EFENDİMİZİN YERYÜZÜNE TEŞRİFİ


 abone ol Bu sayfadaki çalışma henüz tamamlanmadı, güncellemeye devam ediyoruz!



NurbakiMektebi.com sitemizden tam olarak istifade edebilmek için youtube kanalımıza abone ol


Bilgi! Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde, 24 Nisan 1996 tarihinde verdiği “Kutlu Doğum Haftası” kapsamındaki konferans programıdır. Dr. Haluk Nurbaki’nin bu programını Efendimizin Yeryüzüne Teşrifi oynatma listesi başlığıyla youtube kanalımızda paylaşıyoruz. Bu kayıtlardaki ses arızaları mümkün olduğu kadar giderildi… Ve ek olarak yine, bu sayfada kaleme alınmış versiyonunu sizler için hazırladık.


Dünyanın Sonu Gelmişti!

Aile münasebetleri tamamen yıkılmış, bir ailenin […] tesadüflerden ibaret kalmış. Kadın ikinci sınıf vatandaş olarak ilan edilmiş; her türlü zulme mahkûm, müstahak sayılmıştır. İlim denen şey tamamen yasaklanmış; “büyücülük” addedilmiştir, bir yerde ilimden bahsedersen “büyücü” diye adamlar yakılmış, ortadan kaldırılmıştır. Efendimizin teşrif ettiği zaman ki manzarada, insanların bir kaosa gitme dönemine girdiklerinin işaretidir.

Fahri Kainat Efendimizin ahir zaman peygamberi olarak büyük sırrı, bu noktada gizlidir. Gerçekten dünyanın ahiri gelmiştir, sonu gelmiştir. Eğer, Efendimiz teşrif etmeseydi; dünya kendi kendini, insanlık kendi kendini kurtaracaklardı… Kuvvetli zayıfı parçalaya parçalaya, aile temelli ortadan kalkmış olarak, bütün dünya […] ordusundan ibaret hale gelecek ve böyle bir topluluk da, hayvani bir topluluktan fark olmadığı için dağılıp gidecekti!

İşte, Efendimizin yeryüzüne teşrif etmesi demek; insanları bir kaostan kurtarmıştır, yok olmaktan, dağılmaktan kurtarmıştır. Hazreti Şeyma’nın, Efendimize, peygamberlik inzal olduğu zaman söylediği çok hoş bir şiir… Sonradan, kendisi onu besteleyerek bütün Arabistan’da okumuştur:

Müjdeler olsun / Müjdeler olsun / Muhammed nuru yandı artık / Müjdeler olsun fakirler / Müjdeler olsun cariyeler / Artık size zulm edilmeyecektir. / Zulüm sona ermiştir. / Siz kurtuldunuz!

Burada kurtulan bütün mazlumlardır. Bütün, zalimin zulmüne uğrayıp değer hükümlerini getirmiş, her şeyini kaybetmiş insanlardır.

Binaenaleyh, Efendimizin yeryüzüne teşrifiyle evvela çok önemli hadise olarak ne olmuştur? İnsanlık, mahkum olduğu kaos kuyusundan, boğulmaktan kurtulmuştur! Biz, Fahri Kainat Efendimizin icraatını… İslam icraatını tetkik ederken; işte, “Bir takım etrafında çeşitli medeniyetler var… Bu da ayrı medeniyet olarak çıkmıştır…”

Hayır! Hiçbir şey yok etrafında! Her şey ölmüş, bitmiş tam bir batağa dönüşmüş! Yalnız Resulullah’ın ışığı çıkmış…


Efendimiz, Cahilliğe Savaş Açarak Peygamberliğini Başlatmıştır

Resulullah’ın bu muhteşem ışığı çıktığı zaman. Bütün kafirlerin isyanlarının sebebinin hâlâ […] İslam alemi de küfür alemi de maalesef yaşıyor. Hâlâ Efendimiz’in açtığı bayrağı, İnceliğini seyretme güzelliğini taşıyamamışız… Neden? Fahri Kainat Efendimiz teşrif ettikten ve İslam bayrağını açtıktan sonra ne demiş “Herkes ilim öğrenecektir!”

Kadın-erkek istisnasız, unutmayın bunu. Sonradan, Emeviler devrinde, hangi şaşkınlar geldiyse “Kadınlara farz-ı kifaye” demiştir. Yok öyle bir şey! Allah’ın emri, Resulullah’ın getirdiği kaide budur! Hatta, Bedir harbinde esirlere emir verirken “Siz kadına veya erkeğe okuma-yazma öğreteceksiniz” diye tasfi etmiştir, parantez açmıştır. “Yalnız erkeklere öğreteceksiniz” demiyor! Erkeğe veya kadına, şu kadar kişiye okuma yazma öğreten ‘esir olma hüviyetinden’ çıkar, salınıverir.” emrini vermiştir.  Şu halde; İslamiyet’in getirdiği en önemli ışık ilim ışığıdır. Fahri Kainat Efendimizin elinde tuttuğu ışık, okur – yazarlık ve ilim öğrenme ışığı yeryüzünde devredilen en büyük müjdedir.

Efendimizin karşısında cahillik vardır

Dikkat ederseniz, bütün peygamberler, karşılarında bir siyasi otorite ile mücadele etmiştir. Hazreti İbrahim‘in karşısına Nemrut çıkmıştır, Hazreti Musa‘nın karşısına Firavun çıkmıştır, Hazreti İsa‘nın karşısına Roma çıkmıştır. Bunlar nedir? Bir siyasi otoritedir… Bu peygamberler, toplumun “Sapık siyasi otoriteleri” ile mücadele etmek durumunda olmuşlardır. Efendimizin karşısında siyasi bir otorite yoktur. Ne vardır peki? Ebu Cehil vardır. Ebu Cehil ne demek? Cehlin babası… Cahilliğin babası! Demek ki, Efendimizin karşısında cahillik vardır. Efendimiz, cahilliğe savaş açarak peygamberliğini başlatmıştır… Bu, onun için çok önemlidir.

Büyük ilim savaşı sonunda…

Bugün, dünyanın neresinde olursa olsun bir ilim varsa Efendimizin cahilliğe başlattığı büyük ilim savaşı sonunda meydana gelmiştir. Bunları biz kendi kendimize uyduruyor muyuz? Bugün, ilmin özellikle müspet ilimlerin ve teknolojinin temeline baktığımız zaman, oradaki ilk taşların… Temel taşının Müslüman olduğunu görüyoruz. Ondan sonra Alem-i İslam (biraz sonra anlatmaya çalışacağım) çeşitli nedenlerle Onu devam ettirememiş ama temel taşının kristalini Müslüman koymuş.


Efendimizin Âlem-i İnsana İhsanı: İlim

Bakınız, insanlık alemi 5000 yıldır kırpık kırpık ilimlerle meşgul olmuş. Hatta bu ilimler sayesinde piramitleri yapmış… Mısır medeniyeti dedikleri, oraya gömdükleri ölülerin kokuşmaması için envai çeşit ilaçlar bulmuş…Kleopatra zamanında denizde yanan  bombalar bulmuş… Bütün bunları bulmuş ama bir türlü teknolojiye geçememiş. Yani; alet yaparak, birtakım kolaylıkları sağlayacak hadiseye geçememiş. Bu hadiseler ne zaman meydana gelmiş? 16. Asrın sonunda, Avrupa’dan bu ilim meydana gelmiş… Yani, teknolojiye geçme. Ondan evvelki bilgiler aritmetik geometriydi. Aritmetik ve geometri insanları teknolojiye geçiremez. Çünkü teknolojiye geçebilmek için “fizik” denen bir ilme ihtiyaç vardır.

Bilinmeyen sayıları bulan kitap…

Fizik ilmi ise “bilinmeyenleri bulabilmek” esasına dayanır. Bu sistemin oluşabilmesi lazım ki, teknolojiye geçilsin. Peki, “Bilinmeyenleri nasıl bulacaksınız… Bilinenlerin yardımıyla” dediğiniz takdirde; bunu, Hicri 1. Asrın sonunda Cafer-i Sadık Hazretleri Horasanlı Cabir’e öğretmiştir.

Horasanlı Cabir’e öğretmiş ve demiş ki: “Bu ilmi senin patentine veriyorum!” Horasanlı Cabir de oturmuş “El Cabiriye” diye bir kitap yazmış; yani “Cabir’in nağmesi” gibi…

Bu kitap evvela; İslam dünyası tarafından bir takım mezhep ve taassup kavgalarıyla reddedilmiş… Horasanlı Cabir de çekmiş gitmiş Horasan diyarına, kaybolmuş ortadan.

Bu kitap, sonunda Osmanlı âlimlerinden birisinin kütüphanesinde bulunup Fransa’ya intikal etmiş… 17 asrın sonlarına doğru, yani 1600’lü yıllarda.

Cabir’in kitabı

Bu kitap Fransa’ya intikal eder etmez bir de bakmışlar ki; bir kitap ki “Bilinmeyen sayıları bulan bir kitap.” Çünkü cebirin tarifi budur: “Bilinmeyen sayıları bilinenler yardımıyla bulmaktır.”

Hemen, Paris Tıp Fakültesinde ders kitabı okutulmaya başlanmış ve bir sadakat göstermişler, yeni bir dersi icat etmiş gibi kendileri isim vermemişler “Al Cabr” demişler: Cabir’in kitabı. Bugün Fransızca’da cebirin karşılığı “Al-jabr”dır… Cabir’in kitabı.  Fransa cebir vasıtasıyla Avrupa’da fiziği doğurmuş… Ve teknoloji öyle doğmuştur.

Binaenaleyh ilmin asıl sahibi  kesinlikle Fahri Kainat Efendimizdir. O’nun torunlarından Caferi Sadık vasıtasıyla Horasanlı Cabir’e intikal ettirmiş takdir ve cebir böyle bulunmuş… Fizik O’ndan çıkmış.

Gerçek İslam âlimleri daha pek çok… Biruni gibi fiziğe daha çok ışık tutanlar, İbni Sina gibi tıp ilmini geliştiren İslam alimi… Ama asıl mühim olan bugün ilim ilim, teknoloji, Batı dedikleri hadise cebirin keşfi ile başladı.

Cebiri takdir sayfasından çıkarıverin, tekrar ortaçağa döner Batı! Bu ise İslam’ın, dolayısıyla Efendimizin Âlem-i İnsana bir ihsanıdır.


Fransız Milli Kütüphanesindeki Peygamber İlmi

Binaenaleyh, herkes ne kadar şamata yaparsa yapsın, kendilerini ne kadar makbul sayarlarsa saysınlar, Al Cabr’ın (El Cabiriye kitabının) çizdiği çizgilerin ötesinde bir şey keşfetmiş değiller…

Bu kitap hâlen Fransız milli kütüphanesinde mevcuttur çünkü. Tek nüsha olduğu için […] ve ancak Fransız milli eğitim bakanının imzası ile görülebilir. Bendeniz, nasip oldu, gördüm bu kitabı.

Asli harfleriyle… Yani, elif’le, mim’le, ayn’le, sin’le formüller yapmış. İşte bu formüller; birinci dereceden denklem dediğimiz, ikinci dereceden denklem dediğimiz denklemleri çok net şekilde verdiği gibi, iki bilinmeyenli denklemleri ve trigonometrinin çözülmesi çok zor olan denklemlerini de Cabir, hepsini yapmış bu kitabında. Ve bu kitap, zaman içerisinde, Batı’da (Avrupa’da) bugünkü “teknolojik bilimin doğmasına sebep” olmuş.

Binaenaleyh, Fahri Kainat Efendimizin yeryüzüne lütfettiği en büyük hadise ilimdir ve bu ilmi Kur’an içerisinde, kıyametin sonuna kadar bulmak ve ilmin gidip, tökezleyip de “Ben bu işin içinden çıkamayacağım” dediği noktaları Kur’an’ın içerisinde seyretmek, bulmak kesinlikle mümkündür. Eğer bunda bir gaflet varsa; bu İslamiyet’in hatası değil, “İslamım zanneden” insanların kendi gafletidir!


Bugün fizik uzay olaylarında tıkanmıştır

Bu birinci hadiseye çok iyi şekilde el koymak lazım. Yani, “İlim bizim malımızdır.” Ne hale geldik! “Batıdan gelmiştir… Teknolojiyi almayın, yok bilmem onların ilmini almayın fesat karışmıştır” gibi aptal safhalar geçerdik ki… Bunu kasten Yahudiler, Osmanlı’nın son döneminde din adamlarına telkin etmişlerdir: “Şerden hayır gelmez, sakın bunları almayın… Bunların peşine düşmeyin!” Neyse, şimdi artık böyle bir tartışmanın yeri yoktur.

Artık ilmin ana sahibi olan İslamiyet, mutlaka gelecek günlerde çözülmesi belli noktalarda tıkanan fiziğe yeniden ışık tutacaktır. Bunun en iyi misali de: bugün fizik belli bir yere geldikten sonra özellikle karadelik dediğimiz astrofizik olaylarla, Uzay olaylarına… Gravidasyon dediğimiz cazibe olaylarında tıkanmıştır. Bunların ötesini aşamadığı için artık bilim, yepyeni bir pencereden bakma çaresini bulamamaktadır. Buralara gelmiş, tıkanmıştır. Buradan çıkabilmesi için yüce kitabımızın gerek karadeliklere, gerekse gravidasyona (yani cazibeye) getirdiği çok net ayetler vardır. Bu ayetler sayesinde çıkacaktır.

İşte, İslamiyet’in, Fahri Kainat Efendimizin yeryüzüne teşrifinin en önemli hadisesi olarak aklınızdan hiç çıkarmayacaksınız: “İlim bizim malımızdır.”

İlmin bütünlüğü

Kur’an’da, Cenab-ı Hak “Âlim” sıfatını açıklarken; bütün ilmin kendisine ait olduğunu, kendisinin dışında hiçbir şeyin bilinmediğini Kelime-i Tevhid’in bir parçası olarak bildirmiştir.

Binaenaleyh, ilim ayrıdır din ilmi… Ondan sonra Efendim; beden ilmi filan, diye böyle ayrı şey yok. Bütün ilim, Kur’an’da tek ilim olarak anlatılmıştır. Fahri Kainat Efendimiz de hatta “Evvela ilmi ebdan (yani evvela beden ilmi), sonra da ilmi edyan (sonradan da din ilmi)” diyerek ilmin bütünlüğünü tanıtmıştır. Bu gafleti inşallah terk edeceğiz.


Hz. Aişe Dünyanın En büyük Hukukçusudur

Fahri Kâinat Efendimizin Kur’an emirleri açısından, hem kendi hadisi şerifleri açısından; bir de uygulaması açısından O’nun yolunu seçeceğiz.

Fahri Kâinat Efendimize özellikle, biliyorsunuz, Medine Devri’nin son yıllarında, üst üste pek çok hukukla ilgili ayeti kerime gelmiştir. Bu ayet-i kerimelerin yorumu ve tartışması konusunda ashap zaman zaman sorular sorar… Efendimizin verdiği cevap nedir biliyor musunuz?

“Ben Kur’an hukukunu Aişe’ye öğretiyorum, ‘O’ size öğretecek!”

İslam hukuku baştan sona kadar Hazreti Aişe kanalından zuhur etmiştir.

Bir hadis nakillerinden, sayı itibariyle birçok ashabın hadislerini biliyoruz ama Hazreti Aişe özellikle hukuki ve içtimai açıdan çok önemli olan hadisleri yorumlayarak nakletmiştir ki; Osmanlı hukukunun yeryüzünde bir daha rastlanmayacak mecelle sistemi içerisinde; suç nedir, suçluluk nedir, hükmün nesine riayet etmek lazım gelir… Yani muhakeme usulü dediğimiz hususlarda, sırf Hazreti Aişe’nin yorumu vardır. Hazreti Aişe dünyanın en büyük hukukçusudur ve Fahri Kâinat Efendimiz tarafından yetiştirilmiştir.

Biz hâlâ ilme… Demin cebir ilmine karşı, matematik ilmine karşı tuhaf halimizi söyledim; şimdi de hukuk ilmine, içtimai ilimlere karşı tuhaf halimizi söylüyorum. Hazreti Aişe’nin sahip olduğu hukuk ilmini dışarıdan ithal malı gibi görüyoruz. Hukukun Aslı Hazreti Aişe’den intikal eder. Ama dışarıdaki bir sürü hukuk çatışmalarıyla, envaiçeşit bir takım çeşitli cereyanlar olabilir… Temelinde Hazreti Aişe’nin hukuka getirdiği Efendimizin kanalından şefaati…


Batı kendi yücelmesini İstanbulun fethine bağlar

Demek ki, ilim açısından İslamiyet sosyal ilimler olsun, matematik ilimleri olsun; bir ışık halinde anlatmış… Birinci olay: Fahri Kâinat Efendimizin yeryüzüne teşrifi ile ilmi toprağın içerisinden geri çıkarmış ve insanlara bir “nur meselesi” olarak sunmuştur. İslamiyet deyince hatırımıza bu gelecek bizim. İlmi ölümden kurtarıp yeniden beşeriyete sunan…

Gerçi bunun bir enteresan tecellisini insanoğlu bilmeyerek tekrar eder durur: Batı kendi yücelmesinin, kendisinin ilme kavuşmasını Fatih’in, İstanbul’u fethine bağlar.

Fatih, kör olan Batının, kilisenin gözünü açmıştır

Biliyorsunuz Rönesans, İstanbul’un fethiyle beraber zuhur etmiş bir hadisedir. “Acaba ne ilgisi vardır?” diye sakın ola ki, bu uyduruk tarih kitaplarına bakıp da kafanızı yormayın! Çünkü hainane yazılmış olan bu kitaplar, gerçekleri saklarlar. Fatih’in İstanbul’da uyguladığı İslam içtimaiyatı, İslam hukuku kör olan Batının, kilisenin gözünü açmıştır ve kilisede aynen şu konuşulmuştur:

“Eğer biz, Fatih’in (bugünkü tabiriyle) sosyolojiye ve hukuka verdiği gerçekleri toplumumuza intikal ettiremezsek; Fatih, on senede bütün Avrupa‘yı yutar. Bizim, Fatih’e direnebilmemiz için aynen Fatih gibi içtimai ve hukuki içtihatlara muhtacız!”

Demiş ve kendi reformlarını yapmışlar. Rönesans gerekli reformlar, sırf Fatih’in gözü pek ve muhteşem medeniyetini taklit amacıyla doğmuştur.

Bunu çok iyi bilmek lazım gelir Avrupa “Avrupa ise”; Fatih’in getirdiği sistemleri anlamaktan ibarettir, bugünkü seviyeye gelmesi… “Biz niye gelememişiz, onlar gelmiş?” O ayrı bir mesele! Konuşmamın başında arzettim: “Biz Süleyman Çelebi’yi şarkı dinler gibi dinlemişiz. Eğer biz, Süleyman Çelebi’yi, Fahri Kâinat Efendimizi anlamak için dinleseydik” her şey hallolacaktı.


Efendimizin İnsan Eşitliğine Getirdiği Ayrıntılar

Efendimizin yeryüzüne yaptığı 2. İhsan: insan eşitliği. Kesinlikle Fahri Kâinat Efendimiz teşrif edene kadar, Dünyanın hiçbir yerinde insan eşitliği söz konusu edilmemiştir. Semavi dinler bile inanan – inanmayan tasnifi yapmıştır; yani mümin kâfir – tasnifi yapmıştır… Renk tasnifi yapmıştır; zenci demiş, sarı ırk demiş…

İlk defa İslamiyet insan eşitliğini kesin biçimde Medine Beyannamesi’nde va’z etmiştir. Bugün, Birleşmiş Milletler ana sözleşmesinin insan özgürlükleri hakkında söylediği tanım aynen Medine Beyannamesi’nden alınmıştır. Çünkü Medine Beyannamesi’nde, Fahri Kâinat Efendimiz “Renk, ırk, cins ve inanç açısından, ne kadar haklı olursa olsun, bütün insanlar eşittir” buyurmaktadır ki, ilk eşitlik tarifi, Medine Beyannamesi dolayısıyla Fahri Kâinat Efendimiz tarafından yeryüzüne irşad edilmiştir.

Demek ki; Fahri Kâinat Efendimizin lütfettiği yeryüzündeki ikinci nuru “İnsan eşitliği”dir.

İnsan eşitliğinin, birçok noktalarda (İslamiyet’i eksik uygulamalarına rağmen) İslam Devletlerinin tümü az çok uygulayabilmişlerdir. Daha önemlisi, Fahri Kâinat Efendimizin insan eşitliğine getirdiği ayrıntılardır.

Yargılanma özgürlüğü

Bu ayrıntılardan bir tanesi yargılanma özgürlüğüdür. Fahri Kâinat Efendimiz Medine beyannamesinde de söylüyor: [Fatih (Sultan Mehmet)’te aynen Medine beyannamesini me’haz (kaynak) tanıdığı için aynı uygulamayı yapmıştır] “Bu toplum içerisinde herkes eşittir! diyor. Fahri Kâinat Efendimiz “Yargı özerkliği” vardır, diyor.

Bu çok mühim bir şeydir! Bugün yeryüzü medeniyetten, eşitlikten, hürriyetten bahsederse etsin… Yargı özgürlüğünü sağlayabilmiş bir devlet yoktur! Siz hangi ülkede, gidip de bir suç işlediğiniz zaman “Ben sizin mahkemeniz de yargılanmayacağım, ben şu mahkemede yargılanacağım!”  diyebilirsiniz?

Ama bunu Fahri Kâinat Efendimiz hem Medine’de uygulamıştır, hem de İslam hükümdarları içerisinde pek çok kimse, Medine beyannamesine uyarak işgal ettikleri yerlerde yargı özgürlüğü vermiştir. Bunun en canlı örneği: Fatih’in İstanbul’undadır! Fatih, İstanbul’u zapt ettikten sonra her cemaate, “İstediğiniz mahkemede yargılanabilirsiniz… Ben, bir İslam Mahkemesi kurdum […]; siz isterseniz bir Hıristiyan mahkemesinde, isterseniz Yahudiler, bir Yahudi mahkemesinde yargılanabilirsiniz” diye yargılanma hürriyeti vermiştir!

İdeal özgürlük

Hürriyetin ideali, hürriyetin en son ulaşabileceği nokta “Yargılanma özgürlüğü” dür. Bunu, Fahri Kâinat Efendimiz Medine beyannamesinde tam teşkilli vermiş ve pek çok İslami uygulamalar da bunun mahiyetindedir.

Demek ki; Efendimizin yeryüzüne getirdiği ikinci Nur, ikinci ihsan insan eşitliğidir. İnsan eşitliğini de en son noktasına kadar vermiş! Laf olsun diye “Sen senle eşitsin… Senin hesabının arasında bir fark yoktur” diye bırakmamış, sonuna kadar, yargılanma özgürlüğüne… İnanmayanın bile yargılanma özgürlüğüne fırsat verecek şekilde ideal bir özgürlük bırakmış.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir