısına.

Mors Alfabesiyle Haberleşiyor Gibi…

Çünkü o zaman, o da karşıdaki mümine olan hanımında, nefsinden gelen dalgalar, yorgunluklar ne yapacaktır? Ondaki saygıyı, iffeti hatta hayâyı yavaş yavaş yıpratacaktır. Bu karşılıklı alış veriş: manevi alış veriştir.

Sanki iki gönül mors alfabesiyle haberleşiyor gibi… Birisinden devamlı surette şefkat çıkacak (harfleri çıkacak), ötekisinden de sevgi harfleri çıkacak.

Eğer bu mors alış verişi olmazsa, inanınız kimse kimseyi barıştıramaz… İnsanoğlu kendi kendisiyle bile barışamaz. Eğer birçok ailelerde bu tersliklere rağmen düzen yürüyorsa, Allah’ın özel merhametindendir. Yoksa şefkati olmayan bir müminin Allah nazarında (müsaade ederseniz), yeri yoktur!

Bu işe Cenab-ı Hakk, daha doğrusu şeriat o kadar önem vermiştir ki; hanımların evlilik hayatı içerisinde en az erkek kadar hakka sahip olduğunu hatta cinsel hakka sahip olduğunu… Yani buradaki erkek kadar derken, yani erkeğin davranışındaki şefkati tebarüz ettirmek için söylüyorum. Özellikle çok soyut bir şey olan cinsel ilgide bile bir numaraya yazmıştır, şefkat diye… Şeriatın hükümleri içerisine koymuştur.

Evvela Kendi Şefkatini Mutlaka Sorumlu Tutmalıdır

Binaenaleyh, şefkatini, erkek kaybettiği müddetçe hiç o ailenin içerisindeki hadisattan şikâyet etmesin.

Çocukların yanlış yetişmesinden, aile bünyesindeki çıtırtılardan, nikâhın sık sık sallanmasından hatta kopmasından evvela kendi şefkatini mutlaka sorumlu tutmalıdır.

Bu şefkat sırrı, Allah’ın kendisine emanet ettiği bir yavruya göstereceği (kendi yavrusuna göstereceği) dozda aynı şiddette olması lazım gelir, eşine.

Ve İslam ailelerinde, şuna inanınız ki; (bugünkü bir takım pislik züppelerin zannettiği gibi: “eskiden kadın esirdi, filan” hayır! Yüz elli seneyi atın… Çünkü yüzeli senesini ben, tarihin kültür pisliği sayıyorum. Bunun eskisine baktığınız zaman) bir hanımın evinde kocası otoriter gibi görünse de, onun sözü geçiyor gibi görünse de bir numaralı hadise erkeğin şefkatinin yaşamasıdır.

Şefkatin Aslı

Eğer Osmanlı çağında, Selçuk çağında aile yuvaları çok sağlıklı olmuşsa, yavrularını sağlıklı yetiştirmişse bir numaralı faktör: erkeğin İslami geleneklere, İslami emirlere uygun olarak şefkat duymasıdır.

Şimdi şefkat dediğimiz hadise sevginin biraz dışında bir hadisedir. Yani, sevmek yalnız karşılıklı bir cazibedir ama şefkat aynı zamanda koruyup affetmekle paraleledir. Yani, yalnız sevginin karşılıklı akışı değildir şefkat. Yani karşısındakini korumak, onu manevi kollarıyla kucaklamaktır. Sevgiyi öyle takdimdir, şefkatin aslı budur. Ondan dolayı şefkat;

Erkek tarafından eşine gösterilen şefkat, sevginin yaşaması için hazırladığı bir zemindir.

Bütün Mümin Kardeşlerimden Özellikle Rica Ediyorum!

Bir platform… Sevgi bahçesine toprağını atıyor, şefkatle. Ondan sonra, o sevgi güllerini dikecek demektir. Onun için bütün mümin kardeşlerimden özellikle rica ediyorum: şu ana kadar hanımlarında beğenmediği ne varsa bir an için unutsunlar ve şefkat dediğimiz İslami sırrı mutlaka göstersinler.

Efendimiz hanımlarla tartışmayı yasaklamıştır, biliyor musunuz? Efendimiz der ki: hanımlarla tartışanlar akılsızlardır! Akıllı erkek hanımla tartışmaz, der.

Bu şefkatin bir unsurudur, biliyor musunuz? Onu hoş görmenin bir unsurudur.

İSLAM ERKEĞİ OLUYORUZ, FİLAN DİYE “POZLARI” BIRAKALIM!

Çok geniş tabanlı İslami hikâyeler vardır… Mesela bugünkü erkeklerin çoğunun şikayeti “dır-dır,” dır. Biliyorsunuz; Hz. Ömer’e, karısını şikâyet etmek üzere gelen bir bedevi kapının önünde (daha da Hz. Ömer yeni çıkmak üzereymiş; hem de en sert erkek diye tanınır, Hz. Ömer… Öyleyken) istemeyerek kulak misafiri olmuş… Karısı neler söylemiş, Hz. Ömer’e! Yani ne kadar çok “dır dır” etmiş… Hz. Ömer hiçbir şey söylemeden, güler yüzle: Allah’a emanet ol hanım, demiş çıkmış. Onun üzerine adam şaşırmış…

–          Niye geldin sen? 

–          Ben şaşırdım Efendim! Ben hanımdan şikâyet edecektim ama sen koca Ömer’sin…

Peki, Hz. Ömer gibi çok sert bir çizgide bir erkeği karısının bir tarz isyanlarına, “dır-dır”ına karşı susturan nedir acaba? Lütfen, bütün erkeklere şimdi tavsiyem: bunu bir etüt etsinler, nedir acaba? Hz. Ömer korkmuş mudur? Karısını kaybetmekten mi korkmuştur… Çünkü Hz. Ömer için bütün kadınlar emri amadedir. Peki, niçin susmuştur acaba Hz. Ömer? Resulullah’ın sünnetini, şefkat sünnetini yerine getirmek için susmuştur.

Allah rızası için, kendi başımıza, “İslam erkeği oluyoruz” filan diye pozları bırakalım!

Ve bunu hiç unutmayalım! Hz. Ömer gibi en sert çizgili erkek… Susmasındaki sebep: işte bir şefkattir o! Hoş görüdür, şefkat sünnetidir…

Yani biz, İslam’ı bir anlasak da… Gönül istiyor ki ne kadar kadın, erkek varsa İslamiyet’i bir öğrensin. Eğer bir tanesi Müslüman olmazsa, şerefsizim. Hepsi de mutlaka Müslüman olur! Ama anlatamamışız, kendimiz anlamamışız ki; başkasına anlatalım!

Şimdi siz bu sünneti göstereceksiniz de bir kadın İslam erkeğinin ne olduğunu anladıktan sonra İslam’dan başka dine bayrak açar mı? İslam’dan başka söze kanar mı?

Evet derdimiz, dertleşiyor… İslam’ın güzellikleri ortaya çıktıkça, değil mi? Daha çok çetin yanıyor içimiz. Hele hele İslam’a dil uzatanların karşısında büsbütün canavarlaşıyoruz biz bu sefer, tahammülümüz kalmıyor!

Bu kadar mükemmel, bu kadar nadide, bu kadar zarif bir dine karşı bulanmak istenen iftiralar, ona atılmak istenen çamurlar… İnsan adeta çıldırıyor!

Erkeğin Hayâdan Sıyrılma Şansı Yoktur!

Şimdi, hele bu çağda… Envai çeşit kültür kargaşasında, envai çeşit giyinenler, envai çeşit makyaj yapanlar erkeklerin karşısına çıktıkça galiba kendi evlerindeki hanımları beğenmemek gibi bir “aptallığa” düşüyorlar.

Yüce kitabımız: erkekler de bakire olacak, kadınlar da bakire olacak, diye emrettikten sonra;

  • Erkeğin, erkekliğini bahane ederek hayâdan sıyrılma şansı yoktur!
  • Bir kadına hayâ ne kadar lazımsa, erkeğe de o kadar lazımdır!
  • Bir kadına ne kadar sadakat lazımsa, erkeğe de aynı şekilde sadakat lazımdır!

Gönlünden dahi, o dışarıda gördüğü bir takım züppemsi görüntülere bakıp da gönlünden kaydırması… O nasıl şefkat gösterecek, eve gidince kadınına ve Allah o sevgiyi o binada nasıl yaşatacak? O zaman kardeşim, kendi kendimizi aldatmayalım! Eğer mümin ve mümine isek onların haklarına riayet edelim!

Eğer değilsek çıkalım; “sokakta mı oynayacak, köçeklik mi yapacağız, ite mi bakacağız, arkamızda zincirli ip mi taşıyacağız” ona bakalım!

Ama mümin ve mimine isek mutlaka ve mutlaka Allah emirlerine ve Resulullah’ın getirdiği ahlaka uyalım. Bu çok önemli bir şey! Bekâret evlenmeden evvel mevzu bahis olduğu gibi evlilik müessesesi içerisinde, hayâ ve iffet bakımından aynen erkekle aynı mesuliyettedir! Bir kadının dışarıdaki bir erkeği aptalca beğenmesi, bir erkeğin dışarıdaki bir kadın aptalca beğenmesine Cenab-ı Hakk pirim vermez! İslamiyet hiç pirim vermez!

Yedi Sülalesi Yeniden Ekemez, O İmanı Oraya!

Gerçi, Taaddüdü Zevcat dediğimiz, birden fazla evlenmeye (dörde kadar evlenmeye) Kuran cevaz vermiştir ama o ayrı bir hikmettir! Şartları vardır, zaruretleri vardır, Efendimizin tarzı vardır… Bunların hepsini çok sıcak olarak bilmek başka; kendi hanımının gerek maddi, gerek manevi güzelliğini az görüp de dışarıdaki bir (şeytanın süslediği) görüntüye bakmak ve ona karşı temayül duymak ise o gönüldeki imanı alır, bir götürür ki; yedi sülalesi yeniden ekemez o imanı oraya!

RIZA MAKAMINA ERMEK!

Bu çok önemli… Yani erkek ve kadın nikâhlandıktan sonra, hele İslami nikâh yapıldıktan sonra “beğenmemezlik” kelimesini kullanamazlar! Allah’ın takdiri onlarla beraberdir… Erkeği de kadına veren Allah’tır, kadını da erkeğe veren Allah’tır. Buna ancak şükreder, şükür namazı kılar! Eğer bunlara ait beğenmemezlik gösterirse, çok ayıp eder.

Çünkü insanoğlu karşısındakini beğenmezken evvela kendisini masaya koyacak. Kendisi, ne? Kendisi çok mu bir matah! Diyelim ki bir erkek karısını beğenmiyor… Peki, kendisi çok mu matah? Kendisini bir koysun masaya!

Evet! O halde nedir bunun kolayı? Rıza makamına ermektir! Karısına… Karısın bütün çirkin, güzel maddi, manevi yanlarıyla rıza makamına ererse problem kalmaz. Karısına karşı dikenler doğmaz gönlünde. Karısına karşı dikenler doğmayınca da bu sefer ne olur biliyor musunuz? Karısından ona oklar gelmez! Ne dır-dır kalır, ne bir şey kalır… Merak etmesinler. İnsanlar “dır-dır”dan şikâyet ediyorsa, kendi karısına karşı gönlünde taşıdığı dikenlerin çok rolü vardır. Onları kabartır o dikenleri… Zaten kadınların biraz sabır sporları zayıftır, o dikenler katlı mı “pat pat pat” aklına geleni söyler! [Sohbetin başı: “Efendimizin Talim Ettiği Nikâh”]

ALINTI VE KOPYALAMA: "NurbakiMektebi.com" ticari maksat gütmeyen, tamamen gönüllü katılıma açık bir iştiraktir! NurbakiMektebi.com'da, Haluk Nurbaki'nin umuma açık şekilde yapmış olduğu sohbetleri, vaazları, radyo ve televizyon programları kaleme alınarak yayınlanmakta; gazete ve dergi yazıları, ticari dağıtımı durmuş ve devam eden kitaplarından alıntılar kaynak gösterilerek yayımlanmaktadır. Bu bağlamda yayımlanan içeriklerin ulaşılabilir olması asıl gayemiz dâhilindedir; hakları saklı değil, tamamen açıktır. Ancak, alıntı ve kopyalama yapacağınız içerik sayfasına "bağlantı" vermeniz ve/veya "kaynak" göstermeniz zorunlu olmakla beraber, "ticari maksatlı yayınlarda" içeriğin tamamı veya bir kısmı hak sahiplerinden yazılı izin alınmadan kullanılamaz!