Demokrasi ve Baskı Grupları

Halkın yönetime iştirakinin bir anlamda yönetim tarzlarındaki tercihinin bir ifadesi olan demokrasi, aslında çok güçlü bir rejimdir. Şüphesiz ki en zor taraflarından biri, çoğulcu demokraside halk tercihlerini elinde tutan iktidarın farklı görüşteki halk kitlelerine karşı da adil ve tarafsız davranma zorunluluğudur.

Demokrasinin yürütülmesinde en güç hadiseden biri, baskı gruplarını dengelemektir. Demokrasinin içinde varlığı zorunlu kabul edilen serbest piyasa ekonomisi ve sınırsız özgürlükler zaman içinde farklı baskı gruplarına dönüşür. Bir yandan serbest piyasa ekonomisinin doğurduğu dev zenginler, bir yandan da seçimlerde hiçbir faaliyet göstermemiş, kazanç sağlayamamış olan sivri düşünceler, sınırsız özgürlükten yararlanarak iktidarları etkilemeye çalışırlar.

Aslında demokrasilerde baskı grupları zaman içinde kendiliğinden dejenere olur.

Demokrasi ve Baskı Grupları
Demokrasi ve Baskı Grupları

Fakat sözlü ve yazılı basının abartmalı yansıtmaları bu baskı gruplarının varlığını dev gölgeler gibi gösterir.

Aslında demokrasi üzerinde en etkili baskı gruplarından birisi, şüphesiz basındır. Ancak demokraside gelişmiş ülkelerde, özellikle Batı’da basın birbirini dengelediği için, baskısını demokrasiyi yozlaştıracak biçimde artıramaz.

Demokrasi içerisindeki baskı grupları arasında en ilginç ve anlamsız olanı da halkın sevgisine inememiş, kendini milletin en akıllısı sayan, aydın geçinen gruplardır. Bunlar bazen meslek kuruluşları halinde, bazen cılız sloganlar altında toplanarak demokrasiye müdahale etmeye kalkarlar.

Tarihin çeşitli devirlerinde taa medrese döneminden başlayarak günümüzde üniversitelerde böyle baskı grupları sık sık boy göstermiştir.

Osmanlı İmparatorluğu devrinde sarayda veliler ve manevi değerleri yüksek bilginler söz sahibi iken, sonradan medrese hocalığı saraya önce nüfuz etmiş, sonra akıl hocalığı yaftası altında devleti çürütmüştür. Yakın tarihte demokrasinin yeni filizlenmeye başladığı Menderes devrinde de üniversite hocaları hırçın eylemler sergileyerek memleketin ihtilale gitmesinde büyük rol oynamışlardır.

Son günlerde rektörlerin Susurluk olayı dolayısıyla deklarasyon yayınlaması da hiç gereği olmadığı halde demokrasimizi rahatsız edecek mahiyettedir.

Susurluk olayı bahane edilerek memlekette ne kadar baskı grubu varsa hepsi birden faaliyete geçmiştir. Bir yandan rant kanatları tıkanan vurguncular, bir yandan kâr marjları sarsıntı geçiren sanayiciler, hepsi birden temiz toplum yaygarasıyla hükümeti, hattâ rejimi sarsmak istemektedir. Aslında bu memlekette temiz toplumu hiçbir zaman istemeyen ve istemeyecek olan menfaat şirketleri piyasada boy göstermekte, hiçbir köşe yazarı da çıkıp, “Kardeşim, senin temiz toplumla ne alâkan var? Sen temiz toplumu da sömürüyorsun, kirli toplumu da sömürüyorsun” diyememektedir.

Ülkenin en büyük şanssızlığı, başbakan olmayı büyük bir hayal olarak içinde yaşattığı halele bunu kaybetmenin paniğini yaşayan bir muhalefet liderine sahip olmasıdır. Onun hırs ve tahriki, demokrasi karşıtı olan baskı gruplarının devamlı olarak ayakta kalmasını sağlamaktadır.

Emniyet ve istihbarat teşkilâtının bünyesindeki yıllardan beri süregelen sisteme ait aksaklıkları Susurluk olayına fatura etmek hiçbir gerçeği çözmez. Turgut Özal’a yapılan suikasti bile ülkücü çete diye kendi kendilerine isimlendirdiği bir yanlışa bağlamak gerçekten hazindir.

Emniyet ve istihbarat açısından araştırılması ve çözülmesi en gerekli husus, eldeki bilgilerin resmi makamlara, hükümete, hatta cumhurbaşkanlığına sunulmak yerine, muhalefet liderine ve daha vahimi, Marksist bir partiye verilmesidir. Şüphesiz ki bu bilgiler içerisinde, kazadan on dakika sonra henüz kaza mahallinden çıkartmış Abdullah Çatlı’nın hüviyetinin açıklanmasıdır. Günlerce kamuoyunda “Elimde bilgiler, belgeler, kanıtlar var” diye siyasi tansiyonu yüksek tutarak, bir taraftan da başbakana haber gönderip hükümet olma teklifleri veren Yılmaz’ın, son olarak “Bendeki bilgiler yalnız Ömer Lütfi Topal cinayetine aittir” demesine ne demeli? Toplumdaki tedirginliği bu seviyeye kadar yükselten muhalefet liderinin bir kumarhane cinayetini, başka ülkelerde mafyanın birbirini temizlemesi olarak nitelendirilen bir hadiseyi rejim meselesi haline getirecek kadar dejenere etmesinin hesabını mutlaka mantıklı bir cevap halinde Türk milletine vermesi lâzım gelir.

Demokratik bir ülkede, bir başbakanın en güç tarafı, bütün bu baskı gruplarına rağmen iktidarı yürütebilme becerisidir. Ve Erbakan bu beceriye sahip tek liderdir. Daima her hadisede teenni ve sabrı ile on üzerinden on almıştır. Benim temennim odur ki, aziz milletimizin gerçek evlâtlarının yıllar boyu kendisini istismar eden, hakir gören bu baskı gruplarına karşı Erbakan’ın arkasında sarsılmaz bir güç olarak toplanmalarıdır. Millet her fırsatta asıl baskı grubunun kendisi olduğunu göstermelidir.

Kaynak: Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 12 Aralık 1996 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.